Vatandaş dikkate alınıyor mu, alınmıyor mu?
Bunu yarın öğreneceğim!
Okuyucularım anımsayacak;
İzmir’in Güzelbahçe’sinde, deniz kıyısındaki ‘harika’ denilebilecek bir yerdeki, yine ‘harika’ denilebilecek belediyeye ait ucuz alışveriş merkezi ile yine hesaplı iki katlı restoran ve sıcak- soğuk içeceklerin bulunduğu ‘harika’ diyebileceğim ailelerin buluşma mekanındaki eksikliği yazmıştım.
Belediye Başkanı Ayşe Akın sorunu, yazımı ileten öğretmeninden öğrenir öğrenmez çözmüş.
‘anında’ denir ya işte öyle bir şey…
Fotoğraflarını da bana göndermiş…
Bir gazeteci için bundan güzel bir haber olabilir mi?
Tabii ki vatandaş için de…
“Her şey düşünülmüş, engelliler, yaşlılar, hastalar, hamileler, obezler unutulmuş!’ demiştim…
Çünkü; her yerde rastladığımız gibi, ‘giriş çıkışlarda tutacaklar’ unutulmuş…
Benzer durum Urla Devlet Hastanesi’nde de mevcut!
Belki de yarın ‘Mevcut idi!’ diyeceğim…
Belirttiğim gibi, kontrole gideceğim…
Kendime iş çıkardım, Göğüs Hastalıkları Uzmanı’ndan randevu aldım.
Daha önce, hastanenin girişinde basamak çıkamayacak durumda olan birçok hastanın yardım görmediği için düştüğünü yine bir hastane yetkilisinden, kapı girişindeki danışma memurlarından duymuştum.
Nasıl mı?
‘Bakın hastanenin girişinde birçok yaşlı hasta, adım atamayacak durumda olanlar büyük sıkıntı yaşıyor, bunu siz görmüyor muşunuz?’ diye sorduğumda öğrenmiştim.
Üst makamları uyardıklarını ama henüz bir çare bulunmadığını anlatmışlardı.
Ben de hemen girişteki duvarda asılı olan ‘dilek- şikayet’ kutusuna bir kalem bularak sorunu yazmıştım, yani resmen müracaat etmiş olmuştum.
Şimdi ‘dikkate alındı mı, alınmadı mı?’ bunu öğrenmiş olacağım…
Şimdi de ‘Urla Devlet Hastanesi’ ile ilgili Urlalıların ne düşündüklerini yazayım:
*- KADINLARIN DERDİ
Geçenlerde, daha doğrusu bir ay kadar önce 8 nolu Aile Sağlığı Merkezi’nde idim.
Aile hakimine ilaçlarımı yazdırmak için gitmiştim.
Önümde sıra bekleyen dört beş kadın hasta vardı.
Dışarıda sıcak tavan yapmıştı.
Bir kadın sağlık merkezine girdi, salona açılan kapıyı açık bıraktı.
Bir başka kadın, söylenerek gitti kapıyı kapattı.
Özür dilemeler faslını geçeyim.
Bir başkası doktorlara yapılan şiddet olaylarını dile getirdi, Urla’daki doktorların bir çoğunun ellerinin öpülesi olduğunu söyledi.
Bir diğeri Urla Devlet Hastanesi’ni met etti, benim her zaman söylediğim ve düşündüğüm gibi…
İşte burada bir kadın sinirle, ‘Hep sizin yüzünüzden!’ diye patlamaz mı?
Bizim yüzümüzden olan neymiş?
Bir güzelliği belirtmek mi?
Evet bu kadına göre öyle!
Çünkü; Urla Devlet Hastanesi’ne Afyon’dan, Denizli’den, Manisa’dan, hatta Antalya’dan bile hasta geldiğini, bunun nedeninin da bu methiyeler olduğunu iddia etti.
Başka hastanelerde hastalar bir çekim izin en az iki üç ay beklerken, Urla Devlet Hastanesi’nde tüm tıbbı işlemlerin bir günde çözüldüğünü ve güleryüzlü şefkatli iyi niyetli doktorlardan, hastane tüm görevlilerine kadar herkesin işini tam anlamıyla layık bir şekilde yaptıklarını belirtti.
Sonuç olarak: ‘Olduk olmadık her yerde ve her insana Urla Devlet Hastanesi’ni met etmeyin, artık biz de sıra almakta zorlanmaya başladık!’ demeye getirdi.
Urla Devlet Hastanesi yoğunluğa rağmen zaman sorununu çözdüyse, diğer hastanelerde neden bu bekleme kuyrukları oluşuyor?
Sağlık Bakanlığı’ndan önce kentlerdeki üst makamlar bunu düşünmeli ve akılcı çözümleri bulmalılar, diye düşünenlerdenim…
Kadınlar ‘aile meclisi’ gibi daha birçok sorunu dile getirdiler, aralarındaki konuşmada…
Belki bir gün sadece hasta kadınların sözlerini paylaşır, dikkat çekmeye çalışırım.
*- SÖZ KİMDE?
Sevgili okuyucularım;
‘Söz kimindir?’ diye bir soru sorsam, herhalde ilkokulu bitiren her vatandaşımız, ‘Söz milletindir!’ diye yanıt verecektir.
Gerek okuduklarından gerekse duyduklarından.
Şimdilerde bazı belediyelerde, “Söz, mahalle sakinlerinde!” diye bir proje başlatıldı.
Aktif Yurttaşlık ve Katılımcılık Programı kapsamında hayata geçirilen “Mahallede Söz Sende” buluşmalarında mahalle sakinleri talep ve önerilerini belediye personeline iletiyor.
Böylece doğrudan kurdukları iletişim sayesinde kendilerini değerli ve mutlu hissettiklerini ifade ediyor mahalle sakinleri.
Ancak bu sistem büyük şehirlerde pek geçerli olmuyor, çünkü sıra bazı mahallelere bir değil iki yılda bile gelmez.
Yani bir noktada aldatmaca oluyor.
Üstelik belediyelerde söz başkanın oluyor, milletin, mahalle halkının değil.
Yani istekler, dilekler pek yerine gelmiyor.
İşin garibi, ‘çözüm masaları’ da işe yaramıyor.
‘Anında çözüm’ olmadıkça yani görev zamanında yapılmadıkça başkanın da, genel anlamda belediyenin de bırakın ‘tam’ sıradan bir puan alması da imkansız.
Hani belediyelere bazı partiler tarafından karne ile puan verilecekti.
Siz hiçbir belediyenin iyi puan ya da zayıf puan aldığını duydunuz mu?
Bundan sonra da duymazsınız…
Sadece muhalefet söylenir durur, biz vatandaşlar gibi…
Ama sözümüz geçmez…
Kentsel Adalet ve Eşitlik var gibi gösterilir ama yoktur.
Aktif Yurttaşlık ve Katılımcılık da pek olası görülmüyor, çünkü başkana ve üst yöneticilere ulaşmak imkansız olduğundan.
yurttaşların talep, öneri ve şikâyetlerini doğrudan iletebilmesi bir şekilde hayata geçirilmezse, yani zamanında dikkate alınmazsa yetkililer ile halk arasında sağlıklı bir bağ kurulamaz.
Yerel yönetim ve hizmetlerle ilgili doğru bilgiye erişilemez.
“Samimi, içten ve şeffaf…”
İşte bizim istediğimiz ve beklediğimiz bunlar…
Kentin en küçük birimi olan mahallelerin, katılımı destekleyen en temel yapı taşı olduğu düşünülürse, sorunlar çözülür ve o kentte mutluluk hakim olur.
İsteklere geri bildirim yapılmalıdır.
Böylece vatandaş dileğinin yerine gelip gelmeyeceğini ve nedenlerini de öğrenmiş olur.
Basit ve beylik cümleler unutulmalı, bunlardan vaz geçilmelidir.
Halk kendisine değer verildiğini görmelidir.
Birçok mahallede muhtarların devlet memuru zihniyeti ile çalıştıkları da ileri sürülenler arasında.
*-
*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

*- ANINDA ÇÖZÜM / YAŞAR EYİCE

