Tahsin Tuna / Bergama
Bergama’nın kültürle yoğrulmuş hafızasında festivallerin ayrı bir yeri vardır. Bu geleneğin temeli ise 1937 yılında atılır. O yıl düzenlenen ilk Bergama Kermesi, yalnızca bir eğlence değil; bir vizyonun, bir kalkınma anlayışının ürünüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “bu şehri dünyaya tanıtın” talimatıyla başlayan süreç, devlet ve halkın omuz omuza verdiği örnek bir imeceye dönüşür.
Kaymakamlık ve Halkevi öncülüğünde kurulan “Tertip Heyeti”, aylar öncesinden hazırlıklara başlar. Duyurular el ilanlarıyla, gazetelerle ülkenin dört bir yanına yayılır.
Bergama halkı sokaklarını defne dallarıyla, bayraklarla süsler. Otel yoktur belki ama gönül vardır; evler misafirlere açılır. Zeybek ekipleri haftalarca çalışır, cirit ve güreş alanları hazırlanır. Asklepion’dan Akropol’e kadar antik alanlar temizlenir, konferanslar planlanır. Kısıtlı imkânlar büyük bir disiplinle aşılır. Çünkü ortada bir hedef vardır: Bergama’yı dünyaya anlatmak.
Aradan geçen yıllar, değişen şartlar… Ama bu ruhun izlerini bugün de görmek mümkün.
Geride bıraktığımız Papatya Festivali, işte tam da bu eski kermeslerin ilk yıllarını hatırlatan bir atmosfer sundu. Festivalin isim kurucusu olan Japon bilim insanı Kaori Goto’nun Bergama sevgisi ve yürütme komitesi başkanı Sait Tez’in özverili çabaları, bu organizasyonun temelini oluşturdu. Sait Tez, tüm imkânlarını seferber ederek, kurumlarla istişare içinde, gece gündüz demeden bu işi sahiplenmeye çalıştı.
Bizler de bu sürecin bir parçası olduk. Beklenti içinde olmadan, yalnızca Bergama için çalıştık. Yazdığımız haberlerle bu şehrin sesini farklı platformlara taşımaya gayret ettik. Yerel basındaki meslektaşlarımız da sağ olsunlar, bu çabaya destek verdi. Her paylaşım, her haber aslında Bergama’nın biraz daha görünür olması demekti.
Çünkü bizler biliyoruz ki; görünmeyen emekler, görünür bir şehri inşa eder.
Ancak her organizasyon gibi bu festival de bize bazı eksikleri gösterdi.
Etkinlik alanı genel anlamda başarılıydı. Fakat arka kısımda, iş yerlerinin yanında bulunan kapalı tuvaletler ciddi bir sorun olarak öne çıktı. Binlerce insanın bulunduğu bir alanda temel ihtiyaçların karşılanamaması, organizasyonun en zayıf halkası oldu. Bu durum, ne yazık ki Bergama gibi köklü bir kültür şehrine yakışmadı.
Oysa çözüm zor değil. Var olan alanlar onarılıp hizmete açılmalı. Küçük görülen bu detaylar, aslında ziyaretçinin aklında kalan en büyük izleri bırakır.
Sonuç olarak…
Bu festival, ruhuyla geçmişin izlerini taşıyan, niyetiyle Bergama’ya hizmet eden bir organizasyondu. Emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir. Ama aynı zamanda eksikleri konuşmak, daha iyisini istemek de bu şehre duyduğumuz sorumluluğun bir gereğidir.
Çünkü mesele sadece bir festival değil…
Mesele, Bergama’dır.
