Mehmet Dönmez benim güvendiğim bir üretici- pazarcı!
Sanıyorum en az 30 yılı aşkın süre içinde, başta karpuz olmak üzere, ürettiği enginar, mısır (darı) ve kavunu kendisinden temin ediyorum.
Urla Balıklıova’dan çıkan sevgili kardeşim Mehmet Dönmez ilkokul sıralarından bu yana babası sayesinde ‘pazarcılık’ da, ‘seyyar satıcılık’ da yapıyor.
Bir yıl önce Güzelbahçe- Urla sınırında akşam dönüşünde yediği 10 bin lira para cezasını, ondan çok benim zihnimde yer etti.
O sıradan kuyrukta geçilen dar yolda, ‘külüstür’ diyebileceğim aracıyla kaç kilometre hız yapmış ki radara yakalanmış?
Bana bugün İstanbul’dan trafik para cezası geldi.
Barbaros Bulvarı’nda hastane dönüşü kırmızı ışıkta geçmişim…
Yeni ceza tarifesine göre beş bin lira ceza yazılmış.
Hiç kimsenin ‘ödemeyeceğim!’ lüksü yok.
Eninde sonunda bir şekilde faiziyle birlikte ödenecektir, bu cezalar.
Genelde milyonda bir kişi, genelde hukukçu, mahkemeye gidiyor.
Ama kayıtlara bakarsanız, cezalar binlerce insanımızın umurunda değil!
Mermerci Barış usta ile konuştum, ‘Nasılsa af çıkacak!’ dedi, cezalarını neden ödemediğinin sebebini böylece açıklamış oldu.
Kime güveniyor, oy peşinde koşacak milletvekilleri ve parti başkan, yöneticilerine…
*- PAZARLAR DA DEĞİŞTİ!
Cumartesi günleri kökten üretici Mehmet Dönmez ile alışveriş sonrası mutlaka kısa süre de olsa piyasayı konuşuruz.
Konu pazarcılar idi.
Mehmet Dönmez’in rahmetli babası İzmir Pazarcılar Odası’nın fi tarihindeki kurucularından idi.
Daha sonra da yöneticiliği sürdü.
15- 20 yıl öncesine kadar pazarcı ‘Seç seç al!’ diye bağırırdı.
Söylediğine göre; müşteriye gözünden tanırlardı.
Ya şimdi?
Üretici gibi eski pazarcılar da kalmadı.
Yani ‘Sakın dokunma!’ zamanına gelindi.
Bu ‘Araya çürük çarık yerleştireceğim!’ demekti…
Peki ‘Seçeceğim!’ diye diretirseniz ne olur?
Sonucunu bir gün sonra İstanbul’da güzel bir örnek olarak gördük…
Bir kadın ile pazarcı arasında bu nedenle tartışma çıktı.
‘Elleme, seçme!’ diyen ve sözünü dinletemeyen pazarcı bir şişeyi kadının kafasında kırdı.
Neyse ki, ölümcül bir tehlikesi yok…
Pazarlarda tezgahların sahipleri belirttiği gibi değişti.
Ve de bir yerli müşteri düşünce ve tutuma, tavırlara karşı gelirse, karşısında bir anda bir gurupla karşılaşıp, hiç de hoş olmayan sıkıntılı anlar yaşıyor, görüntüler oluşabiliyor.
Şimdi, genelde bazı pazarlarda, bazı yeni pazarcıların kentin havası ve kültürüne uyum sağlayamamışların oldukları gözlemleniyor.
Etiket mecburiyeti bazı pazarlarda yok gibi…
Ya da daha önceleri medyada yayınlandığı gibi ‘çift etiket’ sistemi uygulanıyor.
Bu satırları Mehmet Dönmez ile görüştükten sonra İstanbul’da bir kadının bir pazarcı tarafından anlatıldığı şekilde hastanelik edilmesinden sonra yazma ihtiyacını hissettim,
Bir noktada uyarı ve duyuru şeklinde.
Herkese keyifli, güzelliklerle süslü günlerde hayırlı sıkıntısız alışverişler diliyorum.
*- HER GÜN BİR TANE…
Veli Özgür Mersin’den yazıyor:
“Bir yere uygun olman, oraya ait olduğunu göstermez!”
“Kontrol edilmezsen, nefret edilirsin…”
“Saat zamanı gösterir, zaman kimin ne olduğunu!”
“Saçmalama, tekrar deneyebilirsin; sabahlar bunun için var…”
“Yıldızları görmek için, başkaldırmak gerekir…”
“Diliniz başkalarını mahvediyorsa; dualarınız sizi kurtarmaz!”
“Zihinde duygusallığı bitirdiğin zaman, oyunu sen kurarsın…”
“Yanlış kişileri terfi ettirdiğinizde, en iyi elamanlarınızı kaybedersiniz…”
*- ÇOCUK ÇÖZDÜ…
1841 yılında Réunion Adası’nda, yalnızca 12 yaşında olan Edmond Albius adında bir çocuk, dünyayı değiştiren bir keşfe imza attı.
Bilim insanlarının yıllardır çözemediği bir botanik gizemi çözdü ve tat dünyasını sonsuza dek etkiledi.
Fransızlar, Meksika’dan vanilya orkidelerini Réunion’a getirmişti.
Ancak büyük bir sorun vardı: Bitki çiçek açıyor ama meyve vermiyordu.
Çünkü Meksika’da bu tozlaşmayı gerçekleştiren özel bir arı türü vardı, ama Réunion’da bu arı yoktu.
Botanikçiler çare aradı ama başarılı olamadılar.
İşte tam bu noktada, o zamanlar köle olan Edmond Albius devreye girdi.
Eğitimsizdi, ama gözlem yeteneği çok güçlüydü.
İnce bir tahta parçası ve başparmağını kullanarak, vanilya çiçeğinin zarını nazikçe kaldırdı, poleni stigmaya bastırdı.
Ve mucize gerçekleşti: çiçek meyve verdi.
Basit, etkili ve bugüne kadar kullanılan bir yöntem doğmuştu.
Bugün bile vanilya, Edmond’un geliştirdiği bu elle tozlama yöntemiyle üretiliyor.
Ancak bu devrim niteliğindeki tekniği geliştiren çocuk, tarih tarafından neredeyse unutuldu.
Edmond Albius, yoksulluk içinde ve tanınmadan hayatını kaybetti.
*- HAZIRLIKSIZLIK YIKAR!
Stratejik Yönetim Zirvesi’nde; dayanıklılığı, liderliği, dijital dönüşümü, kurumlaşmayı ve şirketlerimizin geleceğini konuştuğunuzu düşünün.
Stratejik Yönetim Zirvesi’nde en önemli sorulardan biri şu olacak :
“Şirketimiz ne kadar dayanıklı?
Yeni dönemde yalnızca büyümek yetmez; güçlü nakit akışı, verimli operasyonlar, güven veren marka ve doğru strateji şirketleri geleceğe hazırlar, zor zamanlarda da güçlü kılar ve büyütür.”
Kutup ayısı hayatı boyunca tek bir şeye güvenir:
Buz sağlamdır.
Ama zemin değiştiğinde, aynı güvenle yürümek en büyük riske dönüşür.
Bugün iş dünyasında da durum farklı değil.
Güvendiğiniz yapılar zayıflarken, alışkanlıklarla ilerlemek artık yeterli değil.
Artık mesele sadece ilerlemek değil; zemini doğru okumaktır.
Ne zaman adım atacağınızı,
Ne zaman yavaşlayacağınızı, bilmek stratejidir.
Çünkü bu dönemde farkı yaratanlar;
daha hızlı olanlar değil, daha doğru konumlananlardır.
Unutmayın:
Krizler değil, hazırlıksızlık yıkar.
*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE

*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE

*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE

*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE

*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE

*- BEN UNUTAMIYORUM! / YAŞAR EYİCE
