*- MAHALLENİN DELİSİ Mİ, EFENDİSİ Mİ? / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İnsan kendisi ile ilgili olunca ne diyeceğini şaşırıyor…

21 Ekim benim doğum günüymüş…

Yani bu satırları yazdığım gün…

Çoğu zaman şaşırırım…

Örneğin; bir şekilde yaş günüm sorulduğunda, bakkal hesabı gibi önce Ekim ayını zihnimden bulmaya çalışırım ‘Kaçıncı ay?’ diye, sonra günü genelde hep karıştırırım; ’20 miydi, 21 ya da 22!.. Hangisi?’

Yani bu konuda bu kadar ilgisizim…

Genelde bankalar ya da alışveriş yaptığım bir yerden herkese olduğu gibi yaş günü tebriği gelince anlarım…

Bir de gelen diğer kutlamalardan…

Bu yıl hazırlıklı idim…

Çünkü üç gün önceden, Namık Kemal Lisesi’nin unutulmaz, değerli katibelerinden Ummuhan Eskin telefon etti…

Hafızaya bakın 50 küsur yıl önce kaydımı yapan bir değerimiz hatırlatıyor…

‘Şimdiden kutluyor ve hatırlatıyorum!’ diyor…

Şaşırmadım değil…

1960’lı yıllar Bornova’da lise olmadığı için gittiğimiz Namık Kemal Lisesi’nde üç katibe vardı..

Ummuhan Eskin, Muzaffer Hanım ve tipini anımsadığım ama adını şu an anımsayamadığım bir üçüncü kişi…

Bir de başlarında Faruk Bey ile okul mutemedi Sevinç Bey..

Bugün yine öğrendim;

‘Pehlivan’ dediğim sınıf arkadaşım Okan Yüksel, Atilla Köprülüoğlu ve Esat Erçetingöz…

Üçü de Gazeteci…

Namık Kemal’de herhalde Edebiyat Kolu öğrencileri, Genel Yayın Müdürlüğümü yapan Şair Gazeteci Atilla İlhan ile yine Türkiye’nin en büyük ‘İzmirli Şairler’ eserini ortaya çıkaran Okan Yüksel’in duvar resimlerini yapmışlar, diğer şairlerle birlikte…

İşte ‘vefa’ örneği…

Bizim sınıftan Eren Güneş ile Tanju Ateşer de yine Türkiye’nin önemli gazetecileri olarak çıkmışlardı.

Doktorları, mühendisleri, mali müşavirleri, iş adamlarını, siyasetçileri, sporcuları saysam herhalde ‘Vay be!’ diyenlerin sayısı az olmayacaktır.

Bak az daha Mayıs ayında Namık Kemallileri toplayan ve ‘Geleneksel Pilav günlerini’ düzenleyenlerin başında yine önemli Gazeteciler Gürkan Ertaç – Ünal Tümin büyüklerimizle, dünya çapında ödülleri olan Ertuğrul Kale’yi unutuyordum.

Dünya ‘Kan Bağış Şampiyonu’ Bornovalı Bahadır, bana göre büyük değil, çok büyük bir sanatkar…

Eline ve beynine o kadar hakim ki, yaptığı paha biçilmez eser değerindeki karikatürleri ile Bornova ve Bornovalılara büyük jest yapıyor.

Hatta Başkan Mustafa İduğ’a bir ara seslenmiş ve bunların ‘sürekli bir sergi salonunda yer almasını’ istemiştim…

Ya duymazdan geldi, ya da farkında bile değil…

Önemli değil…

Bahadır’ın değeri bizim için paha biçilmez…

Yine karikatürümü yapmış, beni benle konuşturuyor…

Ya Karşıyaka’nın değeri yine gerçek beyin ve vefa insanı Orhan Alpayım’a ne diyeyim, nasıl teşekkür ederim…

Babası ‘Naylon Suphi’ olarak bilinen Suphi Alpayım gibi sanki İzmir’e ve insanlara hizmet için yaratılmışlar…

Suphi Ağabey ‘Spor adamı’ idi..

Futbol hakemi idi…

Yağmurlu günlerde sahaya giysisinin üzerinde ‘naylon’ ile çıktığı için bu sıfatı takmıştı İzmirli sporseverler…

İnanın, hani geçenlerde kaybettiğimiz ‘İzmir Baba Sancar Maruflu’ var ya, Suphi Alpayım da son anına kadar, tüm etkinliklerde birlikte idi…

Yani Orhan Alpayım da, babası gibi bir vefa adamıdır…

Ummuhan Keskin Hanımefendiden sonra, ayın 20’sinde, her yıl olduğu gibi, bir gün önceden yaş günümü kutlayan ve anımsatan çok önem verdiğim değerli dostlarımdan biri…

Sayesinde;

Bu satırları yazarken, Face’nin kayıtlarına göre 326 arkadaşım doğum günümü kutlamış…

Özel mesajlar, telefonlar bunların dışında…

İşin özeti şanslıyım…

Yani yalnız değilim…

Herkes sağ olsun, var olsun…

Kendimi izleniyor gibi hissediyorum…

Bu da daha düzgün hareket etmemi gerektiriyor…

Ya mahallenin delisi olacağım, ya da mahallenin efendisi…

Ama ben genelde aykırılığı daha çok seviyorum…

Efendi olmak zor…

Deli olmak çok daha zor…

Bakalım yeni yaşım nasıl geçecek?

Birlikte öğreneceğiz…

Ben de bilmiyorum…

*- 9 KİŞİYE BİR GAZOZ GİBİ!…

Namık Kemal Lisesi yıllarında, bizim en fazla gittiğimiz üç sinema vardı:

Konak’ta Milli Kütüphane’nin yanında ‘Elhamra’ sineması…

Basma’ne de, ‘İkbal’ ve ‘Yıldız’ sinemaları…

Birinci Kordon’da ‘Teyyare’ Sineması da tutulanlar arasında idi ama biz genelde Bornova’ya trenle gidip gelmeyi tercih ettiğimiz için çoğunlukla hafta sonları Yıldız ile İkbal’i tercih ederdik…

Bu saydığım sinemaların hiçbiri yok…

Bir ara yazlıklardan da sadece Bornova’da ‘Hayat’ kalmıştı…

Sanıyorum bunları en iyi bilenlerden biri de, önceki Baro Başkanlarımızdan Bornovalı avukat Özdemir Sökmen…

Öğrenciyken İzmir’in eski sinemacı ve tanınmış siyasetçilerden Hikmet Sökmen sayesinde sinema makinistliği de yaptı, polis- adliye muhabirliği de Fatih Çekirge ile birlikte…

Ben belki Bornovalı olduğundan, belki de Bülent Ecevit’in partisi DSP’de İl Başkanlığı görevini başarı ile sürdürdüğü için FÖzdemir Sökmen’i tutuyordum…

Gerçek ve doğru haberciliğe çok daha yakın olduğu için…

Özdemir, Bornovalı gerçek ‘emekçi’ bir babanın çocuğu idi…

Anımsadığım kadarıyla Fatih ise bir paşa, yani generalin çocuğu idi…

Daha fazlasını, yani geniş bilgiyi belki bir gün anlatırım…

Bunları neden anımsadım?

Tarihi Bıçakçı Han’da Yıldız Sineması belgeseli oynatılacakmış…

Öğrendiğime göre: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in kent yaşamına kazandırdığı Bıçakçı Han’da ‘Yıldız Sineması’ Hatırlıyorum” belgeseli sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Doç. Dr. Dilek Tunalı’nın yönetmenliğini üstlendiği ‘Yıldız Sineması: Hatırlıyorum’ belgeseli 23 Ekim’de 18.00’de tarihi Basmane’deki Bıçakçı Han’da ilk gösterimini yapacak.

1 saat 35 dakikalık belgesel için yaşları 62 ile 92 arasında değişen 19 kişiyle görüşülmüş…

Hiç unutamıyorum:

Bir gün ‘Spartakus’ filmini izlemek için ya Namık Kemal’den, ya da Bornova Küçükpark’tan 7-8 kişi Yıldız Sineması’na gittik…

Belki Hikmet Kumak, Nevzat Karagülle, Sezgin- Süleyman Kardeşler, Nejat Yiğit, Nuri Güler…

Mustafa Açıkel, Nuri Özezer…

Bilemiyorum…

Bildiğim;

Yer gösterene, ‘ışık parası’ olarak 25 kuruş ödeniyordu…

En sonda sırayı girdiğimde bu parayı vermek bana kalmıştı.

25 kuruşu verince, daha ışıklar sönmediği halde, yer gösterici ‘Bu para kurtarmaz!’ demişti…

‘Neyi kurtarmaz?’ dememize, sırayı ve numaralı koltukları kendimiz bulmamıza rağmen, ‘Bir lira’ vermek zorunda kalmıştım…

‘Bu para kurtarmaz!’ sözünü birçok alışverişten sonra duyduğumuz için aklıma hep Yıldız Sineması geliyor…

1952-1988 yılları arasında kentin sinema ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Yıldız Sineması’nın Türkiye’nin değişen sosyo-politik ve sosyo-kültürel durumuna ayak uydurduğu söyleniyor.

Dilek Tunalı’ya göre; Tüm bu değişimleri Yıldız Sineması’nın hem perdesinde hem binasında hem de seyirci profilinde görebilmek mümkün.

1988’den sonraki dönemde binanın spor oyunlarına yönelik bir mekân olarak kullanılmaya başlanması da bunun kanıtı.

Yıldız Sineması 1953’te yazlık sinemadan kapalı sinemaya dönüştürüldü. 1957’de yeniden inşa edilen sinema, kapılarını Zeki Müren konseriyle açtı.

Yıldız Sineması’nda sihirbaz gösterilerinden konserlere, operetlerden tiyatrolara kadar farklı pek çok sanat etkinliği yapıldı.

Türkiye ve İsveç güreş milli takımlarının müsabakalarına bile ev sahipliği yapan Yıldız Sineması, futbol sahası olarak da kullanıldı.

*-

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın