Yarınki ‘cinayet’ gibi… YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*-  Gönüllü katılımı ile İzmir’de, Kent parklarında, yapı yüzeylerinde, terk edilmiş atıl alanlarda, refüjlerde, okul bahçeleri ve üniversite kampüslerinde yeşil alanlar oluşturulacak, terapi bahçeleri geliştirilecek.

*- Lafta kalmadı; Farklı yaş, cinsiyet ve yetiye sahip yurttaşların bir araya geleceği terapi bahçelerinde çocuklar ile yetişkinlerin de birlikte vakit geçirmesi sağlanacak proje için ocak ayından bu yana çalışma yürütülüyordu.

*- Buca razakısı küllerinden doğuyor. Buca razakısı ve benekli sultani üzümlerinden oluşan 12 dönüm üzerine yayılacak yeni bir bağ oluşturuluyor.

*- Mendegüme bölgesindeki ihracat ürünü erik ve kirazların hasadı devam ederken üretici ve tüccarı doğrudan buluşturan toptan pazar büyük ilgi gördü.

*- Daha yeşil Bornova için, 1.250 zeytin fidanı toprakla buluştu

*- Mafya babalarından sonra!…

*-

YAŞAR EYİCE

*- Dünden kalanlara ekleyerek!

Bu yazımı dün yazmış ama sonra paylaşırım diye ileri saatlere bırakmıştım.

Nedeni de ‘güncel’ olayları paylaşmak…

Elimde kaldı!

Ben de bugün bir değişiklik yaparak güncel gelişmelerin bazılarını anlatayım,  çünkü dikkatli okuyucularımın bildikleri gibi fotoğraflı olarak değerlendiriyorum…

Hatırlayan olacaktır:

Akşam gazetelerini satan çocuklar, ‘Yarınki cinayet!’ diyerek günlük haberi verirlerdi.

‘Yarınki’ sözcüğü doğru idi..

Çünkü; gazetelerde bu haberler bir gün, hatta bazen mesafe ya da ulaşıma göre iki üç gün sonra da yayınlanıyordu.

Şimdi de benzer uygulamalar oluyor;

Nasreddin Hoca, ‘Eski ayları ne yapıyorlar?’ sorusuna nasıl yanıt vermiş:

‘Kırkıp kırkıp yıldız yaparlar!’

İşte öyle!

Bazıları her eskiyi bizim önümüze parlatıp parlatıp koyuyorlar…

İstersen yersin!

*- İzmir’e terapi bahçeleri geliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi doğanın iyileştirici gücünden yararlanarak yurttaşların sağlıklı bir yaşam sürmesi için “Bahçe Terapisi ve Kent Sağlığı Projesi” başlattı.

Kent parkları, yapı yüzeyleri, terk edilmiş atıl alanlar, refüjler, okul bahçeleri, üniversite kampüslerinde yeşil alanlar oluşturulacak, terapi bahçeleri geliştirilecek.

Koronavirüs süreci doğayla uyumlu yaşamının önemini tüm dünyaya bir kez daha gösterirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi hayata geçirdiği sürdürülebilir kent projelerine bir yenisini daha ekledi. Doğanın insan sağlığına ve psikolojisine olumlu etkilerinden yola çıkan İzmir Büyükşehir Belediyesi, salgın öncesi Engelsizmir 2020 Kongresi hazırlıkları kapsamında “Bahçe Terapisi ve Yerel Yönetimler Çalıştayı” yaparak bilimsel altlığını oluşturduğu terapi bahçelerini kentte hayata geçirmek için kolları sıvadı.

Gaziemir Belediyesi de uluslararası bir çalışma yaparak bahçe terapisi uygulamasını başlatıyor.

*- Stresle başa çıkmak için

Proje ile ilgili bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, doğanın yaşam kalitesine etkilerinin ve terapi bahçelerinin 20. yüzyıl sonunda bilimsel araştırmalarla gündeme geldiğini hatırlatarak, “Koronavirüs salgını süresince doğanın önemini bir kez daha anladık. Engelsizmir 2020 Kongresi hazırlıkları kapsamında ‘bahçe terapisi ve yerel yönetimler çalıştayı’ yaparak bu konuda bilimsel bir hazırlık yapmıştık. Son üç aydır özellikle 65 yaş üzeri insanlarımızın hareketsizleşmesi, doğaya çıkamaması ruhsal olarak da sıkıntıya neden oldu.

Bahçecilik faaliyetleri stresli yaşam koşulları ile yaşamaya ve onlarla başa çıkmaya katkı sağlıyor.

İyi tasarlanmış bir yeşil alan, insanların yaşam sevincini yükseltmeye, bazı hastalıkların ilerlemesini durdurmaya ya da tedavi sürelerini hızlandırmaya büyük ölçüde katkı sağlıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak üç aylık salgın döneminde bu konu üzerinde çalıştık. Yurttaşlarımızın ruh ve vücüt sağlığnının korunmasına zaman içinde çok etki edecek bu projeyi başlatıyoruz” diye konuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 8 Ocak 2020 tarihindeTarihi Havagazı Fabrikası’nda ENGELSİZMİR 2020 Kongresi’nin hazırlıkları kapsamında “Bahçe Terapisi ve Yerel Yönetimler Çalıştayı” yapmıştı.

Yurtiçinden ve yurt dışından çalıştaya katılan uzmanlar bahçe terapisinde uygulanan tedavi yöntemlerini ve hastalara faydasını anlatmış, ardından atölye çalışmaları yapılmıştı.

*- Mendegüme Toptan Erik ve Kiraz Pazarı açıldı

Ödemiş Belediyesi’nin üretici ile tüccarı buluşturduğu Mendegüme Toptan Erik ve Kiraz Pazarı törenle açıldı.

Belediye Başkanı Mehmet Eriş, üreticinin emeğinin korunması için çalışmaya devam ettiklerini vurguladı.

Ödemiş’in Aydın Dağları üzerinde yer alan mahalleleri Hamam, Demirdere, Küre, Küçükören, Güney ve Çayır mahallelerinde yetişen eşsiz güzellikteki erik ve kiraz için oluşturulan toptan pazar şenlik havasında açıldı.

Mendegüme bölgesindeki ihracat ürünü erik ve kirazların hasadı devam ederken üretici ve tüccarı doğrudan buluşturan toptan pazar büyük ilgi gördü.

Başkan Eriş, “Tüm dünya eşya, ev ya da araba alma derdine düşmedi. Herkes sağlıklı gıdaya ulaşmanın derdine düştü. Ev, araba olmasa da olur ama üretim olmazsa, tarım olmazsa, hayvancılık olmazsa olmaz. Üretimin ne kadar değerli ve önemli olduğu konusunda Korona hepimizi uyardı” dedi.

*- Başkan Kılıç’tan üzüm hamlesi

Buca yeniden üzüm kokacak.

Kentin yüzlerce yıllık sembolü üzümü yeniden canlandırmak için yola çıkan Buca Belediyesi, çalışma rotasını belirledi.

Buca razakısı ve benekli sultani üzümlerinden oluşan 12 dönüm üzerine yayılacak yeni bir bağ oluşturulacağını açıklayan Başkan Erhan Kılıç, üzümlerin coğrafi işaretinin alınmasında da son aşamaya gelindiğini söyledi.

Üreticilerin teşvik edilerek ilçedeki bağlarda üzümcülüğün şahlandırılacağını ifade eden Kılıç, “Buca’daki toprakları ranta değil, tarıma açacağız” dedi. 

*-  Bornova’da ‘çevre’ etkinlikleri sürüyor

Bornova Belediyesi, ilçe genelinde yaptığı fidan dikimlerine ‘Dünya Çevre Günü’ etkinlikleri kapsamında da devam etti. ÇEVKOR Dergisi Derneği işbirliği ile 3 mahallede gerçekleştirilen zeytin fidanı dikimlerinde 1.250 edet fidan toprakla buluştu.

Kayadibi’nde 650, Gökdere’de 500, Yakaköy’de 100 adet zeytin fidanı dikildi.

Kayadibi Mahallesi’nde yapılan dikimlere Bornova Ziraat Odası Başkanı Cengiz Derici ve ÇEVKOR Derneği Genel Müdürü Ayhan Tokuştepe ile Bornovalı Muhtarlar ve vatandaşlar da katıldı.

*- Karşıyakalı iş kadınlarından

Karşıyaka İş Kadınları Derneği KAR-İŞKAD tarafından Karşıyaka Zübeyde Hanım Huzurevi’ne ateş ölçer yardımı yaptı.

Karşıyaka İş Kadınları Derneği KAR-İŞKAD tarafından Karşıyaka Zübeyde Hanım Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ne, geçirilmekte olan pandemi sürecinde huzurevi sakinlerinin sağlık kontrollerinin etkin şekilde yapılması amacıyla kullanımlarına sunulmak üzere elektronik ateşölçerler sağlandı.

KAR-İŞKAD Kurucu Başkanı Nil Güneri ve dernek üyelerinden Avukat Aylin Beliz Yıldırım, ateşölçerleri dernekleri adına huzurevi müdiresi Sevda Özen’e teslim etti.

*- Gıda işletmecilerini bilgilendirecekler…

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği işbirliği yaparak gıda işletmelerini bilgilendirecekler.

İşbirliği kapsamında,  normalleşme sürecinde gıda işletmelerinde alınması gereken önlemlerin yer aldığı bilgilendirme afişleri ilgili işletmelere dağıtılacak.

Normalleşme sürecinde işletmecilerin alması gereken önlemlerin yer aldığı ve İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından hazırlanan afişler İESOB tarafından bastırılacak.

İESOB odaları aracılığıyla teşkilatına bilgilendirmelerde de bulunacak.  Afişler, halk sağlığının korunması için büyük sorumluluk taşıyan ekmek-unlu mamul işletmeleri, üretim yerleri, toplu tüketim yerleri ve satış yerlerine yönelik faaliyet yürüten işletmelere dağıtılacak.

*- Çin, “porselenin başkenti” için özel koruma bölgesi kuruyor

Çin Kültür ve Turizm Bakanlığı, ülkede iki adet kültürel ekolojiyi/değerleri koruma amacıyla deneysel pilot bölge oluşturma planlarına onay verdi. Bakanlık, bu iki bölgeden birisinin doğu Çin’deki Jiangxi eyaletinin Jingdezhen kentinde, diğerinin de ülkenin merkezindeki Henan eyaletinin Luoyang kentinde kurulacağını açıkladı.

Bakanlığın belirttiğine göre, Çin’de “porselenin başkenti” olarak tanınan Jingdezhen, kendi pilot bölgesinde porselenin imalatına ilişkin uzun geçmişini anlatacak; öbür taraftan Luoyang kenti ise, Sarı Irmak boyunca oluşmuş eski medeniyetini dikkatlere sunacak.  

*- Demircidere turizme hazırlanıyor

Günü birlik köy yaşamı konseptiyle turist ağırlayan Bergama Kozak Yaylası Demircidere Mahallesi’nde Covid-19 normalleşme sürecinde sezona hazırlanıyor. 

Türkiye’nin oksijen deposu olan Kozak bölgesinde bulunan ve köy turizmi yapılan Demircidere Mahallesi Bergama Belediyesi Temizlik işleri ekipleri tarafından köşe bucak temizledi.

Yapılan çalışmalarda köy meydanı, kültür evi, sokaklar ve ortak kullanım alanları temizlenerek Koronavirüs normalleşme sürecinde turizme hazır hale getiriliyor.

Temizlik işleri ekipleri günlük çalışma takvimleriyle bu çalışmaları sürdürürken aynı zamanda kırsalda bulunan mahallelerin de eksikliklerini yerinde tespit ederek gerekli notları alıyorlar.

*- Mafya babalarından sonra!

Bornova’dan Nadide Apaydın Akbulut 09 Haziran günü yani dün saat 15.25’de umuma açık bir şekilde şu mesajı göndermişti:

‘Evde 90’cı gün… İnsan haklarına aykırı buluyorum. Mafya babaları bile çıktı, ben içerideyim…’

Hani her zaman ‘Yetiş ya Hızır!’ diye dua ederiz ya, sesini Ankara’ya duyurdu…

Ve açıklama yapıldı;

‘Nadide Hanım gibi 65 yaştan gün alanlar da, üstündekiler de ve hatta 18 yaşın altındakiler de artık belli saatler içinde sokağa çıkabilirler…’

‘Normale dönerler’ diyecektim ama daha var…

Zaten Ankara’dan gelen yankıda da, ses tam gitmemiş olacak ki, kısık bir halde geri döndü…

Yani saat verildi…

18 yaşında olanlara halkın bir değişi vardır, ‘Kazık gibi bir oğlan!’ ya da kız…

Yani büyüdüğü gerçeği bu şekilde belki de kabaca anlatılır…

Şimdi onlar da, anne ve babalarının ellerini tutarak serbest kalabilecekler…..

Yani bağımlı olarak…

Herhalde bunların sesi de Ankara’dan duyulur…

Zaten 18 yaşından küçükler için de bir platform oluşturuluyordu;

‘Bizi de serbest bırakın!’ diye…

Neyse ev hapisleri bitti…

Önemli olan, pandemi kararlarına uymayanlara nasıl bir yaptırım uygulanacağı…

‘Bir haftalık hücre hapsi olur mu?’ dersiniz…

Baksanıza Sağlık Bakanı kibarlığını ve güler yüzünü bozmadan bar bar bağırıyor, ‘top sizde!’ diye…

Yavuz Kuşdemir de Uşak’tan sesleniyor:

‘Kısıtlama esnetildi, millet sokaklarda maskesiz! Önlem nerede?’ diye…

Bu arada ben de anımsatayım:

İngiltere’de son üç ayda 65 yaş üzerindeki 700 kişi evlerinde kendi kendilerine ızdırap çekerek öldüler.

Birçoğunun cesedi de sonradan kokudan ya da bir başka nedenle bulundu.

Yani bu pandemi ile birlikte bir acı gerçek de ortaya çıktı.

Yaşlılar çoğu ülkede sahipsizler…

Ya bize ne demeli?

Yani İzmir’de kendimizden ya da kendimiz gibi kabul ettiklerimize…

Kordon’u ne hale getirdiler?

Görmemişin oğlu olmuş misali gibi…

Sonuç mu?

O görüntülerden sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı kibarca bir açıklama yaptı…

Bence daha ağır olmalıydı…

Ya şimdi, bugün?

İsmail Gökmen’den öğrendiğime göre, o görüntülerden sonra İzmir Valisi çok sayıda polisle önlem aldı!

İlla başımızda sopalı birileri mi olacak?

Eskiler ‘Başına çoban mı lazım?’ derlerdi böyle durumlarda…

*- Tozpembe bir hayat!

Arkadaşım Aynur Can yazmış:

‘Aslında tozpembedir hayat; kimi tozunu yutarken, kimi pembe hayallerini yaşar’ demiş…

Ben de hayallere daldım, eski günlere gittim…

‘Marka’ ve ‘marka insanları’ gündeme getirecektim, bir fırsat yaratılmış oldu.

Yazdıklarımın, gerçeğin, bu alıntının, bilginin Türkiye ile ilgisi yok…

Ama tamamen gerçek…

Şimdi konuya giriyorum, tabii ki yorum yapmak sizden…

*- Yıllar öncesinden…

Ülkenin birinde kraliyet ailesinin popülerliği yapılan anketlere göre yerlerde sürünüyordu.

Halk, her birkaç senede bir yapıldığı gibi, kraliyet ailesini yaşatmanın bir faydası olup olmadığını sorguluyordu.

Ödedikleri vergilerin saraylara, muhafızlara, lüks ve ihtişama gitmesi kabul edilebilir bir şey miydi?

Kraliyet ailesi mensupları geçimlerini sağlamak için, tam olarak ne yapıyorlardı?

Kraliyet ailesi bir halkla ilişkiler krizi içindeydi ve danışmanları çaresiz durumdaydı!..

Kraliyet ailesi imajına düzeltmek eski parlak gönlerine geri dönmek, bir başka deyişle, kraliyet ailesinin markasını yeniden yaratıp, ayağa kaldırmayı düşündü…

*- ‘Koy cebime!’ hikâyesi gibi…

‘Kraliyet!’ dendi mi, çoğu kişinin hayal gücü ve tutkuları harekete geçer!

Ayrıca; ‘Kraliyet ailesi mensubu olmayı, şaşaalı balolarla, şık kıyafetlerle, mükellef sofralarla, ışıl ışıl pırlantalarla ve emrinize amade hizmetkârlarla dolu bir hayat sürüp gününü gün etmeyi kim istemez?

Kraliyet ailesi mensupları, çocukların (Ve bir dolu yetişkinin) okuduğu her masalda, seyrettiği her filmde rol sahibidir.

Bir ara yapılan araştırmalara dayanarak söyleyeyim:

Küçük kızlar nedense büyüdüklerinde prenses olmak üzere programlaşmış durumdalar.

Öyle ki, yatağa bile prenses kıyafetleri ile girmek istiyorlar…

Bizler nasıl küçük yaşlarda bayramlarda alınan ayakkabılarımızla birlikte yatağa girmek istiyorsak öyle bir şey olmalı…

*- Para… Para … Para…

Şunu da söyleyeyim:

Dünyanın en ünlü ve zengin ceo’ları bile – Bill Gates dahil- İngiltere Kraliyet ailesi ile bir akşam yemeği yemek için inanılmaz paralar harcayabiliyor.

Çünkü kültürümüzdeki kraliyet, zirvedeki sosyal sınıftır.

En yüksek şan, şöhret ve statü kraliyet ailesindir.

En çok kıskanılan mertebe yine budur!

Ancak çoğu insan bu imajın kendi kendine oluştuğunu sanır, oysa perde arkasında kraliyet ailesi, dikkatle ve titizlikle yaratılan ve yaşatılan üztün bir markadır…

Öyle ki Avrupa’nın kraliyet aileleri, düzenli aralıklarla toplanır ve not ile deneyimlerini paylaşır, uzun vadeli stratejiler geliştirir.

Bir uzman şöyle demişti:

‘Bir kraliyet ailesi ile bir marka arasındaki fark şudur: Marka gelecek altı aya odaklanır, kraliyet aileleri ise gelecek yetmiş beş yıla göre bir pazarlama planı uygular!’

Kraliyet imajını yaşatmak için hayal ve gerçek, mesafe ve aşinalık arasındaki hassas dengeyi korumak gerekir.

Kraliyet ailesi mensuplarının halktan kopuk olmaması önemlidir.

Ama çok gerçek veya fazla yakın olduklarında da, sihirlerini kaybederler…

*- Hayal kırıklığı

Örneğin; 2003 yılında İngiliz Dailly Mirror Gazetesi’nin bir muhabiri Buckingam Sarayı’na uşak kılığında girip kraliyet kahvaltı sofrasını süsleyen Tupperware saklama kabının fotoğrafını çekince halk şoke olmuştu.

Onların; altın yaldızlı kâselerden, antik gümüş kaşıklarla yiyip içmeliydiler!

Ama şu da var;

Fazla yüksekten uçarlarsa bu durumda da faturalarını ödemek zorunda olan halkta, açgözlü, tepeden bakan ve ulaşılamaz olduklarına dair bir algı oluşabilir.

İşte buna Avrupa ve Amerika’da ‘Peri tozu fenomeni’ deniliyor.

Belki Türkiye’de diyen ya da bilenler de vardır.

Çıkış noktası şu;

Ünlüler, halkla her etkileşime girdiklerinde bundan sihirlerinin yani peri tozlarının miktarı da etkilenir.

Halka çok yakınlaşırlarsa, kolay erişilebilir olurlarsa peri tozları azalır.

Şöhretli kişilerle bir hayli zaman geçiren bir kişi şunu söylüyor:

‘Onlarla ne kadar çok zaman geçirirseniz, o kadar normal biri oluyorlar.

Gizem, sihir ve otoriteleri uçup gidiyor.

Yani bir ‘markadan soğuma söz konusu oluyor…

Doğru miktarda peri tozuna sahip olmak, ‘şöhret’ dediğimiz marka için her gün uğraşmak zorunda olduğu ince bir denge meselesidir.

Şöhretler, ‘gerçek hayranları’ ile bir araya geldiklerinde menejer ve halkla ilişkiler danışmanları görüşmenin süresini işte bu nedenle en fazla otuz dakikayla sınırlı tutarlar.

Ve şunu da çok insan bilmez!

Kraliyet ailesi mensupları o uzun eldivenleri sadece şık olmak için değil, halkla araya psikolojik bir mesafe koymak için de takarlar.

Okuyucularımdan gelecek tepkilere göre,  belki bir sonraki yazımda ‘Kraliyet’ ailesi ya da ‘dünyanın en tanınmış ailelerinden birinin’ nasıl kurtulduğunu yine bir uzmanın ağzından anlatmaya çalışacağım…

*- Bizimki hayal kurmak!

‘Zenginin malı züğürdün çenesini yorar!’, diyor bizden öncekiler…

Bizler de abartıyı seviyoruz…

Dikkat edin, herkes konuşur, tenkit eder, ama sonra ‘Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!’ sistemini işletir normal yaşamında…

İnsan beşerdir, şaşar. O da hatalı, kusurlu olabilir; hatta bile bile yanlış da yapabilir, söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle çelişebilir.

Krallara, krallığa kızarız ama önemli kişileri de ‘Taçsız kral’ ya da ‘Taçsız kraliçe’ gibi sıfatlarla yüceltiriz.

Çocuklarımızı da ‘prens’ ya da ‘prenses’ gibi görür adlandırırız.

Ama perde arkasını hiç düşüneyiz…

Düşününce de nasıl bir çıkmaz içinde olduğumuzu, aymazlığı görürüz.

Ama ben şimdi size bir güzellikten, bana göre bir ‘prenses’ten söz etmek istiyorum…

*- Örnek bir kızımız

Emine Yiğci, Trabzon’un Gülyurdu köyünde doğdu.

Yoğun bir mahalle baskısı altında büyüdü.

Ortaokuldayken izlediği bir televizyon dizisinden ilhamla avukat olmaya karar verdi.

12 yaşındayken girdiği Bursluluk Sınavı’nı kazanarak üç ayda bir devletten burs almaya başladı.

Okul dışında, evde de sorumlulukları vardı.

Annesi dışarıdaki işlerle ilgilenirken evi o çekip çevirdi.

Trabzon’un en iyi Anadolu liselerinden birini kazanınca, köyden ilçe merkezindeki okuluna gidip gelebilmek için her gün saatlerce yol yaptı. Üniversite sınavında ilk 2000’e girerek, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.

Köylüler ‘Emine yapamaz, geri gelecek’ dese de, Emine artık çok mutluydu; kendi kararlarını alıp ayakları üzerinde durabileceği bir hayata adımını attı.

‘Hepimiz bir çevreye doğuyoruz ama onu kabullenmek zorunda değiliz. Biz kız olmanın günah olmadığını ve birey olduğumuzu bilirsek, ilerleyebiliriz’ diyor…

Bu bilgileri de Aydın Doğan Vakfı’ndan aldım..

Onların ‘Güçlü kızlar, güçlü yarınlar’ projesi var…

Keşke bizler de tüm yavrularımıza destek olabilsek, bazı kör cahillerin ellerinden kurtarabilsek, aydınlık yarınlar için…

***—
Yaşar EYİCE0532 781 95 18E-Posta:yasar.eyice@gmail.comTwitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın