229 Okunma

PARMAK İZİ HAYAT İZİ / NERMİN GONCA

Hepimiz özeliz, çünkü hepimiz birer sanat eseriyiz. Sanat eserini sanat eseri yapan yegâne özellik tek ve özgün olmasıdır. Tıpkı bütün sanat eserleri gibi bizlerde biricik ve özgünüz. Dikkat buyurun parmağımızın ucundaki izlere, dilimizdeki tomurcuklara, saçımızın kök hücrelerine ve daha nelere nelere… Hoş, bilimsel makale okumaya da gerek yok. Bakın bakalım milyarlara; bir dudağı yerde, bir dudağı gökte olan var mı? Hepimizin kaşı, gözü, ağzı, burnu aynı yerde. Ama benzemiyor biri diğerine. Hepimiz farklı tatta, farklı lezzette. Demek ki Rabbim, hepimiz için ayrı ayrı uğraşmış. Bizler birer sanat eseriyiz. Biricik ve özgünüz; eşsiz benzersiz. Rabbin verdiği mesajı unutuyor, sonra tek tip insan yetiştirme telaşına düşüyoruz. Her yiğidin farklı yoğurt yiyişi olduğunu unutuyoruz.
Çağ denilen şey, çağdaşlaşma denilen şey, eğitim denilen şey, bu biricikliği ve özgünlüğü geliştiren ve insanın içindeki gücü açığa çıkaran sistem olması gerektiğini unutuyor. Kişinin kendini tanımasını, farklılıklarını keşfetmesini sağlaması gereken sistemler; süreç içinde yanlış anlaşılmalarla maalesef karmaşık hale getirilmiş ve sanki fabrikasyon tek tip insan yetiştirme uğraşısına dönüşmüş.
İnsanlara at gözlükleri takılmaya başlanmış. Hepiniz bilirsiniz atlara neden gözlük takılır? Çünkü etraftaki cafcaflı nesneler dikkatini çekip onu yolundan etmesin istenir. Ama daha tehlikelisi nedir bilir misiniz? Atın dizginleri gözlüğü takanın elindedir ve o atın başını ne yöne çevirirse o yöne gider. Eğitim öğretim, ilim bilim herkese aynı kuru bilgileri ezberleten standart ve sığ alanlar olmamalıdır. Okulların, iletişim araçlarının, hayatın ve hatta anne babaların tek tip insan yetiştirme çabasını hayretle karşılıyorum. Bu çabadan vazgeçilmezse, aynı şeylere sevinen, aynı şeylere üzülen, aynı bakan, aynı düşünen bir birinin kopyası robotlar yetiştireceğiz. Nasıl ve nelere duygulanacağını nasıl ve neden düşüneceğini programladığımız, aksi takdirde uyumsuz veya rahatsız diye yaftaladığımız robotlar yetiştireceğiz. Çizgiden çıkarsa, at gözlüğünün kenarından bakarsa diye psikoloji bile icat etmedik mi?
Kişi sayısı kadar sendrom var. Hatta kişi başına, gelirden daha fazla sendrom düşüyor. Herkes birkaç tanesine sahip ve bu sendromlar iki yaşından itibaren ilaçla kontrol edilmesi gereken düzeyde tehlikeli görülüyor. Farklı düşünüyorsan falan sendromu, farklı bakıyorsan filan sendromu. Hoop ilaç! Aşırı üzülme yok, aşırı sevinme yok, tek düze, tek çizgi, tek denge. Hem benim istediğim gibi ol hem de benim istediğim gibi olmak için benim sistemime ve ilacıma muhtaç ol. Aksi takdirde toplumsal olarak tu kaka deriz sana. Robot olursan maşallahsın ama.
Tüm çocuklar ezbere saymasa solucanın dolaşım sistemini, hepsi yeknesak bir edayla kurbağanın boşaltım sistemini anlatmasa n’olur. Hepsi aynı şeylerden yeterli de değil, az buçuk, gıdım gıdım biliyor. Hepsi aynı şeye baksa bile, başka başka şeyler bulsun, görsün, çizsin, yazsın durumu birilerini rahatsız ediyor. Biri; iki ile ikinin muhakkak dört ettiğinde uzman olsun, diğeri ise; iki ile ikinin hiçbir zaman dört edemeyeceğini savunsun. Nolur ki öyle olsa! Aynı olaya bakan birisi ağız değil, yürek dolusu kahkaha atsın, diğeri yürek parçalarcasına ağlasın. Nolur ki öyle olsa! Ne bu korkumuz telaşımız?
Eskiden tek tip olsunlar diye köle yapardık, baktık kaplarına sığmadılar, bu sefer yeni icadımız robotlaştırmak oldu. Kişisel gelişim dedik, iletişim dedik, psikoloji dedik, eğitim dedik, modernleşme dedik, çağdaşlaşma dedik, organik insana bir ton hormon yükledik.
Aferin bize domates, biber, patlıcan gibi hormonlu insan türü yetiştirdik. Dışı; eli yüzü hoş, içi; kof ve boş… Barış Manço’nun dediği gibi:
“Domates, biber, patlıcan… Domates, biber, patlıcan, bir anda dünyam karardı, bu sesle sokaklar yankılandı…”
Sonra birden anladım ki sebzenin hormonlusu insan öldürür, insanın hormonlusu insanlık öldürür.
…Nereye gitsem ne yana baksam hep (hormonlu) seni görüyorum. Biliyorum artık çok geç ama yine de bekliyorum. Her şey boş geliyor bana sarılacağım sımsıkı (organik) sana. Yeter ki yıkılmasın bir daha dünya…
Çağ denilen şey, çağdaşlaşma denilen şey, eğitim denilen şey, psikoloji denilen şey, iletişim denilen şey haddini bildiriyor insanlara; sen şunu şunu yapamazsını öğretiyor. Yaratıcı zekâ, zahmete değer bir ürüne götüren süreçtir oysa. Tabii ki yaratıcı insan yaratmanın hırçın enerjisiyle önüne çekilen maddi ve manevi hudutları aşmaya gayret edecektir. Organik insanda olan budur. Bu hastalık değildir ki tedavi edilsin. Eğer haddini bilirse bir kimse hiçbir şey üretemez. İnsanın varoluş gayesi üretmektir ve enerjiden yaratılmış insan üretmeye mahkûmdur. Aksi halde yapıcı değil, yıkıcı bir enerji açığa çıkarır. Üretemeyen, hem avaz ünleyen insan, o hırçın enerjisinin kıymetini bilerek üretimde kullanmak yerine, deli ve yok edici boyutlarda kullanmaya başlar. Hayata bir iz bırakamadıkça hırçınlaşır, hırçınlaştıkça üretmekten uzaklaşır. Tüketir, tüketir, tüketir; aşkları, sevdaları, dostlukları, insanları…
Oysa istese Rabbim tek tip tek model yaratamaz mıydı? Daha mı zordu? Sen ondan daha mı iyi biliyorsun ki farklılıklara sinirleniyorsun. Altı milyar parmak izinden daha kolay olmaz mıydı tek bir parmak izi? Ama Yüce Yaratıcı mesaj vermek istedi insanlara, farklılıklarınızla sevin bir birinizi, sakın birbirinize benzemeyin demek istedi. Çünkü çok iyi bilinmesi gereken şey; insanı farklı kılanın parmak izi değil, hayat izi olduğuna dair mesajdır.

Please follow and like us:

One thought on “PARMAK İZİ HAYAT İZİ / NERMİN GONCA

Bir cevap yazın