Buradasınız
Anasayfa > Genel > Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Sosyal Medyada Paylaş

Değerli sanat dostlarım…
Dün Kültür Sanat İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nda Araştırmacı Yazar Efe Erginer ve Sanat Tarihi Derneği Yön. Kur. Başkanı Yazar Şerif Yazar’la birlikte tesadüfen ortaya çıkan orijinal bir resminden yola çıkarak, kayıp Ressam Muide Esad’ı aradık gün boyu.
1914’de, İlk Kadın Güzel Sanatlar Akademisi “İnas Sanayi-i Nefise.” okulu, Ömer Adil Bey ve Mihriye Hanım tarafından kurulur… Okulun 2’si ecnebi 31’i yerli olmak üzere 33 kız öğrencisi vardır…
Ve Muide Esad okulun iki numaralı öğrencisidir…

İşte halen Efe Erginer’in kolleksiyonunda bulunan bu resim Şerif Yazar’ın deyimiyle 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla kadınların modern dünyanın içinde yer almalarının da bir kanıtıdır. Üstelik minyatür resmin geçerli olduğu osmanlı döneminde batılı anlamda yapılan ve de resim kağıdına guvaj boya gibi yeni bir teknikle yapılan bir baş kaldırış yapıtıdır.

Gelin ilk çağdaş türk ressamları arasında yer alan ancak kendisiyle ilgili bir ya da iki tablonun dışında eserine raslanmayan Muide Esad’ın öyküsünü Efe Erginer’in ağzından dinleyelim;
“Kayıp kadın ressam Muide Esad Hakkında anlatacaklarım tamamen yaşanmış, gerçeklere dayanan hazin bir öykü…

Hayat tesadüflerle doludur… Ummadık taş baş yarar… Yaşam bazen bir pamuk ipliğine bağlıdır… Bu ve buna benzer birçok öz sözü bu öyküyü yazarken… Muide Esad Hanımefendiyi araştırırken yaşadım…
*1967 yılında Diş Hekimliği öğrenimim için annemle gittiğimiz İstanbul’dan 1972’de İzmir’e kesin dönüş yapmadan önce annemin amcazadesi şair İdris Pura bizleri veda yemeğine davet etmişti… Ayrılırken bize bir hatıra olarak, iki tablo armağan etti… Bunlardan bir tanesi 50 x 40 cm. boyutunda tuval üzerine yağlıboya “Bütünler” imzalı empresyonist bir peyzaj ve 31 x 21 cm. boyutunda özel kâğıt üzerine suluboya zannettiğimiz bir İstanbul manzarası…

İzmir’e döndüğümüzde ikisini de evimizin duvarına astık… Resimler yıllarca duvarımızı süsledi… Fakat zaman içinde suluboya olarak bildiğimiz İstanbul manzaralı tablo sanki bizi içine çekiyordu… Diğerinden farklıydı… Evimize gelen misafirler de her nedense hep bu resme bakıp “Bu ne güzel bir manzara resmi” diyorlardı…
Bir gün resmi elime alıp yakından incelemeye başladım… Resim renkli bir fotoğraf kadar canlıydı… Sandaldaki feraceli kadın, koylar, yelkenliler, martılar, yeşil dağlar ve ilk planda göze çarpan o ağaç… Resme dikkatle baktığımda sol altta yazıya benzer bazı harfleri fark ettim… Sonra büyüteç ile inceledim çok net olarak “Muide Esad” yazısını okudum…

Demek bu harika resmi Muide Esad diye biri yapmıştı… Bu beni çok sevindirdi… Daha sonraki yıllarda hep Muide Esad’ı araştırmaya başladım…
İzmir de tanıdığım ressamlar, sanat adamları ve Devlet Resim ve Heykel Müzesi yetkilileri, Muide Esad imzasını tanımıyorlardı… Hepsinin ortak söylemi resmin güzel olduğuydu… Yıllar geçiyordu… Bir gün İstanbul’a gitmemiz söz konusu oldu… İstanbul’da tanıdığım resim de yapan bir sanat dostuma konuyu açtım… Bana elinden geldiğince yardımcı olacağını söyledi..

O zamanlar henüz akıllı telefonlar olmadığından biz resmi sarıp sarmalayıp İstanbul’a götürdük… Muide Esad’ı arıyorduk… Dostumuz da resmi çok iyi bulmasına karşın, Muide Esad’ı tanımıyordu… Elimizde resim Nişantaşı’nda, Teşvikiye’de sağda solda ne kadar resim galerisi varsa… Maçka Mezat ve Rafi Portakal dahil… Dolaştık durduk… Herkes resmi çok beğeniyordu ama Muide Esad’ı tanımıyordu…

Özetle bize verilen bilgi… Resmin usta işi olduğu… Büyük bir olasılıkla Muide Esad’ın, zamanın saray kadın ressamlarından biri olabileceğiydi… O zamanlar Osmanlı Saray hareminin yetenekli olanlarına özel resim dersleri verildiği ve içlerinden bazılarının yetenekli olduğu… Ve bu resmin büyük bir olasılıkla böyle bir kadın ressama ait olabileceği söylendi… Bizler için bu da kıymetli bir bilgiydi… Ama bir sorunumuz daha vardı… Burası İstanbul’un neresiydi? Boğaz mı? Yoksa adalar mı? Bizler için bu da net değildi… Bir gün resmi de kucaklayıp adalara gittik… Adalılara gösterip buraların; Heybeli – Burgaz mı? Yoksa Büyükada-Heybeli mi… Ya da Kınalı-Burgaz arası mı? olduğunu bulmak istiyorduk…

Büyükada’da, Aya Yorgi’de yemek yerken bir grup adalı kadını kâğıt oynarlarken gördük… Bir kısmı Burgaz’dan, Heybeli’den gelmiş Rum kadınlardı… Yanlarına gidip resmi gösterdik… Elden ele resmi hepsi ayrı ayrı inceledi… Aralarında fikir yürüttüler ve içlerinden biri burasının Boğaz olduğunu… Büyük olasılıkla bu resmin Paşabahçe’den Kandilli rasat tepesini… Uzaklarda da Bebek sahillerinin göründüğünü söyledi… Boğazın o ünlü “Gül Cemal” vapuru, koyların özelliği… Denizin sahiller de bıraktığı o özel iz… Kısacası boğazın o harka havası sanki resme sinmişti… Rum hanımın anlattıklarından o an inanın hepimiz boğazın havasını içimize çektik…

Bu yeni bilgi bizleri çok sevindirdi, Hanımefendilere teşekkür edip yanlarından ayrıldık… İzmir’e döndük, resmi yerine astık… Artık evimizde Osmanlı Sarayından bir cariyenin yaptığı bir boğaz resmi vardı…
Aradan yıllar geçti bir gün İzmir de Pier’deki Remzi kitapevinde bir kalabalık gördük… Baktık insanlar kuyruk olmuş, duayen gazeteci ve araştırmacı rahmetli Hıfzı Topuz Bey’e “Çamlıca’nın Üç Gülü” kitabını imzalatıyorlar… Biz de elimize bir kitap alıp kuyruğa girdik… Sıra bize geldiğinde Hıfzı Bey sempatik haliyle bize gülümsedi kitabı imzalarken, ben eşimin “Yörük Ali Efe’nin” torunu olduğunu söyleyince heyecanla ayağa kalkıp eşimle kısa bir Yörük Ali Efe sohbeti yaptı ve bizleri tanımaktan çok memnun olduğunu söyledi…

Aradan birkaç hafta geçtikten sonra ben kitabı okumaya başladım… 76’ıncı sayfayı okuduğumda kitabı bıraktım… Düşündüm… Ve aynı satırları defaten bir daha okudum… Romanın bu satırları 1918’de Milli Kongreyi kurup İstanbul’un kurtuluşu için Halide Ediplerle beraber canını ortaya koyan Göz Doktoru Prof. Dr. Esad Paşanın İngilizlerce evinin basıldığını… İngiliz askerlerinin Esad Paşayı yerlerde sürüyerek derdest ettiklerini… Askerlerin evin kapılarını tekmeleyerek açtığını… Bu esnada Esad Paşanın lohusa olan kızı Muide hanımın da kapısının tekmeyle açıldığını… Muide’nin ve ve kocasının çok korktuğunu anlatıyordu…

Gelin bu satırları “Çamlıca’nın Üç Gülü” romanından okuyalım…
İster misin benim resim Dr. Esad Paşa’nın kızı Muide hanıma ait olsun? Çünkü o zamanlar henüz soyadı kanunu çıkmadığından insanlar, babalarının adıyla anılıyorlardı… Esad kızı Muide… Yani, Muide Esad… Olabilir mi? Olur… Kitabın yayınevinin…Remzi kitapevinin analog telefonunu çevirdim…

Sekreter hanıma derdimi anlattım o da beni yetkili bir hanımefendiye bağladı… Ona da tüm samimiyetimle durumu anlatıp Hıfzı Bey’in telefonunu istedim… Yetkili Hanım size inanıyorum deyip Hıfzı Bey’in İstanbul numarasını verdi ve anında o numarayı aradım… Hıfzı Bey beni Yörük Ali Efe’den dolayı anımsadı… Konuyu açtım… Bendeki resimden ve Muide Esad imzasından bahsettim… Benim gönlüme boğaz rüzgarı ferahlığında… “Evet Muide ablam ressamdır ve benim hısımımdır… Kendisini çok iyi tanırım… Bazı yazlar bizim Kartal’da ki köşkümüze gelir misafir olurdu… Bizde de bir resmi var… Ben on gün sonra İzmir’e Hasan Ali Yücel ve Köy Enstitüleri hakkında konferans vermek için geleceğim o zaman resmi de görme fırsatım olur” dedi… İzmir’de Hıfzı Bey’le buluştuk… Resmi görür görmez tanıdı…

Uzun konuştuk… Resmin Muide Hanıma ait olduğunu söyledi… Ve bunu resmin arkasına şu satırlarla yazdı… “Bu resmi yapan, Muide Esad Hanım Prof. Dr. Esad Işık’ın kızıdır. Esad Paşa benim büyük teyzem Makbule Işık Hanımın eşiydi. Çocukluğumda ve gençlik yıllarımda Muide Teyze ile çok kez beraber olduk.

Şerif Yaşar Bey’in belirttikleri gibi; 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla kadınların modern dünyanın içinde yer almaları… Bunu hak etmiş olmalarının altı çizilir… Ve Meşrutiyet’in ilanından 6 sene sonra da… 1914’de, İlk Kadın Güzel Sanatlar Akademisi “İnas Sanayi-i Nefise.” okulu Ömer Adil Bey ve Mihriye Hanım tarafından kurulur… Okulun 2’si ecnebi 31’i yerli olmak üzere 33 kız öğrencisi vardır… Muide Esad okulun iki numaralı öğrencisidir…

Okula kayıt sırası da; 1. Müzdat Sait Arel – 2. Muide Esad – 3. Belkıs Mustafa – 4. Nazire Hanım gelmektedir… Başbakanlarımızdan rahmetli Bülent Ecevit’in anneleri rahmetli Nazlı Ecevit’de bu sınıfın öğrencilerindendir…
İşte böyle bir okulun öğrencisi olan Muide Esad Hanımefendinin çok güçlü bir ressam olmasının yanında, Boğazın en gözde yalılarından birinin sahibi olan Sadullah Paşa Yalısının (10) Yalı Foto yani Sadullah Paşa’nın torunudur… Bilindiği gibi Sadullah Paşa Ticaret ve Ziraat Nazırlığı görevinde bulunmuş, daha sonra büyükelçi olarak atanmıştır… Muide Esad’ın soyu bu yönüyle “Hacı Bayram Veli’ye kadar uzanmaktadır…

Muide Esad’ı büyük dedesi… Yani Sadullah Paşanın babası (1838 – 1891) Yeni dünya anlayışını savunan, reformcu bir şair olan Mehmet Esad Muhlis’tir… Mehmet Esad Muhlis, Hacı Bayram Veli’nin yakınlarında, Bünyamin Ayaşi Hazretlerinin akrabasıdır…

Muide Esad’ın annesi Necibe Hanım ise Sadrazam Mehmet Vechi Paşa’nın kızıdır…
Muide Esad’ın dedesi Sadullah Paşa, büyükannesi Necibe Hanımın evliliğinden 4 çocuğu olur… Bunlar Asaf, Nusret, Ragıp ve Nazlı’dır… Sadullah Paşa’nın biricik kızı Nazlı Hanım, Muide Esad’ın annesidir.
Nazlı Hanım, göz doktoru Prof. Esad (Işık) Paşayla evlenir… Bu evliliklerinden de Muide Esad doğar.
Muide Esad’ın babası Prof. Dr. Esad Paşa da çok ünlü bir şahsiyettir…

Kendileri İstanbul’un işgalinden sonra direniş hareketinin en önde gelen isimlerinden biridir…
Hürriyet ve İtilaf hükümeti için tehlikeli bir adam sayılıyordu… Bu yüzden birkaç kez tutuklanmıştı… Esad Paşa, Aralık 1918’de Milli Kongre örgütünü kurar… Ve bu örgüte 50 sivil toplum derneği katılır… İstanbul’un kurtuluşu için yapılan bu canhıraş çalışmalar sonunda 23 Mayıs 1919’da iki yüz bin kişinin katıldığı… Halide Edip Adıvar’ın o ateşli konuşmasını yaptığı mitingin temelleri atılmıştı.

Prof. Dr. Esad Paşa daha sonra Hasan Hilmi Paşa ile Osmanlının ünlü kadınlarından Meyyale’nin evliliğinden doğan Makbule Hanım ile evlenir… Bu evlilikten Muide Esad’ın baba bir kardeşleri: Hasan Esad Işık (Ünlü Büyükelçimiz) – Tomris Işık (Gazeteci) – Seniye ve Nazmiye Işık adlı kardeşleri doğar…

Muide Esad babasının asistanlarından Mısırlı bir doktor ile evlenir ve soyadı “Amin” olur… Ve bu evlilikten Baki ve Hilmi diye iki oğulları olur. Daha sonraki yıllarda Baki – Hilmi Amin’ler Avustralya’ya yerleşip orada yamaya başlarlar… Muide Esad’da zaman içinde Kahireli olur ve burada defaten sergiler açar veya karma sergilere katılır…
Esad Paşanın ikinci eşi olan Makbule Hanım aynı zamanda duayen gazetecilerimizden Hıfzı Topuz’un büyük teyzesidir…

Hıfzı Topuz bu vesile ile hem Muide Esad’ı hem de Makbule hanımın çocuklarını iyi tanıyordu… Ayrıca Muide Esad’ın Kartal’daki yazlık köşklerine geldiğini, onu birkaç kez görüp konuştuğunu da söylemişti…
Muide Esad’ın bilinen üç… Sizlere takdim edebildiğimiz iki resmi var… Bilinen üçüncü resmi Hıfzı Topuz koleksiyonundadır… Ama bu ana kadar görülememiştir… Muide Esad’ın Türk resim tarihinde yeterince bilinmemesinin en önemli nedeni söylediğim gibi kendisinin, babasının asistanlarından bir Mısırlı doktorla evlenip Mısır’a yerleşmesidir…

Ama Muide Hanım yine de Türkiye’de birkaç karma resim sergisine katılmış ve resim literatüründeki yerini almıştır… Örneğin 1976’da Taksim Sanat Galerisi’nde karma bir sergide resmi sergilenmiştir…
2023 yılı içinde Beyoğlu’ndaki Özel Vehbi Koç Vakfı tarafından işletilen “Meşher Sanat Galerisi’nde” Sayın Alparslan Aktuğ Beyefendi koleksiyonuna ait 26 x 18 cm. boyutunda duralit üzerine yağlıboya bir resmi de 4 ay kadar sergilenmiştir…

Hıfzı Topuz Beyefendinin vefatından bir sene önce yaptığım telefon konuşmasında; kendisinin çok yorgun olduğunu Muide Hanım hakkında akrabası… Muide Hanımın kardeşi gazeteci Tomris Işık’ın kızı yine gazeteci olan Zeynep Atikkan’dan bilgi alabileceğimi, Zeynep hanımın da Muide Esad’ı tanıdığını bana bu konuda bilgi verebileceğini söyleyerek Zeynep Atikkan’ın telefonunu verdi… Ben de yurtdışında yaşayan Zeynep hanımı telefonla aradım, konuştuk… Muide Esad’ı çocukluğunda, yalıda birkaç kez gördüğünü, kendilerinde bir resminin olmadığını söyleyip bana başarılar diledi… Beş gün önce kendilerini bugüne davet ettim… Ama maalesef yurt dışında olduklarından gelemeyeceklerini bildirip bana başarılar diledi…

Akademi okumuş, modern Türk kadınının ilk örneklerinden… Ayrıca gerçekten güçlü bir ressam olan Muide Esad ne yazık ki zamanımızda nerdeyse hiç bilinmiyor… Böyle biri yokmuş gibi… Yitik bir ressam… Sanırım bu hepimizin içini acıtıyor…

Rahmetli Muide Esad’ın bendeki bu resmi 31 x 21 cm. boyutunda, uzmanların yaptığı incelemede resmin özel resim kâğıdı üzerine guaj boyayla yapıldığı saptanmıştır… Boğazın sanki 1930’lu yıllarında çekilmiş renkli bir fotoğrafı gibi… Bu özelliği ile bir belgesel niteliği de taşıyor… Kâğıt üzerine guaj boya ile yapılmış olması da ona ayrı bir özellik yüklüyor…

Muide Esad’ı Türk, hatta dünya resim sanatına tanıtmak bizlerin olduğu kadar tüm sanat severlerin görevi olmalı sanıyorum… Kendisini rahmetle anıyorum… ”

 

  

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

 

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

 

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

 

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

   

Kayıp Ressam Muide Esad / ESAT ERÇETİNGÖZ

Bir yanıt yazın

Top