Üşümezsoy’dan “Ege’de deprem öngörüsü”

Sosyal Medyada Paylaş

Üşümezsoy’dan “Ege’de deprem öngörüsü”

Üşümezsoy Foça’da yazılı basın açıklaması yaparak Ege’deki son depremleri değerlendirdi.

Ege’de deprem öngörüm başlıklı açıklamada Prof Dr Şener Üşümezsoy

2015 yılının Eylül ayında Midilli’nin güneydoğusunda, 5 şiddetinde bir deprem oldu. Bu depremin artçılarını dizilimiyle incelediğimizde fay hattının Polamari’yle Poliknitos köyleri arasında uzanan bir hatta yer aldığını, artçıların dağılımına ve dağılım haritasına baktığımızda deniz tabanındaki fay yüzeyinin uzunluğunun yaklaşık 30 km olduğunu, hatta biraz daha esnetirsek 40 km’lik fay oluşturduğunu görmekteyiz. Bu fayın güneye doğru batimetrik yapısal incelemesini yaptığımızda, bu faya ana bir fay olan kuzeybatı-güneydoğu gidişli bu fayın güneybatıya doğru bir dizi paralel ve yarı paralel faylarla düzenlendiğini gördük.

Başka bir ifadeyle bu fayın düşük açılı bir fay olduğu ve bunun jeolojik deyimle Midilli bloğunun taban bloğu olduğunu ve üstteki Sakız-Karaburun bloğunun ise tavan bloğu olarak yer aldığını jeolojik olarak yorumladıktan sonra bu fayın 6,5’lik bir deprem oluşturabileceğini söyledik. Çünkü 30 km’lik bir fayın 30 cm-40 cm kırılması 6,5’lik bir deprem oluşturabilir. Eğer fay 30-40 km kadar uzanır ve 50-60 cm’lik bir kayma ile yırtılırsa 6,7’lik bir deprem oluşur.

Bu söylemi deprem büyüklüğü konusunda benim gibi tutucu olan ve abartıları sevmeyen bir kişinin, “Üşümezsoy’dan Kuzey Ege’de 6,7’lik deprem riski” açıklaması şeklinde basında yer aldı. Ve internette de birinci şekilde gördüğümüz haber çıkmıştı.

Bu haberde kullanılan jeolojik harita ise 2014 yılında Kuzey Ege’de Saroz Körfezi’nden başlayıp esas olarak Gökçeada açıklarından Halkidiki’ye kadar uzanan fayın kırılmasıyla 80 km’lik fayın kırılmasıyla 6,9’luk bir deprem olduğu dönemde işaret ediyordu. İki olgu söz konusuydu; bu depremin etkisinin Biga Yarımadası’nda 1944’te kırılan Edremit Körfezi fayının Kuzey Ege’de devamı olan Sikiros çukurundaki fay hattının risk olduğunu vurguladım ve geçen yıl 1944’te kırılanla kırılmayan Kuzey Ege Sikiros fayı arasındaki köprü fayında 6’ya varabilecek potansiyelde bir dizi depremler oldu.

O zaman, “bu köprü fayda 6’lık deprem olur ama bunun batıya doğru Sikiros çukuruna uzanan kesiminde önemli, 7’ye varabilen bir deprem söz konusudur” dedikten sonra esas olarak burada dikkatimizi Midilli çukuruna vererek, Midilli çukuru için bir şekil çizmiştik. Bu şekilde günümüzde kırılan fayları tanımladık. Bu fayları incelediğimizde aslında 6,5’lik bir depremin güneydoğu Midilli’de oluşacak kırılmayla gelişeceğini ileri sürdük.

Bundan sonraki dönemde Midilli çukurundaki risklerin tarihsel olarak Midilli’yi, Foça’yı ve Karaburun’u etkileyen depremlerin kaynağı olduğunu vurguladık ve hatta bu depremlerin 1772 yılında Midilli’de, 1709’da Foça’da ve 1739’da yine Foça’da önemli depremler oluşturduğunu vurgulayarak bunun haberini yaptırdık. Esas olarak daha önceleri Türk Solu’nda yazdığım yazılardan oluşan Foça depremleri konusunda keza İzmir depremleri konusunda, tarihsel depremleri ve deprem risklerini ele alan bir çalışmamız da olmuştu.

Şimdi bu denkleme baktığımızda geçen yıl yine Foça’da kuzey-güney gidişli yanal fayla onu kesen normal bir fayın oluşturduğu bir deprem söz konusuydu. 4,9’luk bir depremdi ve Foçalılar büyük panikleme içindeydi. Oysa vurguladığım 2015’teki depremin, Midilli’nin güneyinde olan Midilli çukurundaki depremin geometrisine ve konumuna baktığımızda direk başka bir hattın Foça’da değil risk 6,5’lik bir depremle Midilli çukurunun güneyindedir diye çok belirgin bir açıklama yaptım. Ve bu da görüldüğü gibi manşet olmuştu.

Yazıda gördüğünüz üç manşette yer alan “Kuzey Ege ve 6,7’lik deprem olabilir” vurgusunu birçok internet sitesi aldı. Bu esas olarak Midilli çukurundaki potansiyeli gösteren ve Midilli çukurunun potansiyelinin Polomari köyü güneyindeki fay üzerinde olduğunu vurgulayarak bu fayın bütünüyle kırılmasıyla 6,7’lik bir deprem olabilir vurgulaması yapmıştık.

Ama esas olarak beklediğimiz 6,5’ti. Bu haberin diğer versiyonu, yine buradaki artçıların dağılımını ve fayları da gösteren, aynı şekilde internette ve basında çıkmıştı. Bunlar üzerine 2013’te Foça açıklarında olan deprem İzmir’i korkuttuğu gibi Foça’yı da korkutmuştu. Vurguladığım bu fay Midilli güneyinde olacaktır ve İzmir’e 50 km uzaklıkta olduğu için İzmir’de çok etkili olmaz biçimindeydi. Yani burada tanımladığım ve adres gösterdiğim olaylar ilginç bir şekilde son bir hafta içinde Haziran 2017’de 6,2, ya da 6,3’lük kırılmayla tarif etiğim yerde birebir bir oluştu. Tarif ettiğim yerdeki bu depremden evvel Akhisar’da da 5’lik depremler oluyordu ve bunun üzerine Akhisar’a dikkati çeken bir yazıyla aynı şekilde Denizli-Pamukkale fayında olan depremler üzerine de toplu bir yazı yazdım. Küçük depremlerin işaret ettiği büyük deprem biçimindeki makalede bu konuyu ele almıştım .

Depremde bilimsel kestirim

Şimdi bu üç olaydan sonra 6,2’lik veya 6,3’lük depremlerin, tam da benim 2015’te çizdiğim haritada artçıların olduğu yerde olması bilimsel bir kestirimdir. Depremde kestirim bu şekilde olmalıdır. Ve bu kestirimin verilerini, basında çıkmış olan 6,5’lik depremin faylarıyla basında çıkan haritayı göz önüne alırsak ve bugünkü son depremle ilgili görüşlerimizi de katarsak o fayın ve oradaki 5’lik depremleri oluşturan artçıların dizilimi Harita 1’de görülmektedir.

Bu Harita 1’de gördüğümüz kesim Midilli güneyindeki 2015’te 5’lik depremlerin oluşturduğu hattı gördüğümüz noktadır. Ben bu hattaki kırılmayı analiz ederek günümüzdeki kırılmayı vurguladım. Orada 5’lik depremlerde 5 km2’lik daireseller oluşturan küçük depremler, kırılmalar oluştuğunu ama 100 km’lik bir yüzeyin kırılmasıyla 6’lık deprem olacağını, bunun için de 10 km’lik derinlikte ve 10 km’lik uzunlukta bir fayın kırılması gerekir.

Eğer 20 km’lik fayda, 10 km’lik derinlikte 200 km2’lik bir yüzey olursa ve bu 6,1’lik deprem oluşturur. Ama 30 km’lik fayda, 20 km derinlikteki bir alanda, 20 km eni olan bir alanın yırtılmasıyla 6,2’lik bir depremin oluşması mümkündür. Yırtılma 40 km’lik bir fay uzanımında, yaklaşık 30-40 cm’lik bir kırılmayla 6,4’lük bir deprem yaratabilir. 40 km’lik bir fayın 1 m’lik kırılmayla 6,7’lik bir depremin oluşabilir. Hatta 50 km’lik fayın, 2 m’lik bir atımla kırılırsa 7’lik deprem oluşturacağının teorik bilgisiyle olaya yaklaştığımızda burada kırılan fayın, 5’lik depremlerin olduğu 2015’te kırılan fayın geometrisini çizdiğimiz zaman yaklaşık 25-30 km’lik fayı işaret eder. Ve burada atımları da hesap ettiğimizde fayın yırtılma düzleminin yaklaşık 500 km’ye vardığında 30×15’lik bir alan yırtıldığında 6,5’lik bir deprem oluşturması söz konusudur.

Bu son depremde de yırtılan yüzeyin yaklaşık 25 km büyüklüğünde olup, bunun da aşağıya doğru kıvrıldığında 15 km’lik bir yatay düzlemde devam ettiğini, fayın kırılma düzlemin 15 km eninde olduğunda, yaklaşık 6,3’lük depremi oluşturduğunu gördük. Ve burada ortaya çıkan veriler de bunu belirtiyordu.

Özetle söylersek; deprem kestirmesi yapıyorsak, fayın uzunluğu, fayın yırtılma derinliği, fayın açısı ve fay üzerindeki atım miktarlarını iğneyle kuyu kazar gibi kontrol ettikten sonra karar verilmelidir. Yoksa “Marmara boydan boya kırılacak, 8,1’lik deprem olacak” veya “7,6’lık deprem olacak” diyerek tarihte hiçbir zaman olmamış, böyle 80 km’lik bir fayın bulunmadığı yerlerde kestirimler değil ancak spekülasyonlar veya teorik olarak sayı kullanmadan yapılan çalışmalar söz konusu olabilir. Keza aynı şekilde 110 km’lik fay kırılacak 7,5’luk deprem olacak söyleminde de fayların hiçbir şekilde tanımlanmadan karar verildiği görülür.

Tekrar Marmara’ya dönelim. Orta sırtta 50 km’lik bir fay vardır ve bu fay kırılırsa, derinliği sığ olduğu için hiçbir zaman 7’lik deprem oluşmayacağının altını çizdik. Kumburgaz fayında sürekli atma olduğu için burada 7’lik deprem oluşamayacağı noktasındaki görüşümüze katılım olmuştur. Marmara’da spekülasyon yapılmaması gerektiğini anlattıktan sonra şimdi sayılara dönelim… Bütün Foça, Karaburun, Çeşme ve Sakız’daki insanların korktuğu dönemde, herkesin depremin Karaburun’da olduğunu sandığı noktada ben depremin esas olarak Midilli’de olduğunu söyledim. Midilli’den haber almak için çok çabaladıktan sonra Midilli’de yıkımın meydana geldiğini, özelikle Polamari köyünde olduğunu açıklıkla gördük. Ama nedense Yunan basını deprem konusunda çok büyük gürültü koparmamakta ve mümkün olduğu kadar konuyu sessiz geçmektedir. Bu turizminin engellenmemesi içindir. Ama Türkiye’de tam tersine sürekli spekülasyonlarla depremler basında yer almaktadır.

Akhisar’da 5’lik depremler olduğunda, Akhisar’dan Gölmarmara’ya doğru uzanan normal fay, kuzey-güney gidişte de Manisa-Kırkağaç-Akhisar gidişli yan atımlı bir fay sisteminin bulunduğu için burada 6,5’lik bir depremin olabileceğini vurgulamıştım. İki yıl evvel Midilli’deki 5’lik depremlerden sonra 6,5’lik depremi işaret ettiğim için de bu Akhisar konusundaki söylemime bir kat daha itibar edildi. Ama yine basında Manisa-Akhisar ve Akhisar-Manisa sözündeki Akhisar bölümü atlanarak Manisa geneli vurgulandı. Oysa Akhisar’dan Gölmarmara’ya doğru giden, kuzeye bakan normal bir faydır. Keza Saruhan’dan ve yine Gölmarmara’nın güneyinden giden normal bir fay var. Diğer üçüncü normal fay ise Spil Dağı’ndan, Manisa’nın kuzeyinden Turgutlu’ya doğru uzanan yol üzerinde Spil Dağı’nın fay duvarı olan bir fay düzlemidir. Bu üç fay burada Gediz’den gelen ana fayın devamları gibidir. İsterseniz üç çatallı uç gibi, ana fayı Gediz fayı olarak düşünürsek, ana bir mızrak ve bunun önüne doğru üç çatalla ayrılmaktadır. Hatta bunun dördüncü kolu da güneye doğru giden ana kol olarak Kemalpaşa’ya doğru uzanan koldur. Böyle baktığımız zaman bir büyük mızrak ve dört çatallı kolu söz konusudur. Burada ana fay olarak Gediz fayındaki depremlerin paylaşılarak üçe ayrıldığını göstermektedir. Ama burada diğer işaret edici yer, bu fay sistemini batıdan kuzey-güney yaklaşık gidişli bir yanal atımlı fayla sınırlanmaktadır. Bu yanal atımlı fayla normal fayın birlikte çalıştığı cümlesi basında, “bu faylardan birinin çalıştığı” gibi anlaşılmıştır, oysa ancak beraber çalıştığında bu deprem 6,5’i geçebilmektedir.

Midilli’de ne oldu?

Şimdi olguya dönelim. Karaburun’da ne olmuştur? Bu depremde güney kesimdeki fay da çalışsaydı Karaburun’da yıkım beklenirdi. Ama aslında yırtılmanın Midilli’nin güneyindeki Polamari ve Poiknitos köyleri arasındaki fay hattında oluştuğunu gördük.

Bu fay hattının güneybatıya doğru eğimi var ve uzanımı kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda. O halde bu fay düzlemindeki kırılmaları şöyle açıklayabiliriz: Bir elimizin diğer elimizin altına daldığını düşünürsek, alta doğru koyduğum elimin üst yüzeyinde kırılmalar oluşmakta ve kırılmalar yukarda basin altında vermektedir. Daha basit bir geometriyle söylersek, eğimli bir fay, buna jeolojik olarak listrik fay diyoruz, Midilli taban bloğu ve bu depremde Midilli bloğu kuzeye doğru kayarak Karaburun ve Sakız bloğunun oluşturduğu Midilli çukurunun altına kaymaktadır. Bu kaymanın en sığ kesimi 5 km’dir. Derine doğru gittiği zaman 12 km’yi bulmaktadır. Fay düzlemi 30 km’lik bir yüzeyde, Karaburun’la Midilli arası yaklaşık olarak 30 km’dir. Yüzeyin ortalarına doğru bir artçı dağılımını görmekteyiz. Bu da Harita-2’de görülmektedir. Bu artçı dağılımına baktığımız zaman burada fay düzleminin Midilli çukurunun altına doğru dalmakta ve bu altına doğru dalan kesiminde depremin fay düzlemi boyunca Midilli’den kuzeye ve yukarı doğru yaklaşık 30 cm’lik bir hareket yaptığını görmekteyiz. Bu hareketin iki yanı ise yanal atımlı faylarla sınırlanmaktadır. Yani düz çizgilerle gösterdiğimiz Harita 2’de doğudan ve batıdan sınırlanmış faylarla bu hareket belirlenmektedir. Daha doğru anlamamız için ise eğik tabanı olan bir çekmeceyi düşünün ve bu çekmeceyi kendimize doğru çektiğimizde çekmece iki yandaki kızaklar boyunca hareket ederek yukarı doğru gelmektedir.

Çekmeceyi çekeni Midilli olarak görürsek, bu fay düzlemi de çekmecenin tabanıdır. Ve bu çekmecenin tabanındaki 30 cm’lik yer değiştirmeler bütün fay hattı boyunca aynen devam etmemektedir. Belli yerlerde atımlar da, kaymalar da daha düşük olduğu için burada stres yamaları, stresten kaynaklanmaktadır. Bir başka ifade ile fayın kendisi belli bir şekilde yükselme yaptıktan sonra tabandan Midilli bloğu yükselirken yani yukarı doğru kayarken tavan bloğundaki Midilli çukurundaki Karaburun, Sakız bloğu dediğimiz blokta her yer aynı şekilde aşağı kaymamıştır. Kaymadığı için belli bir yükseklikte kalmış olanlar fayın stresini tam boşaltmamış olanlar 30 cm’lik hareketi tamamlayarak deprem enerjisi boşaltacaktır.

Bu anlamda artçıların dizilimine baktığımız zaman bu fay düzleminde yani Midilli çukurunun kuzey kenarında yer alan kuzeybatı-doğu kenarında yer alan Polamari-Poliknitos arasındaki alanda fayın yükseldiğini o bloğun yükseldiğini ama öbür tarafta Midilli çukurunun da aşağı doğru çöktüğünü görmekteyiz. Bu düzlem boyunca oluşan depremler yüzeydeki izdüşümleri bir dizi artçıları göstermektedir. Yoksa bu artçıların bulunduğu bir yer fayların konumu değil fay düzleminin yüzeydeki izleridir. Ve öyle baktığımız zaman bu fay düzleminin alanı hesapladığımızda 25-30 km uzunluğunda genişliği ise yaklaşık 15-20 km’dir. Böyle olduğu zaman 500 km2’lik yüzeyin hareketliliğini görmekteyiz. Burada da 20-25 cm’lik bir hareket belki 30 cm’lik bir hareketin söz konusu olduğunu görmekteyiz. Bu da bu fayın, bu artçıların Midilli’nin kuzeybatısında haritada gördüğümüz Erasos bloğuna doğru geçmediğinin, yalnızca Karaburun ile Midilli’nin güneydoğusundaki kesimi arasındaki Midilli çukuru arasında yer aldığını görüyoruz. Bu da fayın bu kesimde 30 cm’lik kesimde tüm atımlı homojenleştiği zaman tüm stres boşaldığı zaman depremler artçıları sunacaktır.

1772’nin yarısı kadar bir deprem yaşandı

Foça’da çok hissedilen 5,2’lik deprem aslında bu fay düzlemini doğudan sınırlayan yanal atımlı faydandır. Biraz önceki benzetmemize dönersek, kuzeye doğru çektiğimiz çekmecenin doğu kesiminde, bir başka ifade ile sol kolumuzun olduğu yerdeki sınırını belirlemektedir. Bu da fayın Foça bloğuna doğru geçmediğini göstermektedir. Artçıların devamına baktığımız zaman, kısmen yanal fayda stres aktarımının Erasos bloğuna doğru bir oynama gerçekleştiğini görüyoruz. Erasos bloğunun fay riskinin devam ettiğini söylemek mümkündür ama bu eli kulağında bir risk değildir. O bölgede fayın uzunluğunun 60 km olduğunu düşündüğümüz zaman 30 km’lik güney kesim kırılmış olduğunu görürüz. Bundan sonra kırılmayan kuzey kesimindeki 30 km’lik kesimin de kırılması yine 6,5’lik deprem potansiyeline sahiptir ama tarihsel olarak ikisinin birlikte kırıldığı olgularda yaklaşık 50-60 km’lik bir fay 2-2,5 metrelik bir atılımlarla kırıldığında büyük bir deprem oluşturmaktadır.

Bu da bizim bildiğimiz 1772 depremidir. 1772 depreminin yarısını yaşamış durumdayız. Böyle baktığımızda Midilli, Sakız, Karaburun, Foça tarihsel depremlerinin ana kaynağının Midilli’nin hemen güneyindeki deniz tabanındaki yarıklarla belirlenen ve bu yarıkların da güneybatıya doğru bir düzlem içinde devam eden bir fay düzleminin bulunduğunu görürüz. Midilli çukuru da bu fay düzleminin üstündeki blokta, Karaburun-Sakız bloğunda yer aldığını ve Midilli bloğunun kuzeye doğru çekilmesiyle alttaki tabanın yürümesi ve bu yürüme sonucu da bu düzlem üzerinde oluşan depremlerin güneye doğru yayılma göstermesi söz konusudur.

İşte birinci 5’lik depremlerle Harita 1’de gördüğümüz yapı, fay düzleminin 5-6 cm’lik hareketiyle oluşmuş konumunu göstermektedir. Ama ikinci deprem, 2015’te olan birinci depremden sonra küçük depremden sonra küçük depremlerin işaret ettiği büyük deprem dediğimiz hikâyeyi devam ettirirsek ikinci deprem dediğimiz 2017 Haziran’ındaki depremde ise burada 30 km’lik kesim yaklaşık genişliği 15 km’ye varan bir şekilde Karaburun-Midilli çukurunun yatay bir fay düzlemiyle hareket etmiştir.

Burada Midilli kuzeye doğru çekilirken, Sakız ve Karaburun güneye doğru çekilerek bu fay düzlemi Midilli çukurunu genişletmiş ve bir taraftan da derinleştirmiştir. Midilli çukurunun açılımı da bu tarzda olmuştur. Bu da Midilli çukurunun doğu kesimindeki stresi boşalttığını göstermektedir. Batı kesiminde ise stres söz konusudur. Kuzeybatıya, Erasos’a doğru giden fay düzlemindeki ikinci haritamıza baktığımız zaman iki fay vardır. Bunların biri güneydeki fay, Midilli’nin güneydoğusundaki fay biraz daha güneydedir, kuzeydeki fay ise biraz daha Midilli’ye yakın olarak görülmektedir. Harita 2’de bu çok açık bir şekilde görülmektedir.

Özet olarak söylersek bir depremi kestirmek için varsayılan tarihteki teorik modellerle, “tarihte bu deprem oldu şu kadar büyülükte deprem olacak” gibi söylemlerde bulunmak aslında bilimsel değildir. Fayın yırtılma düzlemi, uzunluğu ve yırtılma miktarı momenti vermektedir. Fay uzunluğu, fay genişliği yani yırtılan düzlemin genişliği ve atım miktarının sürtünme katsayısı ile çarpılarak deprem büyüklüğünü veren moment bulunur. Bu moment olgusunu üç boyutlu göremediğimiz zaman hiçbir zaman fay büyülüğü vermemek gerekir. Spekülatif, varsayılan veriler bilimsel değildir. Fay büyüklüğü vermediğim deprem büyüklüğünün altını çizmeme rağmen, açıklıkla geometrisini gördüğüm bu fay düzlemindeki 5 cm’lik hareketlerin bir depreme dönüşeceğini iki yıl evvel gördüm. Geçen yıl da açıklıkla, Foça depremi olurken söylemimi çarpıtmadım. “Bu Midilli’nin güneyindeki faydadır” söylemiyle bunu pekiştirdim ve bu olan depremde bunu kanıtlamıştır.

Ama o zaman fay düzleminin geometrisini ve burada taban ve tavan bloğunun yani yükselen, normal fayların yükselen ve çöken blokların geometrisini ve yırtılan fay düzlemini görmemiz gerekmektedir.

2015’te yırtılan fay düzlemi, bu depremde yırtılan fay düzlemine benzemektedir ama daha küçük bir alandadır. Bu depremde daha geniş bir alanda ve daha uzun bir fay düzleminde yırtılmıştır. İşte bu daha evvelki yırtılmanın başladığı küçük bir şekilde yayılmasıdır. Bu da jeolojik zamanlarda kestirimsiz olarak olayların takibine dayanan bir olgudur ama doğru fay modeli ve doğru tarihsel kayıtları incelemek gerekir. 1772’deki depremde bu iki fayın, hem Midilli’nin güneydoğusunda hem de bunun kuzey kesimindeki Erasos bölümündeki fayların birlikte kırılmış olma ihtimali nedeniyle bölgede katastrofik bir yıkım olmuştur. Buradaki ise 6,2’lik orta büyüklükte bir deprem olup fayın karakterini, yırtılma tipini, huyunu bize göstermektedir. Bu huyunu tarihsel olarak tanıdığım için, bir başka ifade ile Foça ve İzmir depremleri üzerine iki yazı yazdıktan sonra buranın tüm sismik kesitlerini, batimetresini inceleyerek ortaya çıkardığım bir çalışmadır. Bu çalışmadan sonra Kuzey Ege’de 2014’te Gökçeada’dan Halkidiki’ye kadar uzayan fayın kırılmasıyla oluşan depremden sonra esas olarak Biga yarımadasının ucundaki Sikiros çukurundaki fay hattının riskli olduğunu, bunun dışında Midilli çukurun riskli olduğunu belirten yazdığım yazıda Biga yarımadasının ve Midilli çukurunun deprem riski, Kuzey Ege’de ve Midilli çukurunda deprem riski isimli yazılarda anlatılmıştır.

Halkımız spekülasyonlara inanmasın

Bu yazılardaki verilerin dayandığı olgu, küçük depremlerin işaret ettiği büyük depremlerin ancak o küçük depremlerin stres biriktirmiş faylarda olduğunda bu risk söz konusudur. Eğer küçük depremler yırtılmış faylarda ise burada artık o stres yamalarının kalıntıları boşaltılmıştır. Oysa fayın 1772’den beri bir stresle yüklendiğini ve yüklenen stresin de yavaş yavaş boşalamadığını gördüğümüz bir tarihçede rahatlıkla 6,5’lik bir depremin, hatta iki fay birlikte kırılırsa 6,7’lik bir depremin olacağını söylemek mümkündür. Hatta iki fayda tam anlamıyla 7’lik deprem olabilir söylemini vurgularken neyin kırılacağını neyin kırılmayacağını, kırılanın kaç santim atımla kırılacağı ve ne kadar büyüklükteki bir alanın yırtılacağı bir sorularına cevap vermeden, bunları görmeden yapılan spekülasyonlara halkımız ne inansın, ne de bundan korku duysun.

Basında, özellikle bu verilere dayanılarak söylenen sonuçları çok sıkıcı buldukları için topluca kestirim yapmaktadırlar. Örnek olarak Akhisar-Manisa fayında kuzey-güney gidişli batıdaki yanal atımlı fayla, Akhisar’dan Gölmarmara’ya doğru giden fayın birleştiği yerde bir risk vardır bu da önemlidir. Bu ikisi ayrı ayrı kırılırsa 6,5’lik, eğer ikisi beraber kırılırsa 6,5’i geçebilen bir deprem olabilir. “Gebze’de 7’lik deprem olmuştur” demekle “Manisa’da da 7’lik deprem olabilir” demek tamamen spekülatif bir söylemdir, söylemin çarpıtılmasıdır.

Bu anlamda Foça örneğine baktığımız zaman bu fayın Foça’ya doğru giden, Foça’yı etkileyen bir fay olmadığını görmekteyiz. Tersine Foça’nın alanı İzmir Körfezinden gelen hatta daha da güneyden Seferihisar-Sığacık’tan gelen yanal atımlı fay sisteminin Foça’nın kuzeyindeki Yenifoça’ya doğru giden normal fayla kesiştiği bölgede oluşabilen depremler söz konusu olmuştur. Bu da 1709 tarihsel depremidir. 1739’da ise Gebze’de kuzey-güney gidişli körfezden gelen yanal atımlı fayın kırılmasıyla oluşan deprem söz konusu olmuştur. Onun dışında 1688 depremi İzmir Körfezinin doğu-batı yönünde giden normal fayla Sığacık körfezine doğru giden yanal atımlı fayın birlikte çalışmasıyla oluşmuş bir depremselliktir.

Basında çıkan haberlere baktığımız zaman, henüz bu depreme ait herhangi ışık yokken, kimse bu deprem üzerine konuşmazken benim 6,7’lik fay üzerinde esas olarak 6,5’lik yorumlar yapmamın arkasındaki gerçek; bu bir dizi bilginin özet olarak sunulmasıdır. Ama bu anlamda jeologların sorumluluğu bu veriler ışığında küçük depremlerin nasıl bir büyük depreme dönüşebileceğini kestirdikten sonra konuşmaktır. Yoksa “boydan boya fay kırılacaktır, büyük deprem olacaktır, İzmir’de böyle olacaktır, Marmara’da şöyle olacaktır” söylemleri tamamen spekülatiftir.

Son olarak da Fenerbahçe Dergisi’nde Marmara Denizindeki faylar hakkındaki görüşlerini toparlayan MIT’den gelen Rob Rellinger Teknik Üniversite’de verdiği konferansta “en fazla 6,5’lik deprem olabilir, bu da Çekmece’ye kadar gelmektedir” demektedir. Diğer taraftan ise Kumburgaz çukurundan Büyükçekmece’den orta Silivri çukuruna kadar uzanan fayın da hep atma yaptığı için 7’lik deprem oluşturamayacağını vurgulamıştır. Orta sırtta 50 km’lik fay vardır. Bu fay iki parçalıdır ve bu parçaların doğu kesimindeki adalar fayının devamı olan düşey ve ölü bir faydır. Batıdaki ise Büyükçekmece’den başlayıp Kumburgaz çukuruna devam eden 40 km’lik kesimin ise sığ bir fay oluşturduğu faydır. Bu fayın da büyük bir deprem oluşturamayacağı çünkü kilitlenme derinliği sığ olduğu için yırtılma yüzeyinin düşük olacağını vurgulayarak 7’nin altında olacağını, bu fay üzerinde büyük deprem oluşturma potansiyelinin olmadığının altını çizerek buradaki verileri ileri sürmüştüm.

Rob Rellinger da o konuşmada“bazı arkadaşlar sayılar olmadan teorik modellerle büyük tek parça faylar kırılacak gibi büyük sayılar vermektedir” diyerek kibarca, hedef göstermeden, “burada 7,8’lik deprem olacak” diyenleri eleştirmiştir. Keza aynı şekilde “hiçbir zaman tek parça şeklinde kırılmayacaktır” vurgusunu yaptıktan sonra “orta sırt fayı da tek parça 7’lik deprem oluşturabilir” söylemini eleştirerek, “burada fay iki parçalıdır ve iki parçalı fay bir seferde kırılmaz” diyerek 50-60 km’lik 7’lik veya 7’nin üzerinde bir depremin olamayacağı gerçeğini konferansta vurgulamıştır. Ama ne yazıktır ki basında Rellinger’ın bu çalışması Milliyet gazetesi dışında haber olmamıştır.

Harita 1- 2015’te Midilli’nin güneydoğusunda gerçekleşen 5’lik depremin artçıları

Harita 1- 2015’te Midilli’nin güneydoğusunda gerçekleşen 5’lik depremin artçıları

sener-usumezsoy-harita2

Harita 2- 2017’de Midilli’nin doğusunda gerçekleşen 6,3’lük depremin artçıları

Harita 1 ve Harita 2’de çizdiğim olayı daha iyi anlayabilmek için şöyle bir benzetme yapabiliriz: Elimdeki kırmızı kitap Midilli fay düzlemini göstermektedir. Bunun üzerindeki koyu renkli kitap ise Midilli çukuru ve Karaburun bloğunu göstermektedir. Jeolojide alttakine taban bloğu, üsttekine tavan bloğu deriz. Kırmızı kitabın yüzeyi boyunca fay bu depremde kaymıştır. Kitabın iki yanı da çekmecenin iki yanını sınırlayan kızakları, jeolojik ifadeyle kuzey-güney gidişli yan atımlı fayları göstermektedir. Buradaki kırmızı kitap iki yandaki yanal atımlı faylar boyunca kuzeye doğru kayarak buradaki depremi oluşturmuştur.

Harita 1 ve Harita 2’de çizdiğim olayı daha iyi anlayabilmek için şöyle bir benzetme yapabiliriz:

Elimdeki kırmızı kitap Midilli fay düzlemini göstermektedir. Bunun üzerindeki koyu renkli kitap ise Midilli çukuru ve Karaburun bloğunu göstermektedir. Jeolojide alttakine taban bloğu, üsttekine tavan bloğu deriz. Kırmızı kitabın yüzeyi boyunca fay bu depremde kaymıştır. Kitabın iki yanı da çekmecenin iki yanını sınırlayan kızakları, jeolojik ifadeyle kuzey-güney gidişli yan atımlı fayları göstermektedir. Buradaki kırmızı kitap iki yandaki yanal atımlı faylar boyunca kuzeye doğru kayarak buradaki depremi oluşturmuştur.

One thought on “Üşümezsoy’dan “Ege’de deprem öngörüsü”

Bir cevap yazın