*- BAHÇIVANLIK YOLUNDA  / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

12 Eylül bizim gibi eskilerin ‘iyi anmayacakları’ bir gün…
Ama benim için bugün bir değişiklik oldu.
Benim ‘dostum’ olarak tanımladığım gerçek üretici Mehmet Dönmez bugün
için ‘altın değerinde’ olan 10 kök enginar getirdi.
Bu köklere, üretici ‘Meme’ diyor…
Zamanı gelince, bir kökten 10 kök çıkıyor, en azından, Yani çoğalıyor,
ayrık otu gibi…
Bu yıl yalnız Urla değil, bildiğim kadarıyla Çeşme yöresinde de ‘Meme’
yani ‘enginar kökü’ yok…
Umarım başka yörelerde vardır da, enginar önümüzdeki yıl fakir
fukaranın alamayacağı, yanına yanaşamayacağı parasal değerde olmaz.
Mehmet Dönmez, bugün, 30 yıldır olduğu gibi karpuzum- kavunum ve darım
(mısırım) ile Balıklıova’dan getirdiği 10 kök enginarı, elinde çapa
ile Urla’daki evimin bahçesine dikti.
Yanİ bana Yılbaşı’na, Ocak ayına kadar sadece 2-3 günde bir sulama görevi kaldı.
Dediğim gibi 12 Eylül 2026 bu yaşımda benim için önemli bir dönüm noktası oldu.
Artık yalnız bilmem kaçıncı kez sahibi olduğum 43 metrekare çimin yanı
sıra, ‘bahçıvanlık’ yolunda ilk önemli adımı atmış oldum.
Yakında ‘kış sebzelerini’ belirleyip, fidelerini temin edip, sağlıklı
gıda için önemli çalışmaları yapmak için 12 Eylül’ü sevmiş oldum.

*- İTİCİ GELİYORDU
Ayhan Sicimoğlu’nu ilk kez Sarıyer’de deniz kıyısındaki bir etkinlikte
dikkatle dinlemiştim.
Kendisini yürekten sevip kutlamama, değerli meslektaşım Aylin Onart neden oldu.
Kaç yıl olduğunu anımsamıyorum, Kordon’da bir siyasiyi Aylin Onart’ın
işyerinin balkonundan izlerken, konu bir şekilde Ayhan Sicimoğlu’na
geldi ve o kadar güzel anlattı ve tanıttı ki, o ana kadar bana bir
şekilde ‘itici’ gelen Ayhan Sicimoğlu’na sempatim arttı.
Büyük güven duymaya başladım, büyük alt yapısı olan bu ustaya…
Ayhan Sicimoğlu bugün ‘haksız’ yere yediği bir trafik cezasını paylaşmış.
Kesinlikle ‘haklı olduğuna’ adım kadar eminim…
Çünkü birkaç yıl önce Manisa’da benzer bir trafik cezası yemiş ve hala
haksızlığa uğradığıma inandığım için ‘Olur böyle vakalar’ diyorum…
Umarım konu üzerine üst yetkililer gider ve gerçeği de bizlerle paylaşırlar.
Şimdi sözü Ayhan Sicimoğlu’na veriyorum:
“Marmaris-Dalaman Havalanına  ‘Abi 1,5 saat rahat gidersin’ dediler.
Ben sürat kurallarına uyarım, ‘2 saat vakit vereyim’ dedim.
Tek başıma açtım Flamenko ve Cuban Boleroları, müzik dinleyerek ağır
tempo ilerliyorum…
Yanımdan yıldırım gibi 34 plakalı koyu renk Alman otoları geçiyor…
İleride radarı, polisi gördüm, genelde nedense yol kenarında ters dururlar.
Hemen sürate baktım 80-90 arası…
‘Eyvah acaba 70 mi?’ diye düşündüm, ama yavaşlamadım…
Neyse o, İlerde polis çevirmesi ama içim rahat…
Durduruldum, ‘127 gidiyorsunuz!’ dedi memur.
İMKANSIZ….
İtiraz ettim ve indim, ‘sanırım otoları karıştırdınız!’ dedim.
‘Alet ne gösteriyorsa o!’ dediler.
Matbuu bir kağıt verdiler,’ imzalayın!’ dediler.
Okumadım ama ‘imzalamam yanlış tutanak!’ dedim…
‘%25 erken indirimden faydalanamazsınız’ dediler.
“Olsun yanlış evrak imzalamam’ dedim…
Bu ekipler sanırım Muğla’ya bağlı…
Lütfen radarlarını kalibre ettirsinler, masum insan canı yanmasın…
Her şeye razıyım…  iftiraya, yalana ve haksızlığa HAYIR…
not: Memurlar kibar ve kalibreli idi…
Ama Radarları kalibresiz…”

*- TÜRKLER YOKSUL İDİ
Tarihçi Sinan Aydın’ın yazılarını hep merakla okurum.
Bir ara ‘önemli’ olarak bilinen bir İstanbul gazetesinde yazıları
değerlendirilirdi.
Hiç ummadığım ve beklemediğim zaman gazeteden ayrıldı.
Bizim meslekte ‘kovulmaya’ da,  bir şekilde işine son verildiğinde de,
‘ayrıldı’ denilir.
Yani ‘ayrılma’ haberine şüphe ile bu düşünce ile baktım.
Sinan Aydın, ‘TÜRK DEVRİMİ’Nİ KÜÇÜMSEMEK!’ başlıklı bir yazıyı kaleme almış.
Birlikte okuyalım:
“Kulluk düzeni, yüzyılların boş vermişliği, geri kalmışlık, dışa
bağımlılık, borç yükü, kapitülasyon baskısı, yabancıların ve
azınlıkların ayrıcalıkları ve 1911’den beri devam eden yıpratıcı
savaşların etkisi sonunda 1920’lerin başında Anadolu’nun Müslüman
halkı, Türkler yokluk ve yoksulluk içindeydi.
Halk, büyük oranda okuma yazma bilmiyordu ve bilginin ışığıyla
aydınlanmamıştı, hastaydı, birçok yerde ağaların baskısı altında ve
savaş yorgunuydu.
Tanzimat’la başlayan reformlar ise hem yetersizdi hem Batı baskısıyla
ve etkisiyle yapıldığı için gerçek anlamda kurtarıcı etkiye sahip
değildi.
Bu koşullarda emperyalizme karşı Anadolu merkezli bir bağımsızlık
savaşının kazanılması ve (bu savaş sırasında temelleri atılmak üzere)
savaşın sonunda Anadolu’nun kalbinde Ankara’da yeni bir Türk
devletinin; üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması
küçümsenecek, sıradanlaştırılacak veya görmezden gelinecek olaylar
değildir.
Bunu küçümsemek için ya bilgisiz bir cahil veya art niyetli bir
Cumhuriyet düşmanı olmak gerekir…”

*-DEVE İLE DEMİRİN BULUŞTUĞU NOKTA
Anadolu’daki ilk demiryolu hattına inşa edilen ve bu topraklardaki ilk
tren garı olan Alsancak Garı’nı daha önce paylaşmıştık.
Yine aynı hat üzerine inşa edilen Kemer İstasyonu, projede inşasına
ilk başlanan ve ilk faaliyete geçen istasyon olarak tarihe geçer.
Kervan Köprüsü’nün hemen karşısına inşa edilen istasyon, ismini bu
kemerli yapıdaki köprüden devşirmiştir.
İzmir’i dış dünyaya bağlayan Kervan Köprüsü, demiryolu hattının
işlemesiyle birlikte yoğun bir deve trafiğini taşıyacak ve Tepecik
semtinin de gelişmesine doğrudan katkı sağlayacaktı.
Kemer İstasyonu, İzmir-Aydın tren hattının bel kemiğiydi.
Onsuz bu hat düşünülemezdi.
Aydın ve güneydeki verimli ovalardan gelen ihraç ürünleri burada
indirilerek develere yüklenir; develer de Kervan Köprüsü’nü geçerek
malları gemilere yüklemek üzere Gümrük’e ve Rıhtım’a ulaştırırdı.
1856’da imtiyazı onaylanan İzmir-Aydın hattının temel atma töreni
burada gerçekleşti.
22 Eylül 1857’de Kervan Köprüsü’nde top atışlarının eşlik ettiği bu
görkemli törene devlet yetkilileri ve yabancı elçiler de katılmıştı.
The Times gazetesinde 6 Nisan 1858 tarihinde yayınlanmış bir makaleye
göre Alsancak Garı’ndan bir lokomotif Kemer İstasyonu’na
getirilmiştir. Anadolu tarihinin ilk buharlı treni olarak kayda geçen
bu lokomotif, inşaat halindeki hattın test seferlerinden birini
gerçekleştirmişti.
İzmir- Tepecik- Kemer İstasyonu, 12 Aralık 1919 akşamı ölümcül tren
kazalarından birine de şahitlik etmişti.
İstasyonun yakınında kalan, bugünün Hilal Aktarma Merkezi’nde
gerçekleşen kazada 5 kişi ölmüş, 47 kişi yaralanmıştı.
İzmir-Aydın ile İzmir-Kasaba hatlarındaki rayların birbirini kestiği
bu noktada, İzmir’den Karşıyaka’ya giden bir tren ile Aydın hattını
kullanan başka bir tren çarpışmıştı.

*- SON USTALAR
Düşünün…
Yaşıtlarının büyük bir kısmı, hayırlı evlatları varsa çocuklarının
yanında; sağlıkları elveriyorsa huzurevlerinde yaşamlarını sürdürüyor.
Oysa ilerleyen yaşlarına rağmen mesleklerini bırakmayan, hatta
gelenekleri yaşatmaya çalışan insanlarla tanışmak, onlarla sohbet
etmek bambaşka bir keyif.
Anlatmadan geçmek olmaz.
Işık Teomana göre, biz onlara ‘Son Ustalar’ diyoruz.
Ama onlar, yaşlarına rağmen dimdik ayakta.
Direniyor, üretmeye devam ediyor ve gençlere örnek olmaya çalışıyorlar.
Mesleklerinin yok olup gitmemesi için yanlarında çırak yetiştirmek istiyorlar.
Ne var ki kapıdan içeri giren gençlerin ilk sorusu ‘Ne kadar maaş
alacağım?’ olunca, çoğu zaman daha baştan hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Bu yüzden dertliler…
Çünkü biliyorlar ki yarın bu meslekleri sürdürecek kimse kalmayacak;
geriye sadece anılar ve belgeseller kalacak.
El yapımı ayakkabı ustası, 84 yaşındaki Ahmet Örs de onlardan biri.
‘Birkaç yıl daha devam ederim’ diyor ama görünen o ki sağlığı el
verdiği sürece ömrünün son anına kadar tezgâhının başından
ayrılmayacak.
Elinden çekici, iğneyi, yapıştırıcıyı bırakmaya niyeti yok. O da çırak
yetiştiremediği için dertli…
Yıllar önce sıfırdan ayakkabı üretip satan Ahmet Usta, hazır
ayakkabıların yaygınlaşmasıyla birlikte talep azalınca tamirciliğe
yönelmiş.
Bugün hâlâ mesleğini büyük bir ustalıkla sürdürüyor.
Küçük dükkânı, Ayvalık’ta, Saatli Cami’nin arka sokağının çıkış
kapısının tam karşısında; ama aslında o dükkân, sadece ayakkabı tamir
edilen bir yer değil, bir ömrün, bir emeğin ve kaybolmaya yüz tutmuş
bir geleneğin sessiz tanığı.
*-


Yaşar EYİCE
0532 781 95 18

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir