Buradasınız
Anasayfa > KÖŞE YAZARLARI > *- VARSA YOKSA FUTBOL!  / YAŞAR EYİCE

*- VARSA YOKSA FUTBOL!  / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Hiç unutmuyorum!

Bir gazete bayiine ‘Neden İzmir ve bölge gazetelerini asmıyorsun?’ diye sorduğumda, hiç beklenmedik bir yanıt almıştım;’

‘Bana ne?’

İşte bu yüzden birçok gazetemiz, neredeyse yerlerde sürünüyor!

Hadi bu bizim hatamız!

Ama büyük patronların ulusal gazeteleri var ya, onların durumu bizden de beter…

İnanın bir gün büyük maddi destek almasalar, ertesi gün kapılarına kilit vururlar.

Diyeceksiniz bunun sporla ne ilgisi var?

Nasıl siyasetti ‘algı’ denilen taktik varsa, aynı sistem sporda da geçerli…

İşte Altınordu’yu da küme düşürdük!

Neden?

Çünkü bizi kendi kulüplerimizden uzaklaştırdılar.

İşimiz gücümüz üç büyükleri konuşmak…

Onlarla yatıyor, onlarla kalkıyoruz…

Galatasaray Şampiyon oldu…

Ezeli rakibi Fenerbahçe’yi de yenerek kutlamalarına gölge düşürmedi…

İçimizden bir örnek vermek istiyorum;

Alpaslan Ege koyu bir Galatasaray taraftarı…

Son paylaşımlarından biri şöyle idi;

‘Yenmemiz gerekseydi yenerdik.

Hiç korkmadan maç seyrederdim.

Şimdi zor.

Fenerbahçe yenmek zorunda!

Umarım kutlamaları etkileyecek bir sonuç almalıyız!’

Bir önceki yorumu ise şöyleydi;

‘Galatasaray & Fenerbahçe!

Çoooook zor maç!

FB’ nin amacı Galatasaray’a şampiyonluk kutlamalarını zehir etmek ve ligde 2. olmak! ‘

Alpaslan Ege Galatasarayla yatan, Galatasarayla kalkan bir İzmirli!

20 Mayıs’taki bir tweet’ini de paylaşayım:

‘Dikkat Galatasaray!’ diyecem de, Galatasaray tatilden döndü mü?’

Açıkça Galatasaray düşmanlığı yapan bir takımla karşılaşacağız.

Rıza Çalımbay yönetimindeki Sivasspor elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışacaktır.

Çok zor maç!

Galatasaray cok dikkatli olmalı.

Mümkün olursa, Galatasaray in yenmesini değil ezmesini dilerim…’

Fenerbahçe ve Ali Koç ile Beşiktaş için yazdıklarını söylesem şaşırırsınız.

Buca Belediyesi’nde yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan sevgili Alpaslan Ege acaba Bucaspor ya da yeni ismiyle Buca’nın bir zamanlar süper ligde olan takımından haberi var mı?

Merak ediyorum…

Daha önceden bu kadar Galatasaray hayranı olduğunu bilseydim, İstanbullu meslektaşlarımıza, hatta TSYD’nin Genel Başkanı Oğuz Tongsir’den ‘Size Galatasaray Muhabiri lazım mı?’ diye ricada bulunurdum.

Bizim güzel bir sözümüz var;

‘Önce can, sonra canan!’ diye…

Bu yıl Galatasaray şampiyon oldu, ne kutlamalar ne kutlamalar?

Daha önce Trabzon’u, Beşiktaş’ı da gördük!

Ne kutlamalar ne kutlamalar?

Belki de haklılar!

Çünkü biz mutluğa, şampiyonluğa hasretiz…

Bu hasretimizi de bir yerlerde arıyoruz…

Ayran gönüllü olduğumuz için, hemen çark etmeyi de biliyoruz…

İzmir’in havası belki de hemşehrilerimizi etkiliyor!

Ali Kıray halâ İzmirspor için çırpınsın, Yusuf Düvenci ve bir avuç gerçek taraftar ile…

Gürkan Ertaç ile Atilla Köprülüoğlu ile Altınordu için çırpınsın…

Altaylı Celal Kiter, ‘Son dakikaya kadar mücadele… Futbol 90 dakika…Basketbol 40 dakika… Voleybol son servis!…’ diye dursun…

Bahri Vreskala, Dr. Şaban Acarbay da izmir için İzmir sporu için mücadelelerini aralıksız sürdürsün…

Ama bir kere ölü toprak serpilmiş birçoğumuzun üzerine ne yapsınlar?

İzmirli spor yazarları kardeşlerimi de kutluyorum, her şeye ama her şeye rağmen mücadelelerini bırakmıyorlar…

*- GÜL BABA ve GALATASARAY

Fatih Sultan Mehmed’in yerine geçen oğlu İkinci Bayezid avdan dönüyordu.

Bir an önce saraya varıp dinlenmeyi düşünürken atını durdurdu, havayı kokladı ve derin derin nefes alıp ferahladıktan sonra sordu:

Bu güzel kokular da nereden gelir böyle?

Yanındaki vezirlerden biri cevap verdi:

-Devletlü Padişahım! İstanbul kuşatmasına katılan gazilerimizden tabiat aşığı biri vardır ki, O’na Gül Baba derler.

Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyardır.

Şu yamaçları güllerle ve dahi türlü çiçeklerle donattı.

Bu hoş kokular O’nun bahçesinden gelmektedir.

Padişah, vezirin anlattıklarını tebessümle dinliyordu. Sözlerini bitirince kararını bildirdi:

– Merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim!

Artık yorgunluklar unutulmuştu.

Gül Baba’nın kulübesine doğru yürüdüler.

Kulübeye doğru yaklaştıkça gül kokuları artıyor, insanın gözü – gönlü açılıyordu.

Değerli misafirlerin geldiğini gören Gül Baba koştu, onları kapıda karşıladı.

Padişah, daha atından inmeden sordu:

– Savaşta bastığı yeri sarsan, barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker, selam sana!

Gül Baba mahçup olmuştu, güçlükle konuşabildi:

– Sizden böyle iltifatlar görmek bizim için ne büyük şereftir Sultanım, sağ olun!

– Sen ki, İstanbul’u fetheden ordunun bir neferi olarak şereflerin en büyüğünü almışsın Gül Baba. O büyük şerefin yanında bizim sözlerimizin hükmü mü olur?

Gül Baba tebessümle başını öne eğerken Padişah atından indi ve Gül Baba’nın gösterdiği mindere bağdaş kurup oturdu ve O’nun kendi elleriyle pişirdiği kahveyi yudumlayıp yorgunluğunu giderdi.

Sonra da şöyle bir teklifte bulundu:

– Dilersen seni saraya alayım. Artık çalışma da yaşlılık devrini dinlenerek geçir!

– Sağ olun Sultanım!

Burada oturmak benim için daha iyi.

Amma bir iyilik yapmak istersen, şu kulübemin bulunduğu yere bir mektep – medrese yaptır ki, memleketimizin çocukları ilim – irfan öğrensinler!

Gül Baba’nın sözleri Padişah’ı çok duygulandırmıştı.

Yerinden kalkarken O’nu mutlu edecek cevabı verdi:

-Gönlün rahat olsun Gül Baba, dilediğin olacaktır!

Sonra bahçeyi gezdiler…

Padişah gülleri okşuyor, eğilip kokluyor ve yanındakilerle konuşuyordu. Bu arada Gül Baba da özenle seçtiği gülleri koparıp demet yapıyordu. Padişah ayrılırken O’na bir demet sarı, bir demet kırmızı gül verdi. Padişah gülleri alıp kokladı, bağrına bastı ve atını sürüp gitti.

Kısa zaman sonra ise Gül Baba’nın kulübesi yıkıldı ve oraya büyük bir bina yapıldı.

Zaman içerisinde okul oldu, hastane oldu ama hep insanlığa hizmet etti. 1868 yılında ‘Mekteb-i Sultani’ adıyla yeni bir kimliğe bürünen okul, Cumhuriyet döneminde de ‘Galatasaray Lisesi’ adını aldı.

Gül Baba’nın Sultan İkinci Bayezid’e verdiği o güzel kokulu sarı ve kırmızı güller önce bu lisenin, sonra da Galatasaray Spor Kulübü’nün

sembolü oldu!..’

Ben de ‘Şampiyon Galatasaray’ için bir şeyler yazayım, diye düşündüm ve bu hikayeyi anlattım…

Şunu da belirteyim:

Galatasaray kulübünde iki hizip var;

Bir okullular, diğeri İzmirli Alpaslan gibi sarı – kırmızılı kulübe gönül verenler.

Umarım bundan böyle aralarında ‘Mektepliller- alaylılar’ diye çekişme olmaz…

Belki bir gün de bunu anlatırım…

*- METİN OKTAY ve SÖZÜ; ‘YA NASİP!’

Galatasaray’ın eski şarkılarından birinde ‘Metin Oktay’ın ruhuyla’ deniliyor…

Metin Oktay Türk Futbol tarihinde ‘efsane’ isimlerden biri,..

İzmirli Metin Oktay, İzmirspor’dan eşi Oya Hanım’ın da araya girmesiyle Galatasaray’a gitmiş, gol krallıklarını attığı gollerle süsleyerek Galatasaray’ı şampiyonluklara taşımıştır.

Fenerbahçe kalesine attığı bir golde fileleri de parçalamış ve şarkılara konu olmuştur.

Adına sahalar yapılan, heykelleri dikilen Galatasaraylı milli futbolcumuz Metin Oktay ile sayısız maçlara birlikte gittik.

Bir keresinde Uşak’a, Uşakspor maçına gitmiştik…

Ben maçı yazacak ve müsabaka fotağraflarını çekecektim.

Maç sonunda soyunma odalarını da gazeteye bildireceğimden, Metin Oktay şoförle birlikte İzmir’e dönecekti.

‘Benim çektiğim filmleri gazetenin şoförüne teslim etti. Sonra da sen git, ben daha sonra Yaşar Eyice ile birlikte Ankara’dan gelen otobüslerden birine binip döneriz!’ dedi…

Yani beni yalnız başıma bırakmadı…

Öyle bir dost idi…’

Seyahatlerimizde Metin Oktay ‘Ne zaman?’ sorusuna hep ‘Ya nasip!’ diye yanıt verirdi…

‘Ya nasip!’ onun ağzından düşürmediği ‘dua’ gibi bir laftı…

*-

Şimdi bir de ‘hasta’ denilecek taraftarlardan bir örnek vereyim:

Yani her İzmirli için yanlış düşünülmesini istemiyorum.

18 Kasım 2021’e gidelim…

Göbekten bir Altaylıyı anımsatayım:

Alsancak Stadı inşaatı sırasında doğan çocuğunun göbek bağını sahaya gömen Çiğdem-Mert Balkan çifti, yıllar sonra siyah-beyazlı formalarını giyip Ata Altay adını verdikleri 3.5 yaşına gelen çocuklarıyla stadı gezdi.

Altay taraftarı Mert Balkan, Alsancak Stadı inşaatı devam ederken doğan çocuğunun göbek bağını sahaya gömmüştü.

Çiğdem-Mert çifti, 3,5 yaşına gelen çocukları Ata Altay’ı da alarak yıllar sonra Alsancak Stadı’na geldi, çimlere ayak basıp o günü adeta yaşadı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 26 Kasım’da açılacak stadı gezen aile, uzun bir aranın ardından yeniden bir Altay maçı seyredecek olmanın heyecanını doyasıya yaşadı.

“Hayalimizi gerçekleştirdik”

“Bir hayalimizi gerçekleştirdik” diyen Mert Balkan, “Alsancak Stadı ile kulübümüz arasında gerçekten çok güçlü bir bağ var.

Stadın yeniden yapılış sürecinde birçok Altaylı taraftar buraya gelerek forma, bayrak, flamayı temele attı.

Biz de ailemizden aldığımız göreneklere uygun olarak hareket ederek doğan çocuğumuzun göbek bağını sahaya gömdük.

Yıllar sonra ilk kez geldiğimiz stadımız beni gerçekten çok etkiledi. Burada çok anımız var’ demişti.

*- ‘BURASI BİZİM EVİMİZ!’

Alsancak Stadı’nı ‘Altay’ın evi’ olarak nitelendiren Balkan çifti, ‘Bizler armanın peşinde koşan insanlarız.

Gözümüzü açtığımız evimize yeniden dönecek olmanın tarifsiz heyecanını yaşıyoruz.

Minik Ata Altay ile başlattığımız göbek bağı gömme adımı da umarım taraftarlarımız arasında bir gelenek haline gelir.

Altay’a göbekten bağlı her aile, bu şekilde davranarak asırlarca devam eden bir gelenek oluşturmuş olur’ diye konuşmuştu.

*- ‘ALTAY, KÖKLÜ VE GÜÇLÜ BİR KULÜP’

Anne Çiğdem Balkan ise çocuklarına “Ata Altay” ismini vermenin de büyük gurur olduğunu vurgulayarak, “Altay, köklü ve güçlü bir kulüp. Gurur duyduğumuz bir camiaya sahibiz. Taraftarı olduğumuz bir kulübün adını, hayattaki en değerli varlığımıza vermek çok anlamlı.

Eşim Dededen Altaylıdır. Alsancak Stadı’ndaki Anılarını Her Zaman Anlatır. Kulüp İle Bütünleşen Bir Stadımız Var Ve Artık Burada İlk Maçı Seyretmek İçin Çok Heyecanlanıyoruz’ Demişti.

İşte böyle İzmirli gerçek fanatik diyebileceğimiz taraftarlar da var.

*- SÖZ NAMUSTUR!

Şimdi bir da ünlü futbolcularımızın kulüp veya forma aşkını ağızlarından dinleyelim:

Prof. Dr. Erkan Sevinç, Sezgin- Aynur Can, Ayfer- Hakan- Tolga Ülkü, Enver Kaya hasta Göztepe, Altay ve İzmirsporlu olmaktan başka İstanbul’dan Beşiktaşlı oldukları için onların da gönlünü yapayım ve ‘Sarı Fare Metin’ in ağzından nasıl Beşiktaşlı olduğunu nakledeyim:

‘Beşiktaş formasını giymeye başlamam sadece 1 söz ile başladı.

Benim babam hasta derecesinde Galatasaraylıydı o dönem Beşiktaş benimle ilgileniyordu, babam da Beşiktaş’a ‘SÖZ’ vermişti.

Daha sonrasında Galatasaray devreye girdi, onlar da beni istiyordu. Ben de babamın hasta Galatasaray’lı olduğunu bildiğim için, ‘Baba ne zaman Galatasaray ile anlaşmaya gidiyoruz?’ dedim.

O da bana dönüp, ‘Beşiktaş’a gidiyorsun evlat, onlara söz verdik!’ dedi. Babam çocukluktan belli aşık olduğu renklere rağmen sözünü yemedi verdiği sözden dönmedi!’

*- BEŞİKTAŞ’IN ÜST ÜSTE 3 YIL ŞAMPİYONLUĞU

Gerek futbolculuğu, gerekse teknik direktörlüğü tartışılmayacak Beşiktaşlı futbolculardan Rıza Çalımbay, Beşiktaş’ın üst üste şampiyon olduğu yıllarda ‘Efsane Başkan’ Süleyman Seba ile ilgili bir anısını da yine kendi ağzından dinleyelim: ‘Üst üste puan kayıpları yaşıyorduk!

Gordon Milne’nin geleceği tartışılıyordu.

O zaman ki yöneticilerde, ‘artık gitmesi gerek!’ diyordu,

Bunu da Rahmetli Süleyman Seba’ya ilettiler..

Seba ise ‘Adana Demir maçını oynasın takım, ondan sonra bakarız!’ diyordu..

Takımda sıkıntılı durumdaydı…

Önümüzdeki Adana Demir maçını 1-0 kazansak ‘şükür’ diyecek durumdaydık.

Maç bir başladı bir bitti tabelada; ‘10-0’ yazıyordu.

Ardından takım inanılmaz bir havaya girdi; 3 sene ard arda şampiyonluk geldi.

Rahmetlinin ‘1 maç daha bekleyelim!’ demesi Beşiktaş’a üst üste 3 şampiyonluk kazandırdı.”

*-HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ 20 MADDE; ‘ÜCRETSİZ!’

Sibel Eryılmaz komşum…

‘Sinema ve televizyon emekçisi’ olarak kendini tanıtabilirim.

Tabii ki, nasıl gazetelerde, medyada ‘arka plan’ kahramanları vardır, yazı işlerinde, sevgili Sibel de bu sektörün arka plan kahramanlarındandır.

Belki bir gün kendisini uzun uzun anlatırım, yaptıklarını ve başarılarını…

Geçen hafta sağlık kontrollarını yaptırıyordu.

Kolestrolu biraz fazla çıkmış…

Bir başka komşum, arkadaşım ise Mimar Vildan Kara…

Vildan Kara’nın kızı da hem tiyotro hem de dizi sanatçısı, bir gün Berrak’ımızı da size tanıtırım…

Kadınlar bir araya gelince konu ne olur?

‘Diyet!’ değil mi?

Sibel ‘Balık etli’, Vildan Hanım ise ‘sıfır’ denilecek bir durumda…

‘Bu nasıl oluyor?’ diye sorduğumuzda, ‘sporcu’ olarak yanıtını verdi:

‘Yürümenin faydası!’…

Ben de ‘Yürümenin 20 Faydasını’ derledim, doktor arkadaşlarımdan öğrenerek…

İşte yürümenin faydaları:

1- Kilo kontrolünde yardımcı olur, 2- Herkes yapabilir, 3- Özel donanım gerektirmez, 4- Hareket yapmanın en basit yoludur, 5- Endişe ve depresyon belirtilerini azaltır, 6- Ağır bir egzersiz değildir, 7- LDL kötü kolesterolü azaltır, 8- HDL iyi kolesterolü yükseltir, 9- Tansiyonu azaltır, 10- Bazı kanser çeşitlerinin riskini azaltır, 11- Şeker hastalığı tip 2’de riski azaltır ve hastalığın kontrolünde faydalıdır, 12- Vücuda bol oksijen sağlar, 13- Kemiklerin sağlam kalmasında yardımcıdır, 14- Kalp krizi riskini azaltır, 15- Toksinleri attırır, 16- Stres azaltır, 17- Vücuttaki D vitaminini arttırır, 18- Vücudu fit ve dengede tutar, 19- Kaslarınızı yağdan arındırır, 20- Ücretsizdir!…

NOT: Galatasaray’ın Fenerbahçe maçındaki karaborsa bilet fiyatları 18 bin liradan başladı, 30 bin liraya kadar çıktı. İzmir’den maça giden Galatasaray taraftarlarından öğrendim…

 

 

 

 

Yaşar EYİCE

0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311
 

Bir yanıt yazın

Top