Buradasınız
Anasayfa > Genel > “Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; / BAHA AKINER

“Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; / BAHA AKINER

Sosyal Medyada Paylaş

“Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme,
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heyecansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi.
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal;
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor…

Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor.
Ya bu kadın delidir yahut ben çıldırmışım!
Ben ki birçok kereler kırılmışım, kırmışım.
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı!
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı.
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi.
Bir dakika kendimin olamadım sahibi.
Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım dedim,
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim…”

Güne, Nâzım Hikmet’in 1920 yılında Suat Derviş için yazdığı “Gölgesi” adlı şiiriyle başladık dostlar. Suat Derviş, 117 yaşında…

Hani şu ‘Fosforlu Cevriye’nin yazarı. Kadın hareketinin henüz ‘emekçi’ eksenli düşünüldüğü bir dünyada romanlarıyla bu alana yeni bakışlar kazandıran ve hâlâ çokça okunan yazarın doğum günü bugün…

Suat Derviş ki; hayatının farklı dönemlerinde 10 yıl Avrupa’da yaşayan, 1930 yılında cebinde sadece 80 Markla Berlin’e ayak bastığında, henüz 25 yaşındaydı ve ailesinden hiçbir koşulda para istememeye yemin etmişti…

Almanya’nın belli başlı gazetelerine gidip yazı yazmayı teklif etmeyi kafasına koydu. Fakat bir tesadüf O’na bu kapıları açtı: Almanya’nın Voss Gazetesi adına Türkiye’den haberler yapan Doktor Feldmann, yazılarını ve romanlarını yakından bildiği ve Türkiye’deki başarılarına şahit olduğu Suat Derviş’in Berlin’e gelişini haber yaptı…

Ünlü yayın şirketi Ullstein’e iş için giden Suat Derviş burada gazetelere haber olduğunu öğrendi ve bu şansı sonuna kadar değerlendirdi…

Berlin yıllarında büyük bir kayıp yaşadı Suat Derviş. Dil kanserine yakalanan babası İsmail Derviş, 1932 yılında ailesiyle birlikte Berlin’e geldi. Masraflı bir tedaviyle babasının ömrünü uzatabileceği ümidine kapılan yazar, bu parayı bir araya getirebilmek için 15 gün içinde bir roman kaleme aldı. Kazandığı yüklüce parayı da tedaviye harcadı. Girdikleri ortak yaşam mücadelesini kaybeden aile, maddi olarak da sıfırı tüketmiş duruma geldi. İsmail Derviş’in cenazesini Türkiye’ye bile getiremediler. Bugün Berlin’de, Müslüman Mezarlığı’ndadır yeri…

Almanya’nın ekonomik kriz içinde olduğu bu dönemde Suat Derviş, çok çalıştı, iyi kazandı ve iyi yaşadı. Ancak Almanya’nın hızla faşizme sürüklendiğinin ve bir yabancı için artık burada çok zamanının kalmadığının farkındaydı…

Yurda, İstanbul’a döndü…

Berlin’de Edebiyat Fakültesi’nde okuyan, Almanca makaleler ve romanlar kaleme alan, İstanbul’a dönüp gazeteciliğe gönül veren bir kadının gayreti ancak delilikle açıklanıyordu. Kolay yılacak bir kişilik değildi Suat Derviş…

Cumhuriyet gazetesinin 1933 yılında yaptığı “Kadın erkekle bir olabilir mi?” başlıklı ankete “Hâlâ mı bu sual? Bu, erkekler namına ağlanacak bir hâldir!” cevabını verecek kadar emindi kendinden…

Dönelim Nâzım’la olan ilişkisine…

Öncesinde saygı çerçevesi içinde sınırını koyan ve birlikteliğe imkân vermeyen Suat Derviş, 1935 yılının sonlarında gençlik arkadaşı Nâzım’la yine karşılaşır. Bu kez O’na yakınlık gösterir. Nâzım bu! Yüreği Aşk’la dolu. Çamlıca sırtlarına çıkarlar. Sohbet ederler. Birlikte vakit geçirirler. Şubat ayında yağan karın erimesiyle oluşan çamurlara bata çıka dolaşır, yakınlaşırlar…

O zamanlarda Nâzım Piraye ile birliktedir. Eve dönünce ayakkabı ve pantolonun çamurlu halinden, Piraye şüphelenir, durumu anlar. Piraye; bir kova suyu üzerine döküp, Şubat akşamında balkona çıkar, “zatüre olup ölmek istiyorum!” der. Nâzım güç bela onu içeriye alır…

Tabi ki Piraye Aşk’ı ağır basar ve bu Nâzım, Suat Derviş ilişkisi sürmez…

Suat Derviş ki; mücadelenin ve istikrarın âbidesi, ruhunu inandığı şeyler uğruna savaşarak enginleştiren ve bu uğurda ölen bir güçlü kadın…

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin basılı yayın organı olan 9 Eylül gazetesindeki köşemden; kalemimden dökülenler, öyle yüreğimden, öyle yalın…

Bir yanıt yazın

Top