Mehmet Nuri Conker / BAHA AKINER

Sosyal Medyada Paylaş

Mustafa Kemâl’in; çocukluk, mahalle, okul, silah arkadaşıydı… Evet dostlar, gün Mehmet Nuri CONKER… Mustafa Kemâl’in erkek kardeşi yoktu ama kardeşten öte; dostu, sırdaşı, yol arkadaşı vardı…

29 Eylül 1882’de, Selanik’te, Hoca Osman Efendi’den oldu. Zehra Hanım’dan doğdu Mehmet Nuri…

Mustafa Kemâl’in; çocukluk, mahalle, okul, silah arkadaşıydı… Evet dostlar, gün Mehmet Nuri CONKER…

Mustafa Kemâl’in erkek kardeşi yoktu ama kardeşten öte; dostu, sırdaşı, yol arkadaşı vardı…

Tam da Cumhuriyet Bayramı haftasında, bu bir “ATATÜRK’ü Daha iyi Tanıma, Sebep Aramaksızın Anma ve Anlama” yazısıdır dostlar…

Bu aynı zamanda; Selanik sokaklarında başlayan ve bir ülke, Vatan kurmaya kadar uzanan bir yolculukta, birbirine sıkı sıkıya bağlanmış iki kardeşin hikâyesidir…

Soysuzu harici; okumayı sevenler ve bir kez daha nereden geldiğimizi, bu Vatan’ın nasıl kurtulduğunu merak edenler tarafından okuna…

***

Dedim ya: Mustafa Kemâl’in; çocukluk, mahalle, okul, silah arkadaşıydı diye… Çocukluğunda da dediği gibi aynı; sonrasında da, annesi ve eşinden başka  “Kemâl” diye hitap edebilen tek kişiydi Mehmet Nuri CONKER…

Çeşitli başarılı görevlendirilmelerinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun gidişatı, askeri manevralar ile birlikte, askeri alanda verdiği tüm konuşma ve konferanslarını; 1914 yılı Nisan ayında, “Zabit ve Kumandan” ismiyle kitaplaştırdı…

O’nun bu kitabı, Mustafa Kemâl’in de bir kitap yazmasına vesile oldu… Mustafa Kemâl; aynı yılın Ekim ayında, “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal” isimli eserini kaleme aldı ve bunu kardeşi, dostu, sırdaşı; yol arkadaşı, Mehmet Nuri’ye ithaf etti…

***

Hareket Ordusu, Trablusgarp, Çanakkale, Muş Cephesi, Conkbayırı, Kurtuluş Savaşı… Mustafa Kemâl nerede, Mehmet Nuri de oradaydı… Hep omuz omuzaydılar…

Bulundukları ortamda elektrik kesilse mesela, ışıklar tekrar geldiğinde hep aynı manzara görülürdü: Mehmet Nuri ayakta, tabancası elinde; gövdesini, Mustafa Kemâl’ine siper etmiş… Bu kadar bağlı, bu kadar tutkundu Ata’sına, arkadaşına…

Böyle bir sadakât, böyle bir emek, böyle bir Sevgi… Sahi Sevgi neydi dostlar? Sevgi; sadakâtti, emekti…

***

Ömrü boyunca; her yerde ve her zaman olduğu gibi aynı, verilen Vatan mücadelesinde de, Mustafa Kemâl’iyle omuz omuzaydı…

Öyle ki; Conk­bayırı’nda, Mustafa Kemâl’in göğsüne gelen kurşunun, saatine isabet ettiği âna bile tanıklık etti…

10 Ağustos 1915’te; Conk­bayırı’nda, sağ şakağından ağır şekilde yaralandı…

***

Mehmet Nuri’nin; nüktedan, sınırlarını iyi bilen ama eleştirmekten de kaçınmayan bir yapısı vardı…

Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün, yemek masasında Mehmet Nuri yoksa çağırtacak kadar da sevdiği bir gönül insanıydı…

Ömrü savaşlarda; mücadelelerle, görevlerle, sorumluluklarla geçti… Çeşitli yerlerden aldığı madalya ve nişanlarla ödüllendirildi…

Ancak bunların içinde, O’nun için kuşkusuz en değerli olanı; 1927 yılında aldığı, İstiklâl Madalyası idi…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3. döneminde, Gaziantep Milletvekili olarak Meclis’e giren Mehmet Nuri; Mustafa Kemâl’in isteği üzerine, 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’na katıldı ve bu partinin Genel Sekreterliği’ni üstlendi…

Soyadı kanununun kabulüyle ATATÜRK, Mehmet Nuri’ye; Conkbayırı’ndaki kahramanlığından ve başarısından dolayı, “CONKER” soyadını verdi…

Çanakkale yöresinde “Conk” kelimesinin anlamının, “Tatlı dilli, neşeli ve iyi bir insan” olarak düşünüldüğünde; bu soyadı, Mehmet Nuri gibi neşeli ve hoşsohbet birisi için biçilmiş kaftandı…

Hele; çocukluk, mahalle, okul ve silah arkadaşı; Başkomutan’ı, Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün bu soyadını vermesi… İşte bu; geri kalan yaklaşık 10 yıllık ömrü boyunca, gurur duyduğu en büyük kazanımıydı…

***

Kılıç Ali ile Salih BOZOK; hem yâverleri, hem arkaşıydılar Mustafa Kemâl’in… Mehmet Nuri CONKER ise; en eski ama eskimeyen dostu, sırdaşı…

Mehmet Nuri’siz sofraya oturmazdı Mustafa Kemâl… Sadece Mehmet Nuri’nin nazını çekerdi… Sadece Nuri’nin sesini yükseltme imtiyazı vardı etrafında…

Zaten davudî sesliydi, gümbür gümbür bağırırdı Mehmet Nuri… Çok kafası bozulduğunda, masaya yumruğunu vura vura konuşurdu… Birlikte kafa çekerlerdi… Birlikte şarkı söylerlerdi… Ne kadar olacaksa artık birlikte eğlenir, birlikte mücadele ederlerdi…

Paşa olabilirdi mesela Mehmet Nuri CONKER… Bakan da olabilirdi… Meclis Başkanı bile olabilirdi… İstediği her şeyi olabilirdi…

Ama istemedi… Dost kalmayı tercih etti… Dostluğunu hiç suistimal etmedi… Şimdilerde anlamını yitiren; “Dost” kelimesini, dostluğun ne demek olduğunu, ne anlama geldiğini yıllar sonra yine bize tarif edercesine adeta…

***

Ömrü boyunca sürdü koşuşturması ya, Ata’sının yanı başında… Bedeni de yorulmuştu artık… Kafası da, kâlbi de…

7 Ocak 1937’de rahatsızlandı. Şiddetli kâlp ağrısı teşhisiyle hastaneye kaldırıldı… Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı… ATATÜRK’ünden 1 yıl önce, 11 Ocak 1937 Pazartesi günü, saat 20.05’te bu dünyadan ayrıldı…

Başka bir âleme karıştı Mehmet Nuri CONKER… Mustafa Kemâl ATATÜRK yıkıldı arkasından… Cenazesine katılmadı… Katılamadı… Evini görmemek için taziyeye bile gitmedi… Bir daha asla Nuri’nin oturduğu semte bile uğramadı… Nuri’yi hatırlatan her şeyden uzak durmaya çalıştı…

Taa ki; bir süre sonra, bir akşam, sofrada düşünceli düşünceli yemek yerken, aniden yerinden fırladı, otomobiline bindi…

Şoföre nereye gideceğini söylemeden, “Sağa dön, şuradan sola dön…” diyerek yolu tarif etti… Cebeci’ye geldiler. “Burada dur!” dedi… Nuri’nin kabrine gelmişti… Mezarının başına yürüdü, bir heykel gibi bir süre kıpırdamadan durdu… Sonra da sadece bir cümle kurdu:

“Beni niçin yalnız bıraktın Nuri?”

Sadece bir cümle…

Bir süre daha sessizce durdu, sonrasında bitkin halde otomobile döndü… Bir daha da asla; çocukluk, mahalle, okul, silah arkadaşının, kardeşten de öte; dostu, sırdaşı, yol arkadaşının kabrine gelmedi…

Gelemedi…

***

O, Mustafa Kemâl ATATÜRK için; kendi deyimiyle, “Hâtırası, kâlbinden ve vicdanından çıkmayacak kardeşi…” idi…

Bizim için de hep öyle kalacak…

Minnetle, saygıyla…

 

Bir cevap yazın