Kadınlar, Kadınlarımız 2 / BAHA AKINER

Sosyal Medyada Paylaş

Dünkü yazımda genel anlamda kadından ve hayatımızdaki yerinden bahsetmiştim dostlar… Bugün de; buralara nasıl gelindi, bundan bahsetmek istiyorum müsaadenizle… Buyurun! Hoş geldiniz yüreğimden dökülenlere, gönül hâneme…

Dünkü yazımda genel anlamda kadından ve hayatımızdaki yerinden bahsetmiştim dostlar… Bugün de; buralara nasıl gelindi, bundan bahsetmek istiyorum müsaadenizle… Buyurun! Hoş geldiniz yüreğimden dökülenlere, gönül hâneme…

***

Meclis yeni açılmıştır… İnkılâplar, reformlar art arda gerçekleşmektedir…

Kurtuluş Savaşı’ndan ardından 1-2 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın kaldırılması ile gelecekte kurulacak olan Cumhuriyet rejiminin önü de açılmıştır… Reform çabaları çok yönlü olarak sürmektedir… Mustafa Kemâl Paşa, yapılacak olan reformlar konusunda zemin yoklamak amacıyla 1923 yılının Ocak ayında bir yurt gezisine çıkar…

Bu yurt gezisinin en önemli durak noktalarından biri de; Ocak ayının 16’sının 17’sine bağlayan gece, İzmit’te, İstanbul basınının temsilcileri ile yapılan görüşmedir…

ATATÜRK; bu görüşme sırasında Meclis çalışmalarının bir muhasebesini yaptıktan sonra rejim, başkent, Hilafet, nüfus meselesi, irtica, parti kuruluşu, seçim sistemi ve kadın hakları gibi konulardaki görüşlerini açık ve net bir biçimde ortaya koymuştur…

Gazetecilerden Ahmet Emin Bey’in “Halide Edip Hanımefendi’yi mebus görecek miyiz?” şeklindeki sorusuna Gazi “Bu hususta kanunda bir sarahat yoktur. Mamafih şimdiye kadar elli bin erkek nüfusa bir mebus çıkmıyor mu idi? Şimdi genel olarak elli binde bir mebus dersek, o zaman bu kayd ile erkeklerle beraber kadınlarda mevzuu bahis olur. Kadınlara da bir intihab hakkı verilmiş olur” ifadesi ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gerektiğini daha 16 Ocak 1923 tarihinde net bir biçimde ifade etmiştir…

Ancak, Gazi’nin ifade ettiği bu tarz bir reforma; ne toplum, ne de TBMM hazır değildir. Tam da o zamanlarda Meclis’te yaşananları aktarırsak durumun önemini kavrayabiliriz bence…

(-) Erzurum mebusu Hoca Salih Efendi, dört kadınla evlenebilme olanağı tanıyan bir kanun teklifini meclise sunuyordu…

(-)Bursa mebusu Operatör Emin Bey; Frengi hastalığının ortadan kaldırılabilmesi için, kadınların evlenmeden önce muayene edilmesini teklif ettiğinde, mecliste kavga çıkıyor ve Emin Bey kendisini dövmeye çalışan hocaların elinden zor alınıyordu…

(-) Seçim kanununda değişiklik yapılarak, seçmen tespiti için yapılacak sayımda kadınların da sayılması konusunda bir teklif yapıldığında teklifi yapanlardan Tunalı Hilmi Bey, Meclis’te muazzam büyük bir tepki ile karşılaşmıştı…

Toplumun kadına bakışının özetiydi bu davranışlar…

Fakat ATATÜRK kararlıdır… 31 Ocak 1923 günü gerçekleştirdiği İzmir konuşmasında direnenlere şöyle bir mesaj verir:

“Bir toplum; cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmekle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur. Bir toplumun bir uzvu faaliyette bulunurken öteki uzvu atalette olursa, o toplum felce uğramış demektir.

Bizim toplumumuz için ilim ve fen lüzumlu ise, bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın elde etmeleri gerekir. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar, toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır…”

***

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte reform süreci de büyük bir ivme kazanır. Laikleşme yolunda atılan her adım, aynı zamanda kadınımızı da karanlıktan aydınlığa yavaş yavaş taşımaya başlayacaktır. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim-öğretim bir düzene konacak, dinsel eğitim yerine çağdaş eğitim ön plana çıkacaktır…

Cumhuriyet döneminde kadın hakları konusundaki en önemli adım, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen “Medeni Kanun” dur. Bu kanunla Şer’i hukuk yerine pozitif hukuk egemen kılınmış ve Türk kadını yasalar önünde mutlak bir biçimde erkekle eşit hale getirilmiştir…

Gerek Medeni Kanun’un kabulünde, gerek daha sonraki düzenlemelerde bazı kadın derneklerinin katkısı da olur. Bunlar 1913’te Nuriye Ulviye Hanım tarafından kurulan “Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’, 1923’te kurulan “Halk Partisi Kadın Kolları”, 1924’te bizzat Mustafa Kemâl Paşanın kız kardeşi Makbule Hanım’ı üye yaparak destek verdiği “Türk Kadın Birliği”dir…

Sahip olduğu en önemli değerle, ATATÜRK’üyle cesaretlenmiştir artık Türk kadını… Türk Kadın Birliği, Mart 1927’de İstanbul’da bir kongre yapar. Başkan Nezihe MUHİTTİN; dernek tüzüğünde yaptıkları değişiklikle, kadınlara oy hakkı ve yerel seçimlere katılma hakkı ister. İstanbul Valisi bu tüzük değişikliğini onaylamaz. Bunun üzerine hükümet devreye girerek tüzüğün onaylanmasını ister.  Artık Türk kadınına siyasal haklarını sağlama yolundaki mücadele, hem de hükümet desteği ile başlamıştır…

Afet İNAN’ın başından geçen bir olay, bu mücadeleye daha da büyük ivme kazandırır. Afet Hanım, 1929-1930 öğretim yılında Müzik Öğretmen Okulu’nda Yurttaşlık dersleri veriyordu. Bu çerçevede kız-erkek birlikte eğitim verilen bu okulda, seçimlerin önemini anlatabilmek amacıyla örnek bir belediye seçimi düzenler…

Bu seçimi bir kız öğrencinin kazanması üzerine, erkek öğrencilerden biri bu sonuca itiraz eder. Mevcut yasaya göre kadınların ne seçme nede seçilme hakkı vardır…

Afet İNAN’ın bu olayı ATATÜRK’e anlatması üzerine ATATÜRK; bir taraftan hukukçularla görüş alışverişinde bulunurken, diğer taraftan Afet Hanım’dan bu konuyla ilgili araştırma yapmasını ister. Uzman hukukçuların çalışmaları sonrası, 3 Nisan 1930 gün ve 1580 Sayılı Kanun ile Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınır…

Ok yaydan çıkmıştır bir kere! Tabi ki bitmeyecektir bu devrimcilerin çalışmaları. Ta ki; her çağdaş ülkede olduğu gibi kadın ile erkek, her yönden eşitlenene kadar…

Afet Hanım, ATATÜRK tarafından kendisine verilmiş olan araştırma görevini tamamlayarak 3 Nisan 1931 tarihinde Ankara Türk Ocağı’nda “Kadınlar İçin Genel Oy” konulu bir konferans verir…

Konferansın ilk bölümünde demokratik rejimde değişik hükümet biçimlerinden söz eder. İkinci bölümde kadının durumunu ve başka ülkelerde bu durumun yaşanma biçimini çözümler. Sonuç olarak da, kadınların siyasal yaşama tam olarak katılmaları gerektiğini ve buna hakları olduğunu ortaya koyar. Afet İNAN’a göre, bu demokrasinin bir gereği idi…

Gerçekten oy sandığında, en bilgisiz bir erkek seçmenin oyu, en yüksek sorumluluk katlarındaki devlet  adamınki ile aynı değere sahipse, nasıl olur da kadın eşitliğin dışında bırakılabilirdi? Tüm yurttaşların eşitliğini ilke olarak benimseyen Türkiye Cumhuriyeti,  bu hakkı kadınlara tanımak zorundaydı. Zaten kadınlar her alanda yeteneklerini kanıtlamış ve özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında ulus işlerine duydukları ilgiyi göstermişlerdi. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti kadınlara belediye seçimlerinde oy ve seçilme haklarını sağlamıştı. Aynı hakları ona genel seçimlerde de tanımasını geciktirmesi için hiçbir neden yoktu…

Bu konferans ve konferans sonrası tartışmalar ilk meyvesini 26 Ekim 1933’te verir. 2349 Sayılı Kanunla, Türk kadınına Köy ihtiyar Heyetlerine ve Muhtarlığa seçme ve seçilme hakkı tanınır…

Yerel seçimler için alınacak haklar tamamdır ama genel seçimler için kadınların hakları sorunu hâlâ çözülmemiştir. 1934’te Mustafa Kemâl ile o zaman Başbakan olan İsmet İNÖNÜ, yine her önemli olay öncesinde yaptıkları gibi bütün gece çalışırlar. Şafakla birlikte ATATÜRK, Afet İNAN’ı uyandırır…

İsmet İNÖNÜ’yle birlikte, Afet İNAN’ın kendisini beklemekte olduğu kitaplığa giren ATATÜRK; O’na şöyle der:

“İNÖNÜ’nün elini öp ve teşekkür et…”

Şaşıran Afet İNAN nedenini sorunca, Gazi şöyle açıklar:

“Beklediğin – beklediğimiz, inandığın – inandığımız şeyi; Türk kadınına aynı erkekler gibi her türlü seçime katılma ve seçilme hakkını sağlayacak yasayı Hükümet, Büyük Millet Meclisi’ne teklif edecek…”

Bu gelişme üzerine Anaya değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulur. Böylece 87 yıl önce bugün, 5 Aralık 1934’te Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri değiştirilerek her Türk kadınına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verilir…

Yapılması gereken yapılmıştır…

Olması gereken olmuştur…

Mutludur ATATÜRK, gururludur…

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinde en büyük rolü oynayan ATATÜRK, bu konuda şöyle der:

Bu karar Türk kadınına toplumsal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak gerekecektir.  Türk kadını evdeki uygar yerini yetkili bir şekilde doldurmuş, iş hayatının her safhasında başarılar göstermiştir. Siyasal hayatta, belediye seçimlerinde deneyim kazanan Türk kadını, bu kez de milletvekili seçmek ve seçilmek suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar ülkelerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bu gün Türk kadının elindedir ve onu salahiyet ve liyâkatla kullanacaktır…

Size minnetimizi nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum… Duygularımı anlatmakta kelimelerim kifayetsiz… Gösterdiğin yolda, tuttuğun ışıkla durmadan ileriye, aydınlığa yürüyeceğime ant içerim…

Minnettarız Atam…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

Bir cevap yazın