21 Okunma

Yazıyoruz ama boşuna.. YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*- Bornova Küçükpark daha çok yangın ve olaya gebe… Umarım sabahki yangından ders çıkaranlar olmuştur…

*-

Nereden başlayacağımı bilmiyorum…

Ama konuyu nereye getireceğimi önce söyleyeyim, sonra da çok önceki yıllardan bu yana doğru geleyim:

Bu sabah yani 13 Ocak 2020 Pazartesi günü Bornova Kazimdirik Mahallesi 162 Sokakta yangın çıktı.

Bir işyeri yani kafe tamamen yandı.

Apartman ve çevrede büyük maddi hasar meydana geldi.

Çok şükür can kaybı yok!

Sabahtan bu yana Sosyal Medya’da çeşitli yorumlar…

Örneğin Hülya Bilir Türksoy, yangını duyunca şunları yazmış:

‘Bornova büyük geçmiş olsun…

Yıllardır Küçükpark ı yazıyorum…

Sokak başında ‘ayağına sıkarız’ diyen adamlar bugün at koşturuyor.. Belediye zabıta vatandaşı dinlemiyor…

Ya bu yangın arka binalara sıçrasa…

Arka sokak barların otoparkı gibi…

Kaç kez şikayet edildi..

Bahçeler bodrum katları sanayi tüpü dolu..

Yerel yönetim umrunda değil..

Geçtiğimiz yıllarda yine böyle bir yangında bodrum kata kaçan gençler diri diri bağıra bağıra yandılar.

Kokusu aylarca hissedildi..

Nasıl bir vicdanınız var..

Yazıklar olsun.’

*-

Bizim Mahalle Küçükpark’ı ve sakinlerini de tanıtayım..

Yüzlerce binlerce öğrenci var…

Herkesin de bir anısı bulunuyor…

Ve de İzmir’in en kalabalık cadde ve sokakları burada…

Kemeraltı ya da Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin kalabalığı bile metro sokağı (166 Sokak) ya da yangın çıkan 162 sokağın yanında sessiz ve tenha kalır..

Orada hayat hava kararınca ya da belli saatte biter.

Ama Bornova Küçükpark’ta öyle mi?

Methini duyan koşup geliyor buraya…

Özellikle barların….

Ya da başka şeylerin…

Yani öğrencilere ek bunları da düşünün…

Kendilerini öğrenci diye tanıtanlar da var…

Yani her çeşit insan burada…

Bu yüzden birçok kişi de ya evini kiraya vererek, ya da satarak daha sakin yerleri tercih ediyor….

Ama gönlü hep burada…

Hiç unutmuyorum;

Öğrenciliğinden bu yana tanıdığım rahmetli Prof. Dr. Tanju Nemli’nin ve sevgili eşi Prof. Dr. Yıldız Nemli’nin bir gün yolda, ‘Vallahi buradan ayrılamıyoruz, burayı seviyoruz’ deyişleri kulağımdan gitmiyor.

Ve de yıllar önce nufus sayımı için gelen anketör öğretmenin şu cümlesi de, ‘Sizin sokakta hiç lise mezunu yok mu? Herkes üniversite mezunu… Ya da profesör…’

Bornova Profesörler Sitesi değil Küçükpark ama çok yıllar önce görevli bir öğretmen sosyal yapıyı özetlemişti…

*-

Ve Küçükpark’a ilk hizmeti çok yıllar sonra Yine Profesör bir Kadın Başkan Prof. Dr. Aysel Egemen yapmıştı, yolları ele alarak.

Daha sonra ‘Sevgi Yolları’ moda oldu…

Konak’ın ilk kurucu belediye başkanı rahmetli Süha Baykal, Efes Oteli’nin arka yan sokağını ‘sevgi yolu’ yaptı…

Sıra Bornova’ya da geldi…

Belki de birçok kişi gibi biz de sevinmiştik..

Süs havuzları yapılacak, oturma grupları oluşturulacak, cadde şeklindeki sokağımız ağaçlandırılacak ve de trafiğe da kapatılacak.

Küçükpark ile birleştirilecek…

Ve o günleri de yine  sokağımız esnafından ‘Nevzat Bebe’nin sahibi arkadaşımız  Nevzat Karagülle şöyle anlatıyor:

‘İsmini vermeyeyim.

O bilir zaten kendini !

Benim de o sokakta olduğum dönem ve o dönemin başkanı Küçükpark’ta bir toplantı düzenledi.

O zamanki esnaf ve bazı komsular, k.parklı oradaydık.

‘Bu sokak Alsancak’taki gibi Sevgi Sokagı olacak!’ dedi…

Önce anlayamadık!

İtiraz eden de olmadı.

Sonra o sokakta oturan bazı prof. Eşleri, önde gelen isimlerin eşleri ve ben belediyeye başkana çıktık.

Başkana yakınlığım olmasına rağmen gittik!

Böyle bir şeyin sakıncalı olabileceğini anlattık.

Yani olabilecekler ortada idi..

Ama maalesef dinleyen olmadı.

Bedava versen kimsenin tutmayacağı boş dükkanlar, birer birer ranta kurban gitti, hepi ruhsat aldı.

Beni de mal sahibi tahliye ettirdi…

Sonra kafe oldu…

Geriye dönüş olur mu?

*-

Meçhul bir dönemin başkanına, gazeteteci, orada ikamet eden arkadaşımız Yaşar Eyice, televizyon proğramında, ‘Başkanım ne olacak bu Küçük Parkın hali?’ dediğinde, ‘Üniversitenin içinde yapılan yere hepsini taşıyacağız’ demişti.

Ben de dinledim ama hala taşınacaklar..

İmkanları olanlar sattı kaçtı, işi gergi orada kalmak zorunda kalanlar kaldı..

Büyük geçmiş olsun!’

Nevzat Kardeşimiz benim canlı yayın televizyon programlarının birini anımsamış ve yazmış…

Ama şunu söyleyeyim:

Şimdi Kampüse çok gözel bir camii yapıldı.

Sanıyorum  20 milyar liranın üzerinde bir para harcandı.

Rektör de yapım süresince ne kadar bakan ya da üst yönetici varsa gösterip gösterip iyi puan aldı.

*-

Yerli esnaf yok gibi..

Nevzat Karagülle’nin belirttiği gibi uzaklardan gelenler yalnız ‘Tülay Aktaş Sevgi Yolu’ adı ve tabelası konan 162 sokaktaki bırakıl sonradan getirilen ve dikilen ağaçları, önceden var olanları da tek tek yok ettiler.

Havuzlar kırılıp parçalandı…

Tabii ki oturma gurupları da…

Işıklandırmalar da…

İlk açılan Dıgıl Sanat Kahvesi idi….

Bodrum’dan gelmişti, Karşıyaka’ya gitti…

Yani sanatın ve internet kafelerin yerini de başka kafeler aldı.

Sürekli el değiştirmeler oldu…

Cinayetler de işlendi çevrede…

Parası olan konuştu…

Çevre da biraheneler de yer buldu…

*-

Yeni düzenleme diye her yer beton oldu…

Bunlar nasıl okul bitirmişler?

Halbuki sürekli olarak bizlerin parasıyla yurt dışı seyahatlerine gidiyorlar.

Yalnız teknik adamlar, teknokrat ve bürokratlar değil..

Her partiden meclis üyeleri…

Bu arada söyleyeyim:

Bornova Belediye Meclisi’nde kaç tane Bornovalı var bilmiyorum…

Kendilerini de tanımıyorum…

Onlar da seçildiler, ‘iş bitti!’ diyorlar..

Bugün için demiyorum…

Dün de, önceki gün de böyleydi…

Belki de adamlar, kadınlar haklı…

Geldikleri yerde bir şeyler yapmalılar…

Bu da politika ile olur…

Birleşirsin, partilere kendi adamlarını yerleştirirsin, biri olmazsa diğeri dersin, olur biter..

Zaten bir araştırma yapın, yerel yönetimlerde, yerel yani yerli insanlar hemen hemen yok gibiidr.

Çünkü onların bir şekilde işleri vardır.

Beklentileri de yoktur…

Duaları benim gibidir, ‘kimseye muhtaç olmayayım yeter!’

Sağ elimiz sol elimize, sol elimiz sağ elimize muhtaç olmasın…

İşte ucube şekle hem de büyük paralar harcanarak getirilen Küçük Park’ta yollar daraltıldı, bariyerler konuldu..

Yerli halktan, fikirlerine bayıldığım sohbetine doğum olmayan Ümit Kundakçı kaç kez, ‘Belediyeye gidelim, sorunları anlatalım?’ önerisinde bulundu…

Ama bir türlü gidemedik…

Bu yeni bir konu değil…

Ama gerek o, gerekse komşular hep gördüğümüz, rastladığımız yetkililere ‘Yapmayın, etmeyin!’ dedik, dinletemedik…

Örnek olarak, 13 Kasım 2003’te,16 Olgun Çelebi Apartmanı cafe yangınırı gösterdik..

9  Üniversiteli gencimiz, böyle çıkan kafe yangınında bir dakika içinde alevler arasında kalmış, naylon brandalar vücutlarına yapışmış ve acı içinde can vermişlerdi, herkesin gözü önünde…

Sürekli söylediğimiz;

‘Ne itfaiye ne de ambulans kesinlikle yetişemez!’ diyoruz hala ama anlatamıyoruz.

Çünkü damdan düşen yok…

Bunu Balçova’da olduğu gibi damdan düşenler bilir…

Komşulardan öğrendim:

İtfaiye girememiş, gelememiş diye…

Zaten geldiklerinde iş işten geçmişti…

Sabahın erken saati olduğu için alevleri görenlerin ‘Uyuyanları uyandıralım, herkese haber verelim!’ dediklerini de kayıtlarda gördüm…

Ama kaç saat oldu, yan ve arka sokaktakiler bile ‘Ne oldu?’ diye birbirlerine soruyor…

Yani alevler her yeri sarsa ya alevlerden ya da dumandan o kadar çok insanımızı kaybederiz ki anlatacak sözcük bulamıyor, cümle kuramıyorum.

Şimdi aklıma geldi…

Aynen şimdiki Belediye Başkanı mahallemizin çocuğu Dr. Mustafa İduğ gibi yine okul ve gençlik arkadaşımız Cengiz Bulut da, yeni başkan seçilmişti, üniversiteli gençlerin can verdiği kafe yangınından sonra…

Aylarca yıllarca mahkemelere gitti geldi…

Adliye koridorlarını ezberledi…

Pazarda, toplantıda, cenazede ,düğünde Cengiz Bulut’u, önceki belediye başkanı ve milletvekilimizi görenler o günleri sorabilir…

Ama biz ders almayız…

Sıradan birileri gelir, yönetimlerde söz sahibi olur ve ‘Ben bilirim!’ diyerek halkın söylediklerine kulaklarını kapatır…

Birileri de yani müteahhitler de, ‘Bu işte iyi para var!’ diyerek dışarıdan gelenler de bildiklerini okurlar…

Dah çok söylenecek söz var…

Apartmanlara giriş çıkıştan tutun da aklınıza ne gelirse onlar…

İki gün konuşur, sonra unutur ya da unuttururuz….

Ölen ölür, kalan sağlar bizimle, deriz…

Yine söylemeden edemeyeceğim:

Bir ara şehitlerimiz artınca, Belediye’den çok büyük bir Türk Bayrağı tedarik ettik…

Boydan boya sokağımıza asacaktık…

Birileri geldi bazı esnafı dolaylı şekilde tehdit etti,

‘Sakın ha, yoksa burası da bombalanır!’ dediler…

Bunlar bence baş teröristler…

Bir önceki yazımda sözüne ettim ya, gizli fetöcüler gibiler…

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları el birliği yapıyor, bizler de sadece seyrediyoruz…

Yani elimizden bir şey gelmiyor, sokaklarımıza, yaşam alanlarımıza sahip çıkamadığımız gibi…

*-

Yaşar EYİCE0532 781 95 18E-Posta:yasar.eyice@gmail.comve yeyice@mynet.comTwitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın