Biraz hukuktan ve adaletten söz edeyim:
Marketten alışveriş yaparken, iki çalışan aralarında konuşuyordu;
“Herkes tatilde, bizi çalıştırıyorlar!’
İdari izinle birlikte Kurban Bayramı tatilinin 10 güne çıkarılmasından yakınıyorlardı.
10 günü kendilerine az bulan bazı yerlerde, örneğin sağlık kuruluşlarında bir iki doktor nöbetçi kalmış, diğerleri ‘eyvallah’ deyip ayrılmışlardı.
Peki Bayram Tatilinde işçi çalıştırıl mı?
Önce şunu söyleyeyim:
Bayram tatilinde işçi, zorla çalıştırılamaz!
Ama ben hiç duymadım, ‘Çalışmak ister misin?’ sorusunun sorulduğunu…
İsterse çalışanlardan biri ‘Ben izin yapmak istiyorum!’ diyebilsin…
Yasaya göre,
Bayramda çalışan işçi, 9.5 günlük ücret alır.
Çalışmayan işçi, 4.5 günlük ücret alır.
Tatil 4.5 GÜNDÜR.
26 Mayıs Salı Arefe (tatil yarım gün)
27-28-29-30 Mayıs bayram
Çalışan işçi 2 KAT (yani+1 ilave) ücret alır.
İşçi, onay vermez ve çalışmazsa, 4.5 günlük ücret alır.
İşçi, onay verir ve çalışırsa, 9.5 günlük ücret alır.
Onay vermezse, zorla çalıştırılamaz!
Çalışmayan işçinin ücreti kesilemez.
2 kat (yani+1 ilave) ücret izne çevrilemez.
Tatil, hafta tatiline rastlarsa işçi; 2.5 kat ücret alır.
Tatil günleri, yıllık izin gününe rastlarsa, izinden düşülemez.
*- HESAP ORTADA
Bu yazıya başlamadan önce Antalya’dan pilav ustası Sait Tokat aradı.
Bayramımı kutladıktan sonra, ‘Vallahi yazını sonuna kadar okuyamıyorum. Bugün okuyacağım dedim ama yarıda bıraktım. Daha kısa yaz!’ talimatını verdiği için konuyu uzatıp uzatmama konusunda kararsızım.
Ama binlerce kişiyi ilgilendirdiği için devam ediyorum:
(26-27-28-29-30 Mayıs bayram tatilinde işçinin ücret hesabı;
İşçi günlük brüt asgari ücret 3.000 TL alıyorsa
26 Mayıs günü 13.00 sonrası çalışan işçi; GÜNLÜK 4.500 TL → 1.5 GÜNLÜK
26 Mayıs günü 13.00’a kadar çalışan GÜNLÜK 3.000 TL → 1 GÜNLÜK Bayramda çalışmayan işçi GÜNLÜK 3.000 TL alır → 1 GÜNLÜK
Bayram günleri çalışan işçi GÜNLÜK 6.000 TL alır → 2 GÜNLÜK
Hafta tatiline rastlarsa işçi GÜNLÜK 7.500 TL alır → 2.5 GÜNLÜK Bayramda çalışan işçi → 9.5 GÜNLÜK ücret yani 28.500 TL alır
Bayramda çalışmayan işçi → Normal ücretini alır.
Sait Tokat’ın, ‘Kanunların hepsi işverenlerden yana hangisi bunlara uyuyor…’ dediğini düşünüyorum.
Ama yanında bir kişi, örneğin çırak bile olsa, acaba onun hakkını vermeyi düşünüyor mu?
Sanmıyorum, o da patron sayılır ve ‘giderlerini’ saymaya başlar.
Nasrettin Hoca hikayesinde olduğu gibi ‘Sen de haklısın’ deyip, diğerine dönüp ‘Sen de haklısın!’ demeden konuyu kapatayım.
Herkesin işi rast gitsin…
Şimdi asıl konuya girelim.
Bu konu da binlerce insanımızı ilgilendiriyor,
Konuyu veren uzman ürolog Dr. Erol Duran…
*- AMAN DİKKAT!
Önce Yargı kararını vereyim.
“Eşlerin ayrı odalarda yatması ve birbirine notlar yazarak iletişim kurması çiftler arasındaki sevgi ve saygının bittiğini gösteren boşanma sebebidir…”
“…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalının, evlilikleri süresince eşini incitici söz ve davranışlarda bulunduğu, son üç dört yıldır iletişimlerinin kalmadığı, aynı evde fakat ayrı odalarda yabancı iki insan gibi yaşadıkları, ancak zorunluluk halinde birbirlerine not yazarak iletişim kurdukları, ortak yaşam ve paylaşımlarının artık kalmadığı, aralarında sevgi ve saygının bittiği anlaşılmaktadır.
Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.
Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır.
Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2013/3439, Karar No: 2013/2725
*- ALMAN ve FRANSIZLAR
Bizde genellikle Alman ürünü Rüzgar Tribünlerinim kullanıyoruz.
Alman fabrikalarının kapanmaması için tribün alacak Türklere Alman bankaları büyük imkânlar yaratıyor.
Bu konuda bir ara geniş araştırma yapmış ve paylaşmıştım.
Ama ‘vahşi kapitalizm’ zaman zaman bazı yerlerde, örneğin yerleşim alanlarının hemen dibinde yapılan kurulumlar büyük sıkıntı yaratıyor.
Birincisi gürültüsünden insanlar uyuyamazken, hayvanlar sütten bile kesiliyor.
Bunlar sabit.
Rüzgar tribünlerinin yerini ‘güneş enerjisinden’ yararlanmanın çok daha ekonomik olduğunu iddia edenler de var.
Rüzgar her zaman olmayabilir.
Güneş enerjisinde böyle bir sıkıntı yok.
Ama ‘rüzgarcılar’ buna karşılık, ‘Hava kapalı ve yağmurlu ise ne olacak?’ diyerek kendilerini savunuyorlar…
Neyse biz iki rakip üreticileri bir yana bırakalım, bence Almanların yerini Fransızlar alacak, haberi paylaşayım…
Fransa, “Pervanesiz ve Hareketli Parçası Olmayan Rüzgar Türbini” geliştirdi
*- SANAT ESERİ GİBİ
Fransa’nın Normandiya bölgesindeki rüzgârlı bir tepede mühendisler, rüzgâr enerjisi hakkındaki bakış açımızı kökten değiştirebilecek yeni bir teknoloji geliştirdi.
Dönen pervaneler yerine, titreşimle çalışan bir rüzgar jeneratörü kurdular:
Sessiz, zarif, minimal bir sütun, adeta bir sanat eseri gibi görünüyor ama aslında enerji üretiyor.
Adı: Vortex Rüzgar Jeneratörü
Bu sistem, rüzgârın silindirik bir yapının etrafından geçerken oluşturduğu “vortex shedding” (girdap ayrılması) denilen bir fiziksel etkiyi kullanıyor. Rüzgar geçerken, yapının iki yanında dönüşümlü olarak düşük basınç alanları oluşuyor.
Bu da yapının titreşmesine neden oluyor.
Titreşen bu yapı, esnek bir taban üzerine monte edilmiş.
Titreşim enerjisi, piezoelektrik ve manyetik indüksiyon sistemleriyle elektriğe dönüştürülüyor.
Ne pervane var, ne dişli, ne yağlama ihtiyacı.
Sadece rüzgâr ve titreşimle çalışan akıllı bir sistem.
*- AVANTAJLARI NELER?
• Sessiz: Pervanesi olmadığı için hiç ses çıkarmaz.
• Bakım Gerektirmez: Dönmeli parçalar olmadığı için yağlama veya düzenli bakım gerekmez.
• Doğaya Dost: Kuşlar ve diğer yaban hayvanları için çok daha güvenlidir.
• Görsel Kirlilik Yaratmaz: İnce ve estetik tasarımı sayesinde şehirlere, çatılara, köylere uyum sağlar.
• Kompakt ve Hafif: Büyük temellere gerek duymaz, kolay taşınır ve kurulur.
Peki ne kadar enerji üretiyor?
• Her bir birim yaklaşık 100 watt üretir. Bu, lambalar veya küçük cihazlar için yeterlidir.
• Ancak çoklu kurulumlarda (dizi halinde), mikro şebekeler oluşturulabilir. Bu sistemle bir bina tamamen beslenebilir.
• Güneş enerjisinin verimsiz olduğu bölgeler için ideal: Özellikle güneşin az olduğu, ama rüzgarın sürekli estiği bölgelerde verimlidir.
Anlatmıştım, bazı bölgelerde, noktalarda ‘Rüzgar Trübünlerinin’ nasıl tepki gördüğünü ve mahkemelik olduklarını…
Fransız modeli, Almanlara karşı nerelerde Kullanılabilir?
• Şehir köşelerinde
• Kırsal bölgelerde
• Şebekeden bağımsız çiftliklerde
• Mülteci kamplarında
• Binaların çatılarına kolayca yerleştirilebilir
En Büyük Gücü: Dayanıklılığı
• Hareketli parça olmadığından dolayı bozulma oranı son derece düşük.
• Temel gerektirmediği için kurulum maliyeti çok daha düşük
Sonuç:
Fransa’nın öncülük ettiği bu yeni nesil vortex türbinleri, titreşimi elektriğe çevirerek daha önce enerji erişimi olmayan yerlere sessiz, sürdürülebilir ve uygun maliyetli enerji sağlıyor.
Gelecekte bu türbinleri şehir sokaklarında, tarlaların kenarlarında ve çatılarda görmek mümkün olacak.
Rüzgarın titreşimi, artık yeni bir enerji kaynağı.
*- DOĞRU OLAN
Bu turda Dr. Erol Duran’a anlatacaklarım var.
Doğum yaptıktan sonra, dişi akrep yavrularını sırtına alır.
Ve bu yavrular, en ufak bir tereddüt bile göstermeden onun etini yemeye başlar.
Dişi akrep, ne kadar güçlü olursa olsun, karşı koymaz, çırpınmaz. Sessizce katlanır, kendi bedenini bir fedakarlık olarak sunar.
Yavaş yavaş gücü tükenir.
Artık ilerleyemez hale gelir, fakat yavruları artık kendi başlarına yürüyebilecek güce ulaşmışlardır.
Ve yürüyebildikleri an, dişi akrep son nefesini verir; kendinden geriye ne varsa, hepsini onlara vermiştir.
Böylece kendi hayatı, çocuklarının hayatında eriyip yok olur.”
Bunu ben böyle biliyorum.
Hatta bu olayı günümüze göre yorumlayanlar da var.
Bunlardan bir örneği matafor örneği olarak vereyim:
“Bugün, birçoğumuz o akrebe benziyoruz.
Doğduğumuz andan itibaren, ebeveynlerimiz gece gündüz demeden mücadele ediyor; konforlarından, isteklerinden vazgeçerek bize eğitim, barınak, giyecek ve yiyecek sağlıyorlar.
Ne var ki, büyüyüp kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan pek çoğumuz, bizi taşıyan o elleri unutuyor.
Kendi hedeflerine kapılıp, anne babalarının yaşlanışına sırt çeviriyor, arkalarına bile bakmıyorlar.
Oysa hayat, er ya da geç, onları da bugün ebeveynlerinin bulunduğu o noktaya getirecek…”
Bir başka bilgi ise şöyle:
“Anne akrep doğumdan sonra yavrularını sırtında taşır doğru, ancak yavrular annelerini yemezler, doğarken yanlarında yumurta benzeri keseyle doğarlar.
vücutları kabuk bağlayıncaya kadar annelerinin sırtında bu keseyle beslenirler, yani annelerini yemezler, bazen çiftleşme esnasında dişi akrep erkek akrebi yediği olur…”
Sevgili Doktorumuz Ürolog Erol Duran büyük ihtimalle gerçeği biliyor. Yavrular anneyi yiyor mu, yemiyor mu?
Cevabını bekliyorum…
*-
*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

*- BAYRAM TATİLİ / YAŞAR EYİCE

