Nasılsa aldatılmaya alıştık YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*-  İçi ve dışı aynı değil!

Günah, ayıp, yazık!

Günlük yaşamımızda çok kullandığımız, ya da kullanılan sözcüklerden bazıları bunlar.

Aslında dilimize pelesenk olmuş gibi…

Ama derinlerine inersek, artık inandırıcı olmaktan çok uzak olduğunu görüyoruz.

Bakın küçük bir örnek vereyim:

Dün bir zincir marketten alışveriş yaptım.

Örneğin kilosu 6.95 TL’den domates satın aldım.

Hatta Türkçesi Ayzede olan bir Türkmen kızı ‘Siz İzmirliler domatese ‘domat’ diyorsunuz!’ değil mi?’ diye sordu…

Cevap vermedim:

Ardından ‘İzmir’in nesi meşhur?’ diye sordu…

Yine cevap vermedim, çünkü laflamak bir yana, koronavirüs nedeniyle hemen eve dönmek istiyordum.

Ve inanın ilk kez ihtiyaç olduğu için evden en yakın markete gitmiştim.

Alışverişimi o ana kadar iki marketten kapıda teslim öncelik Migros ile Şok’tan yapıyordum.

Ama torun isteyince mecburiyet oluyor.

Bu arada Türkmen kızının İzmir denilince aklına ‘Saat Kulesi’ ile ‘Kordonboyu’ geldiğini de öğrenmiş oldum…

Demek ki, dış tanıtımlarda bunlara da öncelik tanımamız gerekiyor…

Hiç yoktan ve karşılıksız yani ‘bedava’ anket yapmış da oldum…

Aslında İzmir için kaçırılmayacak fırsatlar çok ama çok…

Mühim olan bunları değerlendirmek ve tabii ki bazılarına para kaptırmamak…

Ama biz tüketiciler mutlaka ve mutlaka bir şekilde paramızı kaptırıyoruz.

Nasıl mı?

Az önce söyledim;

Torunum istediği için evden çıkmak zorunda kaldım…

Ama kurallara uydum…

Söylemeye gerek yok…

Büyük bir umutla kestiğim domates nasıl çıktı?

İçi bembeyaz, yenilecek gibi değil…

Hadi biri öyle, diğerleri de…

Hepsi…

Büyük ihtimalle kimyasal kullanılmış…

Bu ne vicdan?

Tabii ki ödemeyi ‘helal’ etmedim!

Ama merak ettiğim nokta şu?

Reklamlara büyük paralar harcayan belli bir grubun bu marketler zincirinin tedarikçileri ya da alım yetkilileri hiç mi satışını yaptıkları ürünleri alırken kontrol etmiyorlar?

Bu ürünü yetiştiren vicdansız, dışı kırmızı içi beyaz domateslerini nasıl piyasaya sürüyor?

Kendisi görmüyor, yemiyor mu?

Fırsatçılardan da büyük bir suç işlediğinin farkında değil mi?

Bu bir tesadüf olamaz…

Mutlaka çok miktarda kamyonlar dolusu alınmıştır…

Yani araya sıkışmış, karışmış olamaz…

Bu arada kavun aldım su almış sandal gibiydi…

İçi geçmiş…

Hadi bu olabilir…

Tarlada çürüyeceğine tezgahta çürümüş…

Ya karpuza ne demeli?

Kan kırmızı…

Ama tat mat yok…

Şekerle bile yenecek gibi değil…

Daha ne diyeyim?

‘Üretici… Üretici!’ diyor hakkını savunuyoruz ya, bir de onlara söz verelim;

Öyle ki, Cumhurbaşkanı bile ne demişti?

‘Bir karış toprak bile ekilmeden bırakılmayacak!’

Kesinlikle doğru bir teşhis…

Başka ne demişti?

‘Çok kazanacaksınız?’

Benim aldığım ‘dışı kırmızı- içi beyaz’ yenmeyecek durumda olan domatesten birilerinin çok büyük kazanç elde ettiği belli…

Nasıl mı?

‘Ben iyi bir çiftçiyim!’ diyen domates üreticisi Talat Erdem aynı gün, yani iki gün önce şu açıklamayı yapıyordu:

‘Tüm kazancım; ilaç, gübre, işçilik ücretlerine gitti. Maliyetler arttı. 2,5 kilo domatesin karşılığı bir bardak çay. Bir dönümde dört bin lira masraf yaptım, dört bin liraya domates sattım. Kilosu 40 kuruş…’

‘İyi çiftçi’ böyle diyor…

Markette 6.95 TL. olan hormonlu domatesin karı kime gidiyor, kimler büyük paralar kazanıyor?

Bugüne kadar öğrenemedik, bakalım bundan sonra öğrenebilecek miyiz?

En iyisi ben size bugün fotoğrafını göstereyim ki, daha inandırıcı bir belge olsun…

Sağlıklı günlere hep birlikte…

***-

GÜNCEL

*- Üretim kapasitesini 2100 ton/güne çıkardı 

Türkiye’nin en büyük un üreticisi ve ihracatçısı firmalarından biri olan Ulusoy Un, Samsun Gıda Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan ‘50. Yıl Tesisi”nin 600 ton/gün buğday işleme kapasiteli ikinci bölümünü tamamlayarak üretim kapasitesini 2100 ton/güne çıkardı. Geçtiğimiz yıla göre üretimini 2 kat arttıran Ulusoy Un, 2021’in son çeyreğinde tesisin üçüncü bölümünü de tamamlayarak 100. yıl hedeflerine bir adım daha yaklaşılmış olacak.

*-

Yaşar EYİCE0532 781 95 18E-Posta:yasar.eyice@gmail.comTwitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın