Buradasınız
Anasayfa > Genel > *- KEDİ ve KÖPEK SAYILARINA DİKKAT!  / YAŞAR EYİCE

*- KEDİ ve KÖPEK SAYILARINA DİKKAT!  / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

‘Şok eden’ haberi Aynur C. Hanımdan aldım.

Artık kedi köpek eti serbest kalıyor.

Yani yemek yerken iki kez düşünmek zorundayız.

Sonuç;

Ne kadar düşünürsek düşünelim, elimizden bir şey gelmez, kişi olarak öğrenmemiz de imkânsız.

6 Haziran’da Tarım ve Orman Bakanlığı,  yeni bir tebligat yayınladı.

Bu tebligata göre;

Artık kırmızı etten üretilen; pide, lahmacun, börek gibi ürünlerin etlerinden numune alınmayacak!

Bu ürünlerde, büyük ve küçükbaş hayvanlar dışında örneğin kanatlı hayvanlara ait etler de kullanılacak.

Tek tırnaklı hayvanlar ve domuz gibi hayvanların dışında; tavuk gibi, benzeri hayvanların, kedi köpek gibi hayvanların veya sakatatların denetim dışı bırakıldıkları emri verildi.

Gıdadaki terör bir noktada yasal hala dönüştürülmüş oluyor.

İlk akla gelen ise bu kararın rantçılar ve vurguncuların işine geldiğini gösteriyor.

Her türlü istismara açık bu uygulama, umarım uygulamadan kısa sürede kaldırılır.

Yasaları bir yana bırakalım, her şeyden önce ahlaka aykırı bir uygulama olarak düşünüyorum.

Bu arada aklıma geldi:

Çok yıllar önce Konak Belediyesi’nin ilk kurucu başkanı Süha Baykal yazmış ve şu iddiada bulunmuştu:

‘İzmir Körfezi’nde martı sayıları azaldı.

Acaba neden?

Bir de bunu bazı lokantacılara sormak lazım!’

Sait Faik de, bir hikâyesinde ‘adaları’ anlatırken, kuşları ele almış, ‘Yakında Adalarda kuşlar kalmayacak, nesilleri tükenecek!’ diyerek, Rum asıllı bir iş adamını, çocukları nasıl alet ettiğini anlatıyor.

Bir arkadaşın belirttiği gibi;

Bazı insanlar şerefsizlik yapmaktan vaz geçmiyorlar ama ‘şerefsizsin!’ denilince acaip alındıkları gibi hemen mahkemeye koşuyorlar.

Zikreden dildir,

Şükreden kalptir,

Sabreden ise bedendir!…

Şu sözü de beğeniyorum:

Bazı insanlar matruşka gibidir, tanındıkça küçülmeye başlarlar…

Dev gibi sandıklarınız, aslında birer cücedirler…

*- BEYİN CİMNASTİĞİ

Duyarlı ve araştırmacı dost okuyucum Güler Hanım, bir zamanlar uzun uzun yazdığım konuyu gündeme, ‘Emekliler Sözüm Size!’ diyerek getirmiş.

Bir de yazıya şunu ilave etmiş;

‘Bana necilik, vurdumduymazlık, belki kalbe iyi gelir ama aşağıdaki yazıyı okuyun, başka organlara (Mideye) zararı olur!’

Haberlerden ve kulislerden duyuyorsunuz, yeni yasama döneminde, gündeme yine Anayasa getirilecek.

Bu konuda çok değişik fikirler ve maddeler öne sürülüyor.

Örneğin, “Yeni bir anayasa ile ‘T.C’ kalkarsa ne olur?

Ne olacağına bir bakalım;

Eski Yugoslavya feshedildi; bizdeki ‘T.C’ gibi, ‘jug’ vardı ve kalktı!

‘Emekli maaşlarını gidin eski ‘jug’ dan alın!’ dediler…

Ama eski ‘jug’ yoktu!

Emeklilere sonra ne oldu?

Gidin sorun söylesinler!..

*- HATIRLAMADIKLARIMIZ

Bizde ne olmuştu?

Osmanlı devleti tuğrası feshedilince, Osmanlı emeklilerine ne olmuştu?

Tabii onu da bilmiyorsunuz!

Saddam’ın ırak devleti fesh edilince, emeklilere ne oldu?

Onu da bilmiyorsunuz…

İran’da, şah devleti feshedilince, şah’ın generallerine, şah’ın emeklilerine verilen maaşlarına ne oldu?

Onu da bilmiyorsunuz…

Oylamayla rumuzu değişen devletlerde; eski devletin emekli maaşlarından, yeni devlet hukuken mesul değildir!

Bunu biliyor musunuz?

Buna da inanmıyorsunuz, inanmak istemiyorsunuz değil mi?

Bir ara, önceden, ‘T.C’ den 9.600.000 (dokuz milyon altı yüz bin) kişi, emekli maaşı alıyordu…

Tabii bu rakam her gün artıyor…

Bunu devletin ve kendilerinin üzerine büyük yük gören, şatafatı ve parayı sevenler için emeklilerden kurtulmanın tek çaresi vardır.

Bunu da bir ara denemeye kalktılar!

Akıllarınca, ‘T.C’ nin feshedilmesidir…

Hem de biz emeklilerin kendi ellerimizle vereceğimiz oylarla..

Verirler mi?

Verirler!

Hep görülmüş ve yaşanmıştır.

Öyleyse, ‘Kendi düşen ağlamaz!’

olan olduktan sonra uçkur bağlanmaz!…

Şimdi anlatabildik mi, kurumlardaki ‘T.C’ ibarelerini neden alıştıra alıştıra sırasıyla kaldırttırmaya çalıştıklarını, biz Türklerin de buna karşı geldiğimizi.

Umarız önceden olduğu gibi bundan sonra da birlik ve beraberlik içinde, geri düşüncede olanların dileklerinin yerine gelmesini önleriz..

*- İLK GERÇEKÇİ TEŞEBBÜS

Önceki yazımda, Arap harflerinin Türkçeyi ifade etmeye yetersiz olduğunu ve bunun da okuma-yazma öğrenirken zorluğa yol açtığını belirten ve bu sorunun halledilmesi için tekliflerde bulunan ilk kişi Münif (Paşa) Efendi’yi ve Türk dünyasında Arap harflerinin ıslâhı hakkında ilk gerçekçi teşebbüsü yapan Azerbaycanlı edebiyatçı Mirza Fethali Ahundzade’yi anlatmaya çalışmıştım.

Şimdi kaldığım yerden yine bir noktaya kadar devam edeceğim, eksik kalmaması için;

*- SABAHKİ YAZIDAN DEVAM

19. yüzyıl Osmanlı aydınlarından Ali Suavi’nin de harflerin ıslâhı ve değiştirilmesi hakkında bazı düşünceleri vardır.

Kullanılan harflerin daha elverişli hale gelmeleri ve bazı mahzurları ortadan kaldırmak için Ali Suavi, şu öneriyi getirmektedir:

Harflerin şekillerini değiştirmeyip, harekeleri öğrencilere okuma-yazma öğretirken kullanmak, fakat eksik olan harfler ve harekeler için işaretler icat ederek, bu işaretleri de harekeler gibi harflerin üstüne yazmak. Harflerin ıslâhı için bu yolun daha uygun olduğunu ifade eden Ali Suavi, yazının ıslâh edilmesiyle eğitimin yaygınlaşacağını ve ülkenin kalkınmasının yapılacak bu ıslâhatlara bağlı olduğunu kaydetmektedir.

*- DÜZENLEME YAPILABİLİR

Ali Suavi’ye göre, aynı harflerle yazılan bazı kelimeler birkaç türlü okunabildiğinden, bunun önlenmesi için bir düzenleme yapılabilir.

Bunun için sadece harflerin üzerine bazı işaretler ve harekeler ilave edilebilir.

Daha fazla değişiklik yapılmasına gerek yoktur.

Islahat ne kadar gerekli ise o kadar yapılmalıdır.

Bu ıslahat yapıldıktan sonra da eski eserler rahatlıkla okunabilmelidir ki, geçmişle gelecek arasında bir kopukluk olmasın.

Diğer taraftan bazı batı dillerinde de, buna benzer eksiklikler bulunmaktadır.

Bu nedenle birkaç ufak eksiklik yüzünden bin yıldır kullanılan bu harfler değiştirilip yerine Latin harfleri kabul edilemez.

*- METOD YANLIŞ!

19. yüzyılın önde gelen Türk aydınlarından olan Namık Kemal de, 1869’da Hürriyet’teki yazıları ile harf tartışmasına katılmış ve konu hakkındaki görüşlerini dile getirmiştir.

Namık Kemal’e göre, Osmanlılar arasında eğitim-öğretimde kullanılan metodun birçok eksiği vardır.

Bu eksiklik, öğrenmenin başlangıcı olan Elifba’dan başlamakta ve ilmî gelişmenin en yüksek noktasına kadar eğitim sisteminin bütün tabakalarında bulunmaktadır.

O’na göre, Türk çocuklarının uzun zaman okula gitmesine rağmen, gayrımüslim çocukları gibi kısa zamanda okuma-yazma öğrenememelerinin yegâne sebebi Arap harfleri değil, eğitim-öğretim metodudur.

Bu nedenle, geniş anlamda devletin geri kalış sebebini, dar anlamda da halkın okuma-yazma öğrenememesinin sebebini harflerde aramak yanlıştır.

En büyük ve tek sebep, eğitim sistemidir. Bu yüzden ilk önce eğitim sisteminin baştan sona ıslâh edilmesi gerekmektedir.

*- YANIT UZAKTAN

Namık Kemal’in Hürriyet’teki bu yazısına cevap, İran’ın Londra Büyükelçisi Mirza Melkum Han’dan gelmiştir.

Melkum Han’a göre, Müslümanlar elifbalarını ıslâh etmedikleri sürece, Avrupa medeniyeti seviyesine yükselemezler.

Melkum Han, İslâm memleketlerindeki tembelliğin, geri kalmışlığın, can, mal ve ırz emniyetsizliğinin, zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin, tek kelime ile ifade edilecek olursa, bütün fenalıkların sebebini Arap harflerinin yetersiz olmasına bağlamaktadır.

*- HAYRET

Buna karşılık Namık Kemal, Arap harflerinin okuma-yazmayı ve kitap basmayı güçleştirdiği için değiştirmek gerektiğini ileri sürenlere şu şekilde cevap vermektedir:

Harfler arasında hareke, yani sesli harflerin bulunması okumayı güçleştirmez.

Çünkü okumayı kolaylaştıran harfler değil, kelimenin yazılış şekli ve ülfettir.

Telaffuzu bilinen bir kelimenin okunabilmesi için, yazının harekeli olup olmamasında hiçbir fark yoktur.

Ancak özel isimlerin doğru okunabilmesi için birer hareke kullanılabilir. Böyle bir değişiklik yeterli iken, bütün harflerin değiştirilmesi gibi çok zor olan bir yolun tercih edilmesi doğru değildir.

Namık Kemal’e göre, Türkçenin bünyesine uymayan bazı harfler (sesler) alfabeden kaldırıldığı zaman, harflerin tamamını değiştirmeye gerek kalmaz.

Diğer taraftan imlânın güç olması, bir milletin eğitim sahasında yükselmesine de engel teşkil etmez.

*- DENEME SINIFI

Namık Kemal, Arap harflerinin ıslahına karşı değildir.

Ancak, yapılması istenilen bu ıslahatın da kesin olarak saptanması gerekir.

Onun için şu teklifi yapmaktadır:

Hocası, kitabı, eğitim-öğretimi düzenli bir veya birkaç okul açılarak, harflerin Avrupa’ya nisbetle eğitime engel olup olmadığı tecrübe edilsin. Bunun sonunda eğer gerekli görülür ise, yetkili kişilerden oluşan bir cemiyet tarafından Arap harflerinde ıslahat yapılabilir.

*- ŞAŞIRDINIZ DEĞİL Mİ?

Arap harflerinin ıslâhı konusunda bu düşünceleri savunan Namık Kemal, Latin harflerinin kabulüne ise kesinlikle karşı çıkmaktadır.

Harflerin değiştirilmesi halinde gelecekte hiç kimsenin mevcut kitapları okuyamayacağını ileri süren Namık Kemal, Çin sınırından Batıya kadar olan coğrafyada 1.200 yılda meydana getirilen eserlerin yeni harflere aktarılması gerekeceğini, bunun da mümkün olamayacağını kaydetmektedir.

Namık Kemal’e göre, Latin harfleri, Türkçede bulunan birçok Arapça kelimenin yazılmasında yeterli olmadığı gibi, Türkçenin yapısına da uygun değildir.

*- DEĞERLENDİRMEYE BAKIN

Namık Kemal, Müslümanların uzun asırlardan beri kullandığı yazıyı ıslâh etmek için Latin harflerini kabul etmeyi, ‘Frenk elbisesi giymeyi mülkün ıslâhına medar olur’ zannetmek gibi, gayr-ı makul bir düşünce ve teşebbüs olarak değerlendirmektedir.

Arap harflerinin ıslâhı ve değiştirilmesi konusunda özetle Namık Kemal şu düşünceleri savunmuştur:

Eğer gerekiyorsa Arap harfleri üzerinde birtakım düzenlemeler yapılabilir. Ancak asırlardan beri Osmanlılar tarafından kullanılan harflerin değiştirilmesi ve yerine Latin harflerinin kabul edilmesi doğru değildir. Eğitimin geri kalmasının asıl sebebi kullanılan harfler değil, eğitim-öğretim sistemindeki aksaklıklardır.

İngilizce ve Fransızcanın da imlâsı bozuk olup, Osmanlıcadan daha iyi durumda sayılmaz.

Latin harfleri, Türkçenin bütün seslerini ifade etmeye yeterli değildir.

Tanzimat Dönemi’nde Arap harflerinin ıslâhı ve Latin harflerinin kabul edilmesi konusu, özellikle 1860’lı yılların sonlarında Türk basınında çok tartışılmıştır.

Bu durum Namık Kemal-Melkum Han tartışmasında açıkça görülmektedir.

Bu dönemde ayrıca, Terakki ile Ruznâme-i Ceride-i Havadis arasında da konu hararetli bir şekilde tartışılmıştır.

İki gazete arasındaki tartışmayı sonraki yazılarımda anlatmaya devam edeceğim…

Çok şaşırmaya devam edeceksiniz?

 

 

 

 

 

 

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311
 

Bir yanıt yazın

Top