Buradasınız
Anasayfa > Genel > *- PARAYI VEREN! / YAŞAR EYİCE

*- PARAYI VEREN! / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bu sözleri söyleyene nasıl hayran olmayayım?

Dediği kısa ve öz, şöyle:

‘Pirinci okuyorlar,

Meyveyi okuyorlar,

Şekeri okuyorlar,

Suyu okuyorlar da,

Sıra kitaba gelince:

Hiç okumuyorlar!’

Zaten gazete okuyan da yok!

Hani devlet bankalarından, kuruluşlarından büyük reklamlar alanların tirajları var ya, şu kadarını söyleyeyim;

Yerlerde sürünüyorlar…

Gidin bayinize sorun bakalım kaç tane geliyor, kaç tane satılıyormuş!

Sıfır elde var sıfır!…

Belediyelere giriyorsunuz, ‘ücretsiz gazeteler var, bankoların üzerinde..’

Ne alan var, ne de ilgilenen…

Halimiz budur!

Daha doğrusu güven sıfıra inmiş durumda…

Önceki yıllarda, vatandaş bir olayı anlatırken, ‘Gazete yazmış!’ derdi…

Yani doğruluğundan şüphe edilmez anlamında…

Ya şimdi?

Bir televizyon kanalı ile olan sözleşmesini fesh etmiş bir siyasi partimiz…

Bu ilk değil ki!

Patronlar ya da patron vekili yöneticiler siyasilerle anlaşırler belli bir fiyat üzerine onun reklamını yaparlar…

Hani televizyonlara çıkan bazı doktorlar, hukukçular, yazarlar şunlar bunlar var ya, bu işlerde mutlaka para geçerlidir.

Vatandaş boşuna, birine ‘Paran kadar konuş!’ demiyor…

Nasreddin Hoca’dan bu yana, ‘Parayı veren düdüğü çalar!’

İşte konunun özeti budur…

Bir zamanlar satışı çok fazla olan bir ulusal gazetenin genel yayın müdürü, sanıyorum Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilere konferans verirken, ilk kez doğruyu dile getirmişti:

‘Gazeteler ticari işletmelerdir. Kamu görevi yaparlar ama yaşamak için ticari ilişkiler içine girmek zorundadır…’ demişti özetle…

Kıyamet kopmuştu!

‘Nasıl böyle bir laf eder!’ diye…

Para gücü olmadan medya gücü de olmaz…

*- HEP EMİR ALIRSINIZ!

İzmir Namık Kemal Lisesi’nde bir ara ‘Boş geçmesin!’ diye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü yapmış Kimya Yüksek Mühendisi Behiç Beler geldi.

Ağabeyi, 1960 ihtilalinden sonra Adalet Partisi’nden Senatör olan Beliğ Beler ağabeyimizdi.

Yassıada Duruşmalarında ‘Demokrat İzmir Gazetesinin basılma ve yakılma’ olayının gerçek yüzünü bize anlatmıştı.

Fabrikatör Behiç Beler bir gün sınıfta şöyle demişti:

‘Benim üstümde sadece Bakan vardı, onun sözleri ve talimatları bile bana ağır geliyordu. Bu yüzden okuyun ve kendi işinizi kurun… Yoksa hayat boyu birilerinin talimatı ile hareket etmek zorunda kalırsınız…’

Bu konuda çok yazılacak ve anlatılacak var ama herkes kendine göre kıssadan hisse çıkarabilir.

*- BASIN ÖZGÜR MÜ?

Ha sahi…

Özellikle siyasilerden gelen mesajlardan anladım:

‘Bugün 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı…’

Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü onlarca gazetecinin bulunduğu, haber merkezlerinin ve gazete yazı işlerinin siyasiler tarafından manipüle edildiği,  sansürün uygulandığı ülkemizde bu gün, bayram olmaktan çıkmış ve ‘Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü’’ne dönüştüğü belirtilmektedir.

Sansürün kaldırılmasından itibaren ‘bayram’ olarak kutlanan bu tarihsel süreçte medya artık, güçlünün yarattığı baskıcı düzenin devamı için araç haline geldiğini bilmeyenimiz yok gibi…

Halbuki,

Anayasamızın 26. maddesinde, ‘Herkesin özgürce ifade ve baskı özgürlüğüne sahip olduğu’, 28. maddesinde ise ‘Herkesin, özgürce görüş ve düşüncelerini ifade etme, yayınlanma ve yayımlanma hakkına sahip olduğu’ hususları yer almaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, basının özgürlüğünü temel insan hakkı olarak kabul etmekte ve bu özgürlüğü korumaktadır.

*- EMEKLİ İMAM ANLATIYOR

29 yıl imamlık yapan ‘Allah’ı Arayan İmam’ ve ‘Labirentten Çıkış’ adlı kitapların yazarı Mehmet Tekeci, cemaatler, tarikatlar ve şeyhlerin içyüzünü anlattı.

10 yıl boyunca tarikat ve cemaatler içerisinde yer alan ve şeyh yardımcılığına kadar yükselen Tekeci, ‘Bütünn şeyhler, tarikatlar, cemaatler sahtedir. Buralarda tecavüz ve taciz vardır. Tacizin ana kaynağı sadece tarikatlar değil, kuran kursları, yurtlar ve cemaatlerdir. Bunlar din pazarlayan, namussuz, ahlaksız insanlardır. Ben bunların hepsini gördüm ve yaşadım’ dedi.

Tekeci, ayrıca mahallelerde açılan ‘sübyan mektepleri’nin ne kadar tehlikeli olduğunu detaylarıyla anlattı.

*- 6 YAŞINDAN İTİBAREN

1965 yılında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde doğan, İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Kastamonu İmam Hatip Lisesi’nde okuduğunu belirten, 6 yaşında köy imamında Kuran okumaya başladığını anlatan Mehmet Tekeci, ilkokulu bitirdikten sonra ailesinin kendisini ‘gavur’ diyerek ortaokula göndermediğini, onlardan habersiz parasız yatısı sınavlara girdiğini, ‘Din eğitimi de veriliyor!’ diyerek ailesini İmam Hatip’e gitmesine ikna ettiğini söyledi.

*-  ESKİLERDEN BAŞLADI

‘29 yıl çeşitli yerlerde din görevlisi olarak görev yaptım ve 2013 yılında siyasi iktidarın dini kullanması ve camilere siyasetin girmesinden rahatsız olarak emekli oldum.

‘Allah’ı Arayan İmam’ ve ‘Labirentten Çıkış’ isimli iki kitabın yazarıyım’ diyen İmam Mehmet Tekeci sözlerini şöyle sürdürdü:

‘Göreve ilk başladığım 1985 yılında bize tavsiye edilen tek kaynak Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal kitabı idi.

Diyanet, imam atamalarını ve bütün din işlerini bu kitaba bakarak yapardı.

1995’li yıllara geldiğimizde kafamda ciddi sorular oluşmaya ve cevaplarını bulamamaya başladım.

O yüzden bu sorulara cevap bulabilirim düşüncesi ile tarikata girdim.

10 yıl tarikatın içinde kaldım.

Mensup olduğum tarikatın şeyhinin ildeki görevlisiydim._

Ancak aradığım hiçbir şeyin cevabını bulamadım.

Tamamen rüyalara dayalı ve adına maneviyat denilen hurafelerden başka bir şey yoktu.

Mensup olduğumuz tarikatın şeyhi Kuran ayetlerini bile yanlış okurdu ancak ‘bir hikmeti vardır’ diye bir şey söyleyemezdik.

Daha fazla orada durmamın bir anlamı kalmadığına 2005 yılında karar verdim ve ayrıldım.’

*- NEDENİNİ DE ANLATTI

‘Neden tarikat ve cemaatlerden ayrıldınız?’ sorusunu ise İmam Mehmet Tekeci şöyle yanıtlıyor:

‘Dine ait hiçbir şey yok aslında buralarda.

Her tarikatın derneği ya da vakfı var.

Onlara bağlı olanlar ciddi bir para kaynağı.

Sorgulamadan gidilen bu sadakat anlayışı içinde ‘Allah rızası için’ denilerek sizden ciddi bir kaynak sağlanmakta.

Orada özellikle zikir ortamında oluşturulan yapmacık illüzyon daha sonra cazibesini yitiriyor etrafınıza bakmaya başlıyorsunuz.

Oradaki ruhsal olarak sömürülüyor, maddi olarak sömürülüyor.

Bugün fakir olan, dünyalığı olmayan tek bir tarikat ve cemaat şeyhi yoktur.

Tamamı saltanat içinde Karun gibi hayat sürmektedir.’

İmam Tekeci, ‘Yurtlar ve kurslar çok tehlikelidir ve istisnasız ilk ve ortaöğrenim öğrencileri için açılan bütün kurs ve yurtlar kapatılmalıdır.’ diyor.

*- AKLA HAYALE GELMEZ

Aynı zamanda yazar da olanTekeci’nin anlattığına ve iddiasına göre;

‘Tarikatlar Kuran ayetlerine takla atlattıran, onlara akla ve hayale gelmeyen anlamlar katarak metafizik kavramlar ve soyut anlatımlarla ispatlanması mümkün olmayan rüyalara dayalı bir din oluşturmuşlardır. Tarikatların iki sermayesi vardır:

 Sadakat ve cehalet!

Tarikatların yüzde 90’ı Türkiye’yi “dar-ül harp” olarak görmektedir.

Yani yarın ellerine fırsat geçtiğinde “savaşılacak devlet” demektir bu. Kısaca *cemaat ve tarikatlara göre Türkiye’de mevcut ne varsa ganimettir ve hangi yolla olursa olsun onlara helaldir.

Asıl vahim olan budur.

Siyasal İslam’ın Atatürk’ün kurup yoktan var ettiği bu ülkenin ne kadar kazanımları varsa teker teker yok etmek, ellerine geçirmek için her hileye başvurmaları bundandır.’

 

Yaşar EYİCE
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir yanıt yazın

Top