Rektöre duyuramadım YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Rektöre duyuramadım YAŞAR EYİCE

Söz verdiğim için,  arkadaşlarımı, dostlarımı arama uğraşına girdim ama başaramadım.

Öyle ki Ramazan Bayram’ında bile bu kadar titiz davranmamıştım.

Yıllardır ‘benim hastanem’ dediğim, benimsediğim Dokuzeylül Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine giderim.

Bu yıllar içinde çok sayıda dostum oldu

Hatta birçoğu emekli bile oldu.

Belki de bu nedenle ‘Dokuzeylül’ün yılmaz savunucusu oldum, antipropogandalarda…

Siyasi de oldu, idari de, mesleki de…

Yıllarönce bir hekimin kaleme aldığı ‘Yakacaksın bu doktorları’ isimli kitabını okumuştum. Bundan esinlenerek de ‘Asacaksın bu doktorları’ diye bir dizi yaptım. Branşlarında uzmanlaşmış, hastalarım ve halkın sevdiği isimleri buldum. O kadar çok tuttu ki, bundan sonra gazete ve televizyonlarda sağlık köşeleri yer almaya başladı.

Hatta şimdilerde polis- adliye, ya da spor muhabirliği gibi ‘sağlık muhabirleri’ özel bir meslek gibi oldu.

Son yıllarda örgütlendiklerini de biliyoruz.

Bülent, Cemil, Erkan, Nesrin, Işıl, Müjde ilk aklıma gelen isimler.

İçimizden birçok doktor da çıktı.

Örneğin; Prof. Dr. Erkan Sevinç, Prof. Dr. Çetin İşleğen,  Prof. Dr. Yılmaz Şenyılmaz, Dr. Ünal Özer, Dr. Ali Kertiş, Dr. Erol Turan, Dr. Cengiz Cumhuriyet, Dr. Şaban Acarbay, Dr. Yaman Gürkaynak, Dr. Adnan Tan, Prof. Dr. Aydın Cankat gibi…

Bunlar İzmirliler…

Yani Ege mezunları…

Geçenlerde rahmetli olan Spor Yazarı Hüseyin Yangır ile ben de tıp.fakültesi imtihanlarını kazanmıştık, başbaşa verdik, ‘Biz bu işin altından kalkamayız!’ dedik.

Hatta iki ay kadar önce Bornova Buzpisti kafeteryasında Sezgin Can, Kamil Erkoç ve Ünal Tümin’le eski günleri konuşurken, ‘İğneden bile korkuyoruz, kan görünce bayılıyoruz, nasıl doktor oluruz’ diyerek, nostalji yapmıştık!

*- Hüsnü Oral’dan önce

İşte bu hastanemizde, Ağabeyimiz Aydın Bilgin’den sonra, ‘Çok uzun yazıyorsun!’ diye tenkit eden, eski sanayicilerimiz ve spor adamlarından Hüsnü Oral’ı gördüm.

Oral, Karaciğer nakli olan arkadaşlarımızdan biri.

Kullandığı ilaçlardan olacak, şimdi de yüz cilt kanseri…

Yürüyüp, konuşarak beşinci kata çıkacağı asansöre ulaştık.

‘Son satırına kadar yazılarını okuyorum!’ diye, ben kendisine moral vereceğime, sık tenkit ettiği için olacak, moral aşısı yapmaya çalıştı.

Ama o da ne?

İki asansörden biri çalışmıyor…

İçindakiler de, çoğu Afrikalı misafirlerimiz olacak, bir iki kez çıktılar indiler…

Bir hastane görevlisi acelesi olacak dayanamayarak bindi, ama ikaz düdüğü öttü.

Bir doktor uyarı yaptı, ‘Bir kişi insin, yine binsin’ diye…

Tecrübe konuşmuştu!

Gerçekten ses kesildi…

Ama biz bir süre daha beklemek zorunda kaldık…

Vatandaşlar, daha doğrusu hastalar, yakınları, görevliler herkes konuşmaya başladı!

Biri, ‘İdare müdürü yok mu? Görmüyor mu?’ Diye sordu…

Hüsnü çok gelip gidiyor olmalı, eliyle merdivenlerin orasını, yani birinci kati gösterdi, ‘Orada’ dedikten sonra, ‘işim bitince (tedavisi) bitince konuşacağını söyledi.

Ben ise, ‘şimdi giderim’ dedim…

Yanından ayrılarak, idare müdürü ve hastane müdürünü aramaya başladım!

Sorum basitti;

Hastanenin asansörleri neden çalışmıyor?

Arızalı mı, güvenlik nedeniyle mi, ya da bir başka nedeni mi var?

Çünkü olay işkenceye dönüşüyor.

Üstelik görevlinin işi ne?

*-Ağzından kaçırdı

Hastanenin ana bina girişinde başhekimliği gördüm…

Herkes muhatap olmaması için kapı sürekli kapalı…

Çok geniş salon gibi girişin uzağında bir masa ve görevli oturuyor.

Israrlı durumumu görünce, işaret ederek yanına davet etti.

Asansörlerin yetkilisini sordum.

Telefonla aradı buldu.

Bilmemne abla!

‘ ön taraf mı arka taraf mı?’ Diye sordu, telefonda konuştuğu bayan…

Ben ısrarla kendisiyle yüz yüze görüşmek istediğimi anlattım…

Önemsemediler, ya da kale almadılar…

Belki de hastanede bile yoktu!

Aklımdan, ‘Birbirlerini idare ediyorlar’ diye geçirdim…

Zaten bir başka üst ya da alt makamla da ısrarla konuşturmadılar.

Bu sırada telefondaki kişi, ‘Asansörler arızalı yedek parça bekliyoruz’ açıklamasını yapınca, ister istemez ağzımdan, ‘Ne Zaman?’ sorusu çıktı.

‘Bugün yarın!’ dediler, galiba…

Buradan daha fazla bilgi alamayacağımı öğrenince, bu kez daha üst makamın, koridorun biraz ilerisinde sağ tarafta olduğunu öğrendim.

Ararken, kapısında ‘erkekler tuvaleti’ yazan kısmın yıkıldığını ve sıvandığını gördüm.

Herhalde, yeni bilmemne müdürüne makam hazırlıyorlar.

Adam yada kadın nereden bilsin tuvaletten bozma bir yeri kendine hazırlamışlar, diye.

*- Garantili iş

Israrla ve birilerine sorarak bir yetkili aradığımı görem biri, ‘ Asansörleri bugün yapacaklarmış?’ açıklamam üzerine, ‘Nereden biliyorsun?’ derken, yüzündeki ifade seni de aldatmışlar’ gibi idi.

Söylediği şu:

‘Röntgen çekilen kısımdaki asansör çok uzun süredir arızalı.

Orada bir bölüm, mescit olarak kullanılıyor.

Kapısında, ‘Mescit 06.30’da açılıyor!’ yazıyor.

Herhalde Başhekim, Dekan, Rektör ya da bazı ilim adamları burada sabah ibadetlerini yapıyor ve görevlerine erkenden başlıyorlar.

Yoksa hastalar, yaşlılar veya yakınları çalışmayan asansörlerden yararlanamıyor iken, kaç basamak merdivenleri kullanabilirler mi?’ Dediler.

‘İbadetin Zamanı olmaz! sabah namazı da saat 12.00’ye kadar kılınır’ dedim.

Aksi halde konu büyüyecekti.

*- Sadece çeken bilir

Başta söyledim; Rektörlük binasındaki dostlara bir sıkıntı yaşarsam önce size ileteceğim ve doğrusunu öğreneceğim’ diye…

Asansör deyip sakın geçmeyin…

Hastanede de sağlıklı kişi olmayacağına göre o basamakları çıkmanın azabını sadece çeken bilir…

Tabii ki hastane müdürü de yoktu…

Yine kilitli kapıyı bekleyerek açtırttıkfan sonra aynı olayı yaşadım…

‘Hastaneyi geziyor!’ Dediler…

Yani teftiş ediyormuş…

Hataları, yanlışları bulup, çözüm üretmek için…

Maşallah ne Çalışkanlar…

*- Yok efendim, yok!

Kapısında ‘protokol müdürü’ yazan açık kapıdan içeriye baktım…

Daha doğrusu bayan bana bakıyordu!

Büyük olasılıkla ‘Bu da kim? İçeriye nasıl girmiş? Ne arıyor? Gibi soruları aklından geçiriyor olabilirdi.

İzin isteyerek makama girdim, kendimi tanıttım ve söz verdiğim gibi kendimce belirlediğim sorunu, ciddiyeti ile tanıdığım Kutay Bey vasıtası ile yeni Rektöre duyurmak istediğimi söyledim.

Yok şununla görüş, yok bununla görüş, önerileri aldım.

Tabii ki uzun uğraştan sonra…

Tabii ki çoğu arazi…

Yani iş peşinde…

Sorunları çözecekler, inşallah…

Ben ille Rektörlük ile görüşme dileğimde ısrarlıyım….

Görüşebildim mi?

Artık siz tahmin edin?

*- İşime yaradılar

Bu kadar mücadele yerer, diye düşündüm.

Ama bu arada hastane görevlisine teşekkür ettim, bana yardımcı oldukları için…

‘Neden?’ Ya da ‘Nasıl?’ Sorularının yanıtını aradığı belli idi….

‘Bundan güzel, binleri değil milyonları ilgilendiren bir yazı konusu verdiğiniz için’ dedim…

Hastanelerle ilgilenen, birçok partiliyi gönderen bir AKP’li milletvekili vardı…

Kemdini Sağlık Bakanı sanan bu milletvekili herhalde sorunu çözer!

Böylece birçok kişinin de hayır duasını alır…

*- Bu kez babası…

Hastaneden çıkıyordum, Anadolu Ajansı’nın eski İzmir Bölge Müdürü Atilla Köprülüoğlu arkamdan seslendi…

’25 gündür, nöbetteyim!’ Dedi.

Babası rahatsızlanmış, birinci kattaki Ortopedi servisinde tedavi görüyormuş.

Atila Köprülüoğlu, hasta Altınordulu ve dost canlısı….

Saygıda kusur etmez.

Özellikle yaşlı ve eski İzmirlileri hastanelerde, evlerinde bulur ziyaret eder.

Babası değil de babası yaşındaki hastalarla ilgilendiğini sanmıştım, aynen Dr, Pedükcoşkun gibi….

Nöbeti kardeşine bırakmış….

*- Hakları da yetkileri de yok!

Kapıdan çıktık, sabahın ilk saatlerinde harıl harıl çalışan çekicileri gördük…

Biri gidip, diğeri geliyordu çekicilerin…

Herkes böyle çalışsa, kalkınmamız için yıllarca beklememizi gerek kalmaz…

Bir vatandaş, çekicinin sürücüsüne, Hakkı’nız ve yetkiniz var mı?’ Diye bağırarak sordu…

O da, ‘tabelaya bak!’ Dedi…

Benim bildiğim kadarıyla da, hiçbir yetkileri yok…

Hatta önceki yıllarda bir iki vatandaşımız, ‘Aracıma zarar verdiler!’ Diye açtıkları davayı kazanmıştı…

Çekiciler işin kolayını da bulmuş, bir saniye bile duran araç olursa fotoğrafını dijital makina ya da telefonla çekiyor, sonra da bunları, kendileri çekmiş gibi trafik polislerine veriyor.

Madem bu böyle devam edecek, bazıları da para kazanacak, o Zaman İstanbul’da olduğu gibi yapılsın!

Her çekicinin muavin koltuğuna bir trafik polisi oturtulsun…

O zaman hiç kimse ses çıkaramaz…

Vatandaş da trafik polisini görür…

‘Şeriatın kestiği parmak acımaz’ der!

*- NOT: Akhisar Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan’ı Alper Alhat ile Eski Ege zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu üyesi, can dostlarımız Mustafa Alhat kardeşlerin babaları Hüseyin Alhat’ın vefatını üzüntü ile öğrendim. merhuma rahmet, ailesi ve sevenlerine baişsağlığı dileriz.

***-

KURDELA

*- Denizcilik Bayram’ı hazırlıkları bitti

1 Temmuz Denizcilk ve Kabotaj Bayramı’nın 91’nci yılı, İzmir’de tören ve etkinliklerle kutlanacak. Cumartesi günü saat 10.00’da Cumhuriyetimizin küurucusu Büyük Önder Atatürk ve Aziz şehitlerin anıtına çelenk sunulması ile başlayacak törenler, sembolik halat çekme yarışması ile sürecek.

Törenler kapsamında sörf gösterisi, Bergama gemisinden denize çelenk alma, Körfez’de teknelerin geçit töreni ve Deniz şehitleri anısına lokma dağıtımı yapılacak.

— 

Yaşar EYİCE

0532 781 95 18

 

E-Posta: yasar.eyice@gmail.com

ve yeyice@mynet.com

Twitter: @Yeyicee

Facebook:  yasar.eyice.311

 

 

 

Bir cevap yazın