*- KARARI BİZ VEREBİLİRİZ / YAŞAR EYİCE

Devlet dediğin nedir? Devlet biziz… Yani bizler oluşturuyoruz… Devletin bir işleyiş tarzı vardır. Bu da bizim içimizden yetişenler tarafından uygulanır. Yani biz neysek, kuralları koyanlar da, uygulayanlar da aynıdır. Daha açıkçası herkes her şeyi bilir, ama işine geldiği gibi hareket eder. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!’ gibi olmadık bahanelere sığınır. Bu da işlerin tıkırında ve doğru dürüst gitmesini engeller. Menfaat ya da beklentiler de bazen birileri tarafından öne çıkarılır… Bizi yaralar, üzer ama yıkmaz… Bunları da küçük bir sızıntı, ya da küçük geçici bir yara olarak kabul edelim… Şafak Coştu hanım da, birçoğumuzun olduğu gibi ya başına geldiği ya da gördüğü için sorunu dillendirmiş… Dediği şu: ‘Müteahhitler, vergi kaçırmak için ev fiyatlarını düşük gösteriyorlar. Ama bize satarken 1-2 milyon yükseğine satıyorlar. Evin fiyatı düşük olduğu için haliyle çıkan kredi de düşük oluyor. Bunu ben biliyorsam devlet de

*-  ÇİRKİN HAYAT YOK! YAŞAR EYİCE

Sevgili okuyucularım; bu hafta sonunu güzellikler içinde geçirmenizi diliyorum. Şunu unutmayalım: ‘Çirkin hayat yoktur! Hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Kimi hırsından, kimi kompleksinden, kimi cahilliğinden yapar bunu! Hiç kimse geriye gidip yeni bir başlangıç yapamaz! İnsanlarla münasebetin, ateşle münasebetin gibi olsun… Çok uzaklaşma donarsın, Çok yaklaşma yanarsın! Fiyatlar, etiketler karşısında donmaya da yanmaya da alıştık! Bir zamanlar İzmir Milletvekilliğini yapan, öğrenciliğinde; İktisadi ve Ticari ilimler Akademisi’nin ‘Kralı’ seçilen Gazeteci Akın Simav da şöyle derdi; ‘Gazeteciye ne çok yaklaş, ne de uzaklaş…’ O zamanlar, vatani görevini yapmaya gidenlere de şu tavsiyede bulunulurdu; ‘Ne önde gidin, ne de arkada! Hep ortada kalın!’ Bunun manasını o zamanlar askerlik yapan, şimdinin büyükleri, dedeleri gayet iyi bilir ve anlar! *- YENİ BİR BAŞLANGIÇ Ama bugün, hatta şimdi, yeni bir son yapıp, yeniden başlayabilir her şeye! Hayatınızda iyi bir gün, yeni bir başlangıç dileğiyle her

İZMİR’İN DEĞİL TÜRKİYE’NİN YAŞAR EYİCE *-

9 Eylül 2022 Cuma! Bu günü, birçoğumuz ‘İzmir’in Kurtuluşu’ diye kutluyoruz.. Ama aslında ve gerçek ‘Türkiye’nin kurtuluşudur 9 Eylül!’ Önceki yıllarda biz de yazdık, yazanlar da oldu… Şu günlerde İstanbul’un Sokak ve önemli caddelerinde de ‘9 Eylül Kutlama’ afişleri var. ‘Gururla’ inceledim… Aklıma CHP İzmir İl Binası’nın çok önceki yıllardaki görüntüler geldi… ‘9 Eylül CHP’nin Kuruluş günüdür!’ yazılıydı ve tarihi görüntüler vardı. İşte İstanbul’un belli başlı yerlerinde ‘9 Eylül’ öne çıkıyor ve altında da ‘CHP’nin kuruluş tarihi’ veriliyor… Anımsıyorum; Geçen yılarda da Havaalanı Yolunda benzer büyük bir bez afiş asılmıştı… Aslında bazılarına, bazı hazımsızları mesaj veriyorlardı bu pankart ve afişlerle… Hanı ‘Çatlasanız da patlasanız da!’ diyenler vardı ya, onlara ve yandaşlarına… *- ZENGİN İÇERİK İzmir’in kurtuluşunun 100. yıl dönümü, İzmir Valiliği koordinesinde zengin içerikle hazırlanan bir programla kutlanacak. Program kapsamında, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini konu

*- İYİLİKSEVER ve İYİLİKTEN YARARLANANLAR YAŞAR EYİCE

Şimdi size Talip Okan’ı tanıtayım… Konak’ta ünlü Fotoğrafçı Hamza Rüstem’i duymuşsunuzdur. İşte Hamza Rüstem stüdyosunun yanındaki bir bahçeli han vardı. İzmir’in ilk taksicilerinden olan Talip Okan’ın lakabı ‘4040’ idi… Talip Bey’in taksileri genelde şimdi metruk halde olan Vali Konağı’nın önünde sıralanmış halde duruyordu. Bir kısmı da Konak’ta… İzmir ile Urla arasında çalışan otobüsleri de vardı. Bu yüzden kendisini ‘Urlalı’ olarak düşünenler de çoğunluktaydı. İzmir’in nüfusu o zamanlar 300 bin falan değildi. Çünkü bu sayıya da 1960’lı yıllarda ancak ulaşılabilmişti. Urlalı Talip Okan’ın evi de Heykel’de Büyük Efes Oteli’ni geçin Alsancak’a doğru ikinci ya da üçüncü iki katlı bahçeli bina idi. Ve anlatılanlara göre, Taksici ‘4040 Talip’ geçenlerde kaybettiğimiz Sancar Maruflu gibi ‘İzmir’in babası’ idi… Kim iş arıyorsa, onlara ‘Hızır gibi’ yetişiyordu. Anneler babalar gerek yazıhanesinin gerekse evinin önünde 1940 ve 1950’li yıllarda kuyruk

*- ‘AVANTACI’ DİYECEKLER / YAŞAR EYİCE

Kardeşim Emine Eyice Alat’ı Bornava Büyük Park’ta ‘Kadınlar Kahvesi’nin karşısındaki evinde ziyaret ettiğimde hiç beklemediğim bir soru ile karşılaştım; ‘Senin karpuzcu Mehmet Dönmez ne yapıyor?’ dedi… Telaşlandım! Nasıl telaşlanmayayım? Ya bu soruyu ‘Mafya lideri’ adı verilen Sedat Peker duyarsa! İyi ki onu tanımıyorum… Ama rahmetli ‘İnci Baba’ ile tanışıklığım olmuştu… Ankara Mafyasının lideri olduğunu bilmiyordum, bahane ile öğrenmiş oldum. Çok yıllar önce Büyük Efes Oteli’nin lobisinde meslektaşlarımız ile yani habercilerle oturuyorduk. ‘Oturuyoruz!’ dediğim haber peşindeydik… Fuar zamanı olduğu için tüm ünlü sanatçılarımız da buradaydı, ünlü olmak isteyen figüranlar ya da yeni yeni sahneye çıkmak isteyenler… Tabii ki hayranları da… Meğer bunlardan biri de ‘İnce Baba’nın sevdiği bir kadınmış.. ‘Kısa boylu’ diyeceğim, biraz de tipsiz biri geldi, aklımda kaldığına göre saçları da dökülüyordu.. Yanımızdaki gazetecilerden birine ‘Sen kimsin?’, ‘Sen ne oluyorsun?’ gibi sözlerle üzerine yürüdü… Hemen

*- NASIL KARŞILAYACAĞIZ?

Türkiye’nin Rusya ve İran'la liderler düzeyindeki görüşmelerinin ardından Ankara’nın gelecek kış aylarında doğalgaz ithalatına bağımlılığı nedeniyle Moskova’yla ilişkilerini bozmaması gerektiği ve her koşulda yüksek fiyatlı alım yapacağı vurgulanıyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Petrol Mühendisleri Odası Eski Başkanı ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi kıdemli öğretim görevlisi Necdet Pamir, enerji tüketiminde yüzde 27’lik payı oluşturan doğalgazın Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi yük oluşturacağını belirtti. Türkiye’nin doğalgazda yüzde 99,1 oranında ithalata yani yurt dışına bağımlı olduğunu söyleyen Pamir, Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını yüzde 45 Rusya Federasyonu’ndan sağladığı için hem bu ülkeyle hem de yüzde 15 civarında doğalgaz temin ettiği İran ile diplomatik ilişkilerini gelecek kış için dengeli yürütmesi gerektiğini işaret etti. Son olarak Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. kısa adıyla BOTAŞ’ın yurt dışı finans kuruluşuyla

*- AMAN DİKKAT! YAŞAR EYİCE

Prof. Dr. Füsun Yıldız’ın uyarı yazısını Bornovalı emekli tütün eksperi Sezgin Can paylaşmış… Sezgin Can ve sevgili eşi ile Bayramlaşmamız sırasında da günün konusu ‘Covid 19’ idi… Abartısız kaç ahbabımızın bu hastalığa yakalandıklarını ve hiçbirinin de ‘Nereden bulaştı?’ sorusunun yanıtını bir türlü veremediklerini konuşmuştuk. Size de önerimiz; Eşiniz dostunuzla konuşurken konuyu açın bakın, neler duyacaksınız neler? Ben lafı fazla uzatmadan Prof. Dr. Füsun Yıldız’ın uyarısını paylaşayım: ‘Son 1 hafta 10 gündür başvuran hastaların çoğunda boğaz, baş, eklem ve kas ağrıları, ateş ve öksürük yakınmaları mevcut. Bu yakınmaları söyleyen hastalarıma ‘PCR yaptıralım’ dediğim de hemen hepsi, ‘soğuk su içtim, klima çok çalıştı, ceryanda kaldim hocam ondandır!’ yanıtlarını alıyorum. Ama ne yazık ki onlardan değil... COVID 19 enfeksiyonun yeniden hızlı bir bulaşma ile artışına bağlı bu hastalar ve tablolar ortaya çıkmaya

*- BU KARAR ALKIŞLANIR YAŞAR EYİCE

Meslektaşımız, arkadaşımız, başkanımız ve bakanımız sıfatlarının bazıları olan Dr. Hakan Tartan’dan öğrendim… Birçok kişi ve kuruluşun da aynı sistemi tatbik etmesini dilediğim için aynen paylaşıyorum: ‘İzmir Konfederasyonu Haziran Ayı olağan yönetim kurulu toplantısını Sivas Yiğidolar Federasyonu Başkanımız Yusuf Demir'in işletmeciliğini yaptığı Yaşam Park Sosyal Tesislerinde akşam yemeği sonrasında gerçekleştirdi. Yaklaşan genel ve yerel seçimler öncesi; 'sivil' yani halk adına ve halk yararına birlik ve beraberlik içinde çalışmaya, söz söylemeye karar verdik. uyum sağlamayan kendi başına hareket eden, şahsi veya birileri adına çıkar sağlamayı düşünen kişi ve kurumların aramızdan ayrılmalarını istemeye ve kararlarımıza uyacak ve de konfederasyonumuza güç katacak yeni arkadaşlarımızın aramıza katılmasına oy birliği ile karar verdik. Her şey İzmir için. Ben yok biz varız dedik...’ İşte bu!... Şimdi herkes derneklere girecek, tanıdık tanımadık birçok kişi 40 yıllık

*- OLGUNLAŞIRKEN KIRILIYORUZ / YAŞAR EYİCE

    Aslında, Ayfer Hanım’ın mektubunu Pazar günü yayınlayacaktım ama dayanamadım, ‘Hayırlı bir gün’ diyerek bugün paylaşıyorum. Dediği şu: ‘Olgunlaşırken sürekli kırılıyoruz. Kırıldığımız zaman değişiyor ve hayata bir daha aynı biçimde bakamıyoruz. Bu parçalanmalar ve vazgeçişlerle, sürekli dönüşerek olgunlaşıyoruz. Bazen erkenden akşam çöken sokaklar gibi hayatımız. Ruh evimizin içini hayat mobilyalarıyla döşüyoruz. Sonra her şey, herkes bir iz bırakıyor. Kimisi çiçekli perde asıyor, kimisi kapının eşiğini kırıp çıkıyor. Hayat mobilyalarımız asla aynı kalmıyor, ziyaretçiler de... Çocuklarımız büyüyor, anne babamız ölüyor. Dostlarımızla uzak düşüyoruz. Sürekli bir ayrılış içindeyiz. Bize kalan ise onların bıraktığı izler oluyor.   *- GERÇEĞİ YANSITIYOR!   Örneğin; En yakın dostum yeni aldığım evime geldiğinde, ‘Sana beni hatırlatacak ve mutlu edecek bir şey almak istiyorum.’ dedi. ‘Aynalar!’ dedim gülümseyerek. Onları sevmemin nedeni, gerçeği ve ışığı yansıtmalarıdır. Arkadaşımın ruhumdaki tezahürü de buydu. Eğer çevremize biraz dikkatli bakarsak bunun bilinçli veya bilinçsiz olarak

*- BİR ZAMANLAR AYIPTI YAŞAR EYİCE

Rumi’nin ‘Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden zekâsını anlarsınız’ deyişini bahsetmiştik… Konuyu açmamızın bir nedeni de, hani bir politikacı çıkmış özellikle İzmirli hanımların gülmelerine laf atmıştı ya, ondan… Sonra ‘kahkahaları’ paylaşmıştık… Şimdi de ‘Gülmek Zeka İşidir’ yazımıza gelen bir iki yorumdan söz etmek istiyorum bu güzel tatil gününde... Örneğin; İngilizce Öğretmeni Şeniz Ayçiçek şunları diyor: ‘Gülmek eskilerde ayıp sayılırdı. Hatta ‘...gibi ne gülüyorsun!’ diye imada bulunulurdu. Oysa ‘Bir kahkaha bir kilo pirzola yerine geçer!’ diye bir tabir var. Ne kadar önemli gülmek, neşelenmek moral açısından… O an düşüncenizden uzaklaşıp gidiyorsunuz. Tam dinlenme!... Son zamanlarda nelerle neşelendiğimizi pek anlayamadım. ‘Okumadığımızdan!’ diye düşünüyorum. İnsanlar farkına varmadan yaptıkları davranışları tekrar tiyatral sergilemelerle nasıl gülüyorlar. Aman! Gülüp, neşelenelim de… Eğlence de yaşamın bir kesiti…’ Güliz Güzeldiyar ise kısa ve öz söylüyor: ‘Gülmek… Tebessüm bile ne güzeldir... O kadar üzüntüler yaşıyoruz ki, bunların