Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Sosyal Medyada Paylaş

Tahsin TUNA /  Tarih bazen bir imparatorluğun zaferlerinde, bazen de bir şehrin sessiz toprağında saklı bir küpün içinde gizlidir. Bergama’nın hikâyesi de işte tam böyle kadim bir sırla başlar…
Osmanlı Devleti’nin henüz Rumeli topraklarına yeni adım attığı, Bursa’nın başkentlik görevini gururla sürdürdüğü yıllardaydık. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, Gelibolu’daki Çimpe Limanı’nı geçerek tarihin akışını değiştirecek yeni bir dönemin kapısını aralamıştı. Yıl 1359’da Süleyman Paşa’nın vefatının ardından, 1360 yılında henüz 35 yaşında olan I. Murat tahta çıkarak Osmanlı’nın üçüncü padişahı oldu.
O dönemde Bergama, 1336 yılında Karesi Beyliği’nden alınarak Osmanlı topraklarına katılmış kadim bir şehirdi. Şehrin kalbi ise bugünkü Şadırvan Camii civarında atıyordu. Rivayet o ki, Arap Camii’nde hatiplik yapan Bedrüddin Mahmud, ilmi, irfanı ve güzel ahlakıyla halkın gönlünde taht kurmuş saygıdeğer bir şahsiyetti.

Toprak Altından Çıkan Hazine
Bir Cuma namazının ardından Tekke Boğazı’ndaki Paşabahçesi mevkiine giden Hatip Mahmud’un kölesi, tarlayı sürerken sabanın ucu sert bir cisme çarptı. Toprak derinleştirildikçe bunun sıradan bir taş değil, mermer bir yuvaya gömülü devasa bir küp olduğu anlaşıldı. Biraz daha kazıldığında ise yan yana gömülmüş içi Bizans dönemine ait kalın ve işlenmiş altın sikkelerle dolu üç küp gün yüzüne çıktı.
Hatip Mahmud, karşısındaki göz kamaştıran servetten yalnızca bir avuç altın aldı ve küplerin tekrar dikkatle örtülmesini emretti. Kölesine de bu sırrı asla kimseye söylememesini, aksi takdirde canından olacağını tembihledi.
Ancak bu büyük emanet vicdanında ağır bir yük bırakmıştı. Ertesi gün kervana katılarak Balıkesir üzerinden Bursa’ya yol aldı; doğrudan vezirin huzuruna çıkarak durumu tüm detaylarıyla aktardı. Haber kısa sürede padişaha ulaştı.

Padişahın Huzurunda Bir Gönül İnsanı
Padişahın fermanıyla görevlendirilen özel bir askerî birlik, Hatip Mahmud’u da yanlarına alarak süratle Bergama’ya döndü. Şimdiki Ulu Cami’nin bulunduğu alanda konaklayan devlet erkânı, Bergama halkı tarafından büyük bir hürmetle ağırlandı. Kazılar yeniden başlatıldı ve mermer küpler gün ışığına çıkarıldı.
Vezir, padişahın fermanını Hatip Mahmud’a tebliğ etti:“İki küp devletindir, bir küp senin. Hangisini istersen seç!”
Ancak Bedrüddin Mahmud’un verdiği cevap, nesiller boyu unutulmayacak bir tevazu dersi niteliğindeydi:
“Altınlar için özel bir buyruk yoktur. Şu ağzı kırık küp bana yeter.”

Dünyalık servete sırt çeviren bu asil duruş, altınlar kadar padişahı da derinden etkiledi. Bursa’da Murat Han’ın huzuruna çıkarılan Hatip Mahmud’a bu örnek davranışı dolayısıyla paşalık rütbesi verildi; ayrıca bir küp altın ihsan edildi ve geniş araziler tımar olarak bağışlandı. Rivayete göre verilen 30-35 bin dönümlük bu büyük topraklarla birlikte Bedrüddin Mahmud, artık Hatip Paşa olarak anılmaya başlandı.

Tarihin Akışını Değiştiren Miras
Bergama’nın bağrından çıkan bu servet, Osmanlı hazinesine can suyu oldu. Devletin Rumeli’de kalıcı hâle gelmesinde, Edirne’nin fethinde ve nihayetinde İstanbul’un kuşatılmasında bu gizli hazinenin dolaylı ama çok önemli bir rol oynadığı rivayet edilir.

Yıl 1399’u gösterdiğinde Yıldırım Bayezid, babası Murat Hüdavendigar’ın hatırasına Bergama’da Ulu Cami ve Tabaklar Hamamı’nı inşa ettirerek şehre olan vefa borcunu ödedi. Ardından Küplü Hamam, İncirli Mescit, Taş Han ve Koyun Köprüsü gibi nice abide eser, Hatip Mahmud Paşa’nın oğlu Hibatullah döneminde hayata geçirildi. Paşaoğlu ailesi, yüzyıllar boyunca bu topraklarda kök salmaya devam etti.

Sessiz Tanıklardan Bugüne
Tarihin tozlu sayfalarında kalan o mermer küplerin macerası da az değildir. Rivayete göre küplerden biri 1837 yılına kadar Küplü Hamam’da kalmış, ardından Fransız araştırmacı Texier tarafından keşfedilerek II. Mahmud döneminde Fransa Kralı’na hediye edilmiştir. Bugün bu eser Paris Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Diğer iki küp İstanbul Ayasofya Müzesi’nde, kırık kapak parçası ise hâlâ Bergama Müzesi’nin bahçesinde muhafaza edilmektedir.
Yalnızca Küplü Hamam’ın ya da antik sokakların hikâyesi bile bizi 1360’lardan alıp bugüne taşıyan devasa birer roman gibidir. Bergama’da Osmanlı döneminden kalan hanlar, hamamlar ve camiler, işte bu büyük vefânın ve tarihin sessiz tanıklarıdır.

Selam olsun sana, kutlu insan Bedrüddin Hatip Mahmud Paşa… Ruhun şad, mekânın cennet olsun. Bergama’ya ve Osmanlı’nın kaderine bıraktığın o derin izler, aradan yüzyıllar geçse de bugün hala gururla konuşuluyor. Seni belki çok geç hatırladık; ancak bu da bizim tarih karşısındaki en samimi ve sessiz borcumuz olsun.
Kaynak: Emin Urgun

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

Bergama’nın Sırrı ve Osmanlı’nın Kaderini Değiştiren Altınlar

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir