Buradasınız
Anasayfa > KÖŞE YAZARLARI > *- KENDİNİZİ NASIL HİSSEDİYORSUNUZ / YAŞAR EYİCE

*- KENDİNİZİ NASIL HİSSEDİYORSUNUZ / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Hafta sonuna geldik.

Ağustos ayının da sonuna geldik sayılır…

Seçimlerden bu yana kısa da olsa bir süre geçti.

O zaman ben size sorayım;

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Biraz da yardımcı olayım bu konuda!

İçlerinden birini mi, birçoğunu mu seçeceksiniz?

‘Bir şeye hayran kalmış’ gibi…

Alfabetik sıraya göre bazıları;

• Ağrı sızı içinde, Ahmak, Aklı karışık, Akşamdan kalma, Altında ezilmiş, Aptal,

• Başarılı, Baymış, Berbat, Bıkkın,

• Canı sıkkın, Canlanmış, Canlı, Cömert, Çaresiz, Çıplak,

• Daha iyi, Daha kötü, Değersiz, Derin duygular, Durumdan rahatsız,

• Eksiksiz, Endişesiz,

• Farklı, Faydasız, Gergin, Gıcık olmuş,

• Görünmez, Güvende, Güvensiz,

• Hadsiz, Hafif, Haşin, Hazır, Hiddetli, Hoş, Hüzünlü,

• İncinmiş, İnsancıl, İsteniyor, İstenmiyor, İyi,

• Kalifiye, Kapana kısılmış, Kaybolmuş, Kıskanç, Kirli, Korkmuş, Korkunç, Kudretli, Küçük, Küplere binmiş,

• Meşgul, Meteliksiz, Midesinin bulandığını,

• Normal,

• Onurlu, Önemli, Önemsiz, Özgür,

• Perişan,

• Rahat, Rahatsız, Rezil,

• Sabırsız, Sağlıklı, Sarhoş, Sefil, Sevgisiz, Sıcaklamış, Sinir olmuş, Suçlu, Susamış,

• Şaşırmış, Şaşkın,

• Tahrik edilmiş, Takdir edilmiş, Tehdit altında, Tembel, Tok, Tuhaf,

• Ucuz atlatmış, Umutsuz, Usanmış, Utanç içinde, Utangaç, Uykulu,

• Ürkmüş,

• Yapış yapış, Yardımsever, Yaşlı, Zayıf,

• Zeki, Zengin…

*- ÇANAKKALE İÇİN DE GEÇERLİ

Anımsadığım kadarıyla Karşıyakalı Araştırmacı Tufan Atakişi yazmış ve ben de onun eserlerinden birinde yararlanmıştım.

Ne yazmıştı, neyi anlatmıştı Tufan Atakişi?

Söyleyeyim:

‘Kurtuluş savaşımızın gizli kahramanları: Rasat subayları!…’

Anımsatayım:

1900’lü yılların başında daha optik ölçümleme cihazlarının, telemetrenin olmadığı, GPS’nin hayal bile edilemediği zamanlarda özellikle topçu atışları için koordinatları tahmin edebilecek uzman kişilere ihtiyaç vardı: Rasat Subayları.

Askeri okullarda özel eğitim alır, sahada dürbünle yaptığı ölçümlerle hedef tahminlerinde bulunurdu.

Ardından Topçu, Rasat Subayının tahmin ederek verdiği koordinatlara göre ateş eder ve vuruş sonuçları incelenirdi.

Böylece doğruluk oranları belirlenir gerekli düzeltmeler yapılırdı.

Rasat Subayları diğer askerlerden farklı giyinir kendini hedefe odaklayacak, ışıklardan koruyacak geniş ve katlanabilir özel şapkalar kullanırlardı.

Savaş esnasında hakim bir tepeye mevzilenir ve topçu birliklerinin hedeflerini sahra telefonu ile bataryaları yönetirdi. Atışı izler ardından düzeltmeleri yapardı.

Bu şekilde Türk Topçusu Kurtuluş Savaşı’nda az cephane zayi ederek yüksek isabet oranı tutturmuştu.

*- CASUS SANIYORLARDI!

Bazı cahil-cüheyla, bu değişik üniforma ve şapkalı uzmanları İngiliz askeri veya casusu diye nitelendirmiş ve halkı galeyana getirmeye çalışmıştı.

İşin ilgin yanı ise; Rasat Subayları eski İyonya topraklarında, İyonlu Tales’in geliştirdiği matematik kurallarından yararlanarak Yunanlıların  Batı Anadolu’dan püskürtülmesine büyük katkı sağlamıştır.

Ekte Tufan Atakişi’nin arşivinden ‘Mustafa Kemal Atatürk ve Rasat Subayları ile ilgili tarihi fotoğrafları paylaşıyorum.

*- BAŞKASINDAN BEKLEMEYİN

Maden Mühendisi Göksel Bey’den alıntı yaptım.

Belirttiğine göre; ‘Bu 33 maddelik Türk’ün töresi listesinin Oğuz Kağan, Bilge Kağan ya da Orhun Anıtları ile direkt ilgisinin bulunmadığını, bu metnin değişik kaynaklardan derlenerek oluşturulduğunu söylemekte fayda var.

Ancak bu bilgi söz konusu maddelerin Türk töresinde olmadığını göstermez.

Bu maddeler Türk töresinin bir yansımasıdır.’ diyor ve yazıyor:

‘Madde 1: Tengri (yaratan, tanrı) tektir.

Madde 2: Her kim ki, Tengri’den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.

Madde 3: Bir İl (ülke), bir Kağan, bir Tengri.

Madde 4: Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki, töreye uya kutlanır. Kim ki, töreye kıya katlanır.

Madde 5: Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.

Madde 6: Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.

Madde 7: Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.

Madde 8: Ana-babaya ve ataya tazim (saygı) duyulacak.

Madde 9: Hısımına sarılacak, komşusunu gözetecek.

Madde 10: Er kişi yalan söylemeyecek.

Madde 11: Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.

Madde 12: Kim ki, bir ırza musallat olursa, canından olacak.

Madde 13: Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.

Madde 14: Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya (cehennem) uçacak.

Madde 15: Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.

Madde 16: Başkaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.

Madde 17: Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.

Madde 18: Kin ve gururdan uzak olunacak.

Madde 19: Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.

Madde 20: Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.

Madde 21: Kızı isteyen Kağan da olsa, bey de olsa, kız istediğine verilecek.

Madde 22: Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.

Madde 23: Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.

Madde 24: Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.

Madde 25: Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.

Madde 26: Güçlüyken affet, zayıfken sabret.

Madde 27:Yazgına asi olma.

Madde 28: Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.

Madde 29: Herkes adaletle iş görecek.

Madde 30: Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.

Madde 31: Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.

Madde 32: Kağan o dur ki, adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa, İl yok olur. İl olmazsa, budun kul olur.

Madde 33: Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin!’

*- SABIR ve İYİLİK

Büyüklerin dediklerine göre; Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız.

Hem kendinizle hem karşınızdaki ile hem de tüm evrenle!

Buna göre;

Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa

Bugün ne konuştuğuna baksın.

Belirtildiğine göre ise;

Muhtemeldir ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.

Cuma günü yazacaktım, bugüne kaldı;

Peygamber Efendimizin bir hadisi vardır.

Der ki:

‘Bela insanın diline bağlıdır!..’

Ezop’tan hikayelerde de ‘dilin’ önemini biliyoruz.

Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz hasta olan birisini ziyarete gittiğinde hangi duaları ettiğini sormuş,

o da; ‘Allah’tan sabır’ dilediğini söylemiştir.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz;

‘Musibetimde bana sabır ver!’ yerine, ‘Rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten…’ (Ya Rabbi, bana dünyada da Ahirette de iyilik ver)

Duasını neden okumuyorsun?” demiş.

Hani bazı siyasiler hep ‘Sabır!’ diliyorlar ya, onların kulaklarını çınlatmak için bu konuşmayı nakletmeye çalıştım.

*- BANA ANIMSATTI

Olayı bilmiyorum, tesadüfen daha önce de ‘güvenilir’, ‘sağlam’, ‘Dürüst’ saygılı Gazeteci Arkadaşım, meslektaşım Ertan Gücener’in şu yazısından öğrendim:

Ertan Gücener diyor ki,

‘Herkese selam.

Ben yorumları yeni gördüğüm için biraz geç te olsa bireyler söylemek istiyorum.

Çağla kardeşimizin ödül aldığı ‘Şakir Süter’ gazetecilik yarışmalarında yaklaşık 4 yıldır jüri üyesi olarak görev aldım.

Her seferinde de genç kardeşimizin yaptığı haberleri takdirle karşılayıp puan verdim.

Çağla benim akrabam değil.

Değerlendirme yaparken duygularımla değil naçizane mesleki tecrübemle hareket ettim.

Kardeşimizin aldığı her ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. ‘Gazeteci demeye dilim varmayan’ bu şahsın yorumları sadece çağlayı değil, biz jüri üyelerini de zan altında bırakan cinsten.

Sadece ve sadece ‘yazıklar olsun’ diyor, başka da bir şey demiyorum. Ne zaman, emeğe ‘kadın erkek’ demeden hak ettiği değeri tam anlamıyla vereceğiz?

İşte o zaman, ‘!’hem mesleki hem kişisel olarak bir yol kat etmiş olacağız diye düşünüyorum…’

Şakir Süter’i çok kişi tanımaz…

Ben tanıyorum, Bergama ve İzmir’in özellikle Ankara ve İstanbul’da en önemli gazetelerin en üst noktasından ve yazarlığından tanırım.

Hatta birlikte da yıllarca çalışmışlığım var.

Özellikle liderler tarafından çok ama çok önem ve değer verilen bir meslektaşımızdı.

Konu bu değil…

*-  İKİ YÜZLÜLER

Aslında konu, bir şekilde gazetecilik mesleğinde kalmış, belki de yıllarda hep emir altında ezilmiş ama bunu unutup, kendilerini ezen, sahtekar ve namussuzlara, yanında çalışanları da devleti de sözde çıkardıkları, 50 tane bile satmayan, bin tane basılan, ordan burdan toplanan haftalık haberleri tekrarlayanlara, yani gazeteciliğin aslında yüzkaralarına, ne hikmetse, belki de yaşına hürmeten, yağcılık yapanlara yazıklar olsun…

Bunlar ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!’ düşüncesindeler…

Ne tahsilleri, ne bilgileri, ne de gerçek anlamda bir gazetecilikleri yoktur.

Hep emir altında kalmış, bir kere bile kendi kararları ile hareket etmemiş, ya da silik kalmışlar halâ içimizde olduklarına göre, medyanın haline siz okuyucularıma bırakıyorum…

Şöyle diyorum:

Sakın her söylenene, her methiyeye inanmayın…

Birçok sözde duayen ya da patron durumunda bulunanlar, gerçek çalışanların o kadar ahını almışlardır ki, yine eskilerin deyişiyle ‘Yatacak yerleri bile yoktur!’

İki yüzlülere de yazıklar olsun…

Bunları bildikleri halde yazmayan, belirtmeyen, görmezden gelenlere de…

       

 

 

 

Bir yanıt yazın

Top