*- İZMİR’in NÜFUSU ARTABİLİR / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Düzce depremi olduğunda İstanbul’da idim…

Ben duymadım, hissetmedim..

Ama aynı dakikalarda, evde bulunan ‘Pekmez’ isimli köpek sürekli havladı, bir o yana bir bu yana gitti geldi.

Belirttiklerine göre, böyle bir hali hiç görülmemiş…

Demek ki, bizim hissetmediğimiz yer sarsıntısını o hissetmiş, bir yandan da bizi uyarmaya çalışıyordu.

Yine ilk kez ev sahiplerinin yedi yaşındaki oğullarının yanına gitmiş ve sabaha kadar onu yalnız bırakmamış.

Bunu da ‘koruma’ duygusuna bağladık…

Hayvanların ne kadar insanlara bağlı olduklarını anlatmaya çalıştım bu küçük olayla…

Hem uyarı görevini yapıyorlar, hem de koruma görevini üstleniyorlar…

Belki de bundan böyle, ‘Çocuktan al haberi, yerine, Köpekten al haberi!’ diyen olursa yanlış söylememiş olacak…

Şimdi bir başka gerçeğe bakalım;

Depremin şiddeti az değil…

Ama sonuç düşündüğümüz ve beklediğimiz gibi olmadı…

Bu neyi gösteriyor?

‘Evlerinizi deprem güvenli inşa ederseniz depremde fazla yara almazsınız.

Bilim insanlarını ciddiye alır, öngörüleri doğrultusunda hazırlık yapar, önlem alırsanız, insanlarımızın can güvenliğini sağlarsınız…’

Demek ki, 199’dan sonra Düzce’de yapılan binalar yönetmeliklere uygun yapıldı ve bu nedenle de korktuğumuz olmadı, yani can kaybımız yok.

Bu çok ciddi bir konu!

Ülkemizin, insanımızın bekası buna bağlı.

Geçici bir şey değil.

Sadece 1939’dan beri 100 binden fazla insanımızı kaybettik.

Deprem hazırlığını ülkemizin en önemli projesi ilan edip var gücümüz ile çalışmak için bir dakika bile geçirmemeliyiz.

Aksi halde bazı kentlerimizde birçok insanımızı kaybedeceğimiz açık ve net belli.

Şimdi bu Düzce depreminin İstanbul depremini etkileyip etkilemeyeceği üzerinde konuşmalar yapılıyor;

Yerbilimciler, KAF gibi çok büyük boyutlardaki doğrultu atımlı fay sistemi üzerindeki stres dağılımını tam olarak bilemiyor.

Yani;

Düzce depreminin Marmara’daki fay sistemi üzerinde nasıl bir stres alanı değişimine sebep olacağını bilmeden ‘Beklenen Marmara depremine etkisi olmaz!’ demek pek bilimsel bir yaklaşım değil.

Aklımıza çeşitli sorular geliyor:

Örneğin, ülkemizde yöneticiler tarafından bilim insanlarının öngörülerine önem veriliyor mu?

Büyük ölçüde ‘hayır!’ diyebiliriz herhalde…

Peki;

Deprem kuşaklarımızda depreme hazırlık çalışmaları planlı, programlı, kesintisiz ve herkesin bilgisi dâhilinde devam ediyor mu?

Bu sorunun yanıtını bilmiyorum…

Bir konuya daha dikkat çekeyim, çünkü konular bir noktada birbirine bağlı!

Seçim propagandaları başladı.

Siyasi partilerin meydanlarda veya televizyonlarda bu konuda halkı rahatlatacak, kendilerini bağlayacak şeyler söylüyorlar mı?

Konu çok ciddi…

Kafamı karıştıran bir konuya da değinmek istiyorum:

Belirtildiğine göre, bütçede afetlerle mücadeleye ayrılan bütçe kaleminde azaltmaya gidilmiş.

Belki bunu yapanların, kendilerine göre haklı nedenleri vardır ama bu anlayış beni bir parça endişeye sevkediyor.

Umarım bilgi yanlıştır.

Çünkü böyle durumlarda herkes kafasına göre bir şeyler yazıyor, çoğu da doğru olmuyor.

Hep yazılıp çizildiği, yani gizli bir yanı olmadığı için ben de belirteyim:

Prof. Dr. Naci Görür, 1766 tarihli büyük depremi esas alarak yaptıkları analize göre İstanbul için artık bardağın artık dolmuş olduğunu ifade etmişti, geçenlerde.

Bu şunu gösteriyor;

İstanbul’dan yine bir yerlere göç edenler olacak.

Tabii bunlar ekonomik durumları çok iyi olanlar…

 

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311
 

Bir cevap yazın