*- Konumuz yine Bodrum Müzesi YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Çocukluğumuzda sinema filmleri ’24 kısım, tekmili bir seferde’ diye, ‘arkası yarın’ radyo takipçilerine adeta meydan okurlardı.

Daha sonra foto romanlar çıktı, ‘devamı haftaya’ diye…

Şimdiki pembe diziler gibi…

Aslında pembesi falan yok…

Hepsi dram…

Mutlaka ve mutlaka çocukları kullanıyorlar ve bundan yararlanarak, milyarlar kazanıyorlar.

AKP iktidarından önceki yıllarda çocukların sahneye çıkması, hatta yıl sonlarında okul müsamerelerinde büyüklerin önünde sahneye çıkmaları yasaklanmıştı.

Zaten şu anda da, 18 yaşından birinin görüntüsünün iyi niyetli olsa bile yayınlanması yasak..

Yani konu çok hassas…

Ama her gün her gece çocukları evimizde misafir ediyoruz…

Bu nasıl iş?

Az sonra, yine Bodrum Müze ve kalesinden söz edeceğim…

Tabii ki, bana göre önemli bir ‘bilim adamı’ olan Arkeolog Oğuz Alpözen’den…

*-  Henüz çıt çıkmadı

Daha geçenlerde, görüntüleri ile şu yazıyı paylaşmıştım:

 ‘1990 yılında sergilenmeye açılan, M.S. 11. Yüzyıl Serçe limanı batığının bin yıllık ahşapları, 22C ve %50 rutubet ortamı artık sağlanamadığından ölüyor.

Geminin ahşapları yeşillenmeye başlamış. ‘imdat imdat’ diye bağırıyor. Böyle sürerse ahşap gemi, beş yıla kalmadan toz olup yok olacak!’

Oğuz Alpözen, ‘Bakanlığa yalvarıyorum!’ diyerek dikkat çekmeye çalışmıştı.

Şimdi buradan yeni bir sayfa açalım:

Ama yıllar öncesine gidelim ve ‘KaryalıPrenses’in hikâyesini yine o zamanın dünyaca ünlü Müdürü Oğuz Alpözen’e söz verelim:

*- İngiltere’de incelendi

‘Karyalı Prenses diye adlandırdığım iskeletin kafatasını, Bakanlıktan alınan özel bir izinle Kazılar ve Müzeler Daire Başkanı  Kudret Ata ile birlikte İngiltere’ye götürdük.

Manchester Üniversitesi Tıpta Sanat Bölümü’nde etlendirildi (yüz yapımı).

Bu işlem için Bakanlıktan tek bir kuruş bile istenmedi.

1993 yılı Mayıs’ında Kültür Bakanı D. Fikri Sağlar tarafından salon açıldı. Prof. Berna Alpagut, Prof. Whittaker ve Dr. Prag Prensesin 40 yaşlarında olduğunu saptadılar.’

Peki şimdi ne durumda?

Yine Oğuz  Alpözen’in ağzından dinleyelim:

‘2020 yılında Kültür Bakanlığı eski salonu yıktı.

Bu kez Karyalı Prenses, Bakan M. Nuri Ersoy’un adlandırmasıyla Karya Güzeli oldu.

Gençleşti.

Bilim ne diyor, onlar ne yapıyor!’

*- ‘Canına okumak’ neye denir?

Söylenenlere şöyle bir kulak verdim…

Özetleyerek paylaşıyorum:

‘Ülkede canına okumadıkları bir şey kalmadı…

Şimdi de sıra Avrupa’da ödül almış müzenin canına okuyorlar.

Bizim İngiltere’ye kafatasını götürüp bilimsel metotlarla etlendirdiğimiz sonrada Bodrum Müzesinde sergilenen ‘Karyalı prensesi’ kaldırıp atmışlar!

Yerine de uyduruk bir şey koymuşlar.

Karyalı prensesin üzerinde ham ipekten bir elbise varken uyduruk mankenin üzerine modern kumaştan bir elbise giydirmişler.’

Bunları sıradan biri değil bir uzman olan Kudret Bey söylüyor…

İlgili vatandaşın görüşü ise şöyle:

‘Gerçekten kimin aklı bu?

Şaka gibi!

Eğer gerçek verileri yok edip yeni bir şeyler yaptılarsa, bu suç değil mi ? Yoksa bu yaptıklarının suç olduğunun farkında değiller mi?  Anlayamadım!’

Ben de anlayamadım, acaba içimizde anlayan var mı?

Düşünebiliyor musunuz?

Orijinalinde kırk yaşlarında bir kadın olduğu tespiti varken, bunlar 10 yaş gençleştirmiş ve acayip yüz ifadesi betimlenmiştir.

Bu nasıl bir müzeciliktir?

*- Basit değil…

Şimdi bir başka konuya geleyim…

Tabii ki yine Bodrum Kalesi ile ilgili…

Doğan Yuvanç’ın objektifinden Bodrum Kalesi Alman Kulesi yanı Osmanlı tuvaletlerini görmüştük…

Şimdi aynı yeri Ali Uçarer, objektifi ile görüntüledi…

Yer aynı ama…

Şöyle diyelim:

Yok edilen Osmanlı tuvaletleri ve duvarın üzerindeki humule (meyilli yer) nerede?

Müzeciler, kurul üyeleri, müfettişler neredesiniz?

Artık ‘Yazıklar olsun!’ demek istemiyoruz…

Sorunları ve sıkıntıları içimize atmak da istemiyoruz, aynen Oğuz Alpözen gibi…

Tuvaletleri çok iyi hatırlayan Bodrum âşıkları, Selçuk Efes’te de,aynı yapının olduğunu biliyor, vurguluyorlar…

Ortak son söz hep şöyle oluyor, nedense;

‘Yazıklar olsun!’

Bu cümle ile olaylar noktalanmıyor ki?

Aklıma bu arada Selçuk Efes’deki ‘Yedi uyuyanlar’ geldi…

Bu ‘Yedi uyuyanlar’ ya da ne bileyim bilmem kaç uyuyanlar birçok kentimizde de bulunuyor…

Artık kör tanıklardan, göz yumuculardan, ikiyüzlülerden, tarihin yüz karalarından, bizi utanç çukuruna atanlardan, zalimlerden söz etmeyelim…

Hep birlikte güzelliklerden söz edelim…

Zaman budur…

Kinle, düşmanlıkla beslenen nesiller yaratmamalıyız…

Ama bu arada suçlu varsa, görevini kötüye kullanan varsa, onurulmaz zarar verenlerle mutlaka mahkemede hesaplaşılmalıdır.

Daha yeni yine Muğla ilinde bir müdür mahkeme tarafından tutuklandı,

Anımsatayım:

Bodrum gibi yine Muğla’ya bağlı Fethiye’de Orman İşletme Müdürü, yasak olmasına rağmen ‘Sedir ağaçlarının’ kesimine izin verdi.

Ve de bu ağaçlar da, akrabalarının villalarında kullanıldı.

Şimdi Bodrum Kale ve müzesinde kaybettiklerimiz gibi bu ağaçlar da yerine konabilir mi?

*- Biliyor musunuz?

Ermenilerin, ‘Can Azerbaycan’da sivillere yaptıklarını, saldırılarını biliyorsunuz.

Bizim de canımız yanıyor…

Güncel olduğu için ben de aylar önce Oğuz Alpözen’in bir paylaşımını değerlendirmek istiyorum…

Yani paylaşımını paylaşıyorum…

‘Trabzonlu bir yiğit ADAM vardı…

Bir istihbaratçı aynı zamanda Türk subayı idi…

Bilge lider Aliyaİzzetbegoviçsırp keskin nişancılarla başa çıkamıyordu, Türkiye’den giden ekibin başında bulunan ‘Kemal Kahraman’ diye tanınan şahıs aslında o idi, yaralandı ama keskin nişancıları da temizledi…

Aynı zamanda Kardak krizinde botlarla çıktığı seferde Yunan kayalıklarını Yunanlıların elinden alan bordobereli de o idi.

Doğu Türkistanda Uygurların yanında o vardı, adı ‘İSYANDI…’

Afganistan’da adı ‘KARTALDI…’

Türk General RaşidDostum’u Savunma Bakanı yaptırdı,  Azerbaycan’da adı ‘KÖROĞLUYDU…’

Azerbaycan ordusunun kurulmasında Ermenilerle mücadelede ön saflardaydı, onun Türk istihbaratındaki adı; ‘HAYALETTİ…’

O Büyük Kahraman KAŞİF KOZİNOĞLU….

Vücuduna giren üç kurşun onu öldüremedi ama Fetullahçı savcı hakimler onu tutukladılar.

Duruşmasına 8 gün kala esrarengiz bir şekilde öldürüldü.

13 Kasım 2011de Şehit edildi…

Bu Millet bu Vatana Hizmet etmiş evlatlarını hiçbir zaman unutmaz…

Mekânı cennet olsun…’

Kimi böyle kimi de Oğuz Alpözen gibi…

*- Hangisi önemli?

Filiz Güleç Hanım anımsattı…

Sanıyorum içinizden bilenler, duyanlar mutlaka vardır…

Ama günümüzde böyle hikayeleri anımsatmak istiyorum…

‘Padişah, baş vezire sormuş:

‘Eğitim mi önemli, karakter mi?’

Vezir hemen cevap vermiş:

‘Karakter önemlidir sultanım!’

*- Ödül iyi ama…

Padişah, memleketin her yanına tellallar göndermiş:

‘Duyduk duymadık demeyin… En iyi hayvan eğiticisine 100 kese altın ödül verilecek!’

Yapılan elemelerden sonra bir kişi, ‘ülkenin en iyi hayvan eğiticisi’ olarak padişah’ın huzuruna çıkmış. Padişah sormuş:

‘Bir kedi’ye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretirsin?’

‘Altı ayda öğretirim padişahım!’

Aradan altı ay geçmiş.

Eğitici huzura alınmış. Padişah sormuş:

‘Öğrettin mi?’

‘Öğrettim padişahım!’

Saray erkanı toplanmış.

Hünerli kedi elinde tepsiyle servis yapmaya başlamış. Tam baş vezirin önüne geldiği zaman padişah sormuş:

‘Ey vezir! Söyle bakalım, eğitim mi önemlidir, karakter mi?’

Vezir, padişahın sorusuna cevap vermeden önce, kaftanının altında hazır tuttuğu bir fare’yi yere bırakmış.

Kedi, fareyi görünce tepsiyi attığı gibi farenin peşinden koşmaya başlamış.

Altı aylık eğitim de boşa gitmiş.

Vezir, padişahın sorusuna cevap vermiş:

‘Karakter önemlidir padişahım.

Önünde bir fare gördüğünde her şeyi unutan bu kedi gibi, eline bir fırsat geçtiğinde çıkarının peşinde koşan, ailesini vatanını bile satan, eğitimli fakat karakteri bozuk insanlardan uzak olmamız dileğiyle…

Yani dün olduğu gibi yarın da içimizden hainler çıkacaktır…

Bunlara fırsat vermemek ve bunlarla her türlü şartta mücadele etmemiz geleceğimiz için çok ama çok önemlidir.

Bir cevap yazın