İzmir rüzgarını arkasına aldı! YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İzmir rüzgarını arkasına aldı! YAŞAR EYİCE

*- Önce Çandarlı’da idi…

 

Tatil günü olduğu için güzelliklerden söz etmek istiyorum.

Tabii ki konumuz İzmir…

Alsancak’ta ‘Miko’ var…

Bir de onun hikâyesi…

İzninizle onu anlatmak istiyorum:

Bir deniz kuşuydu Miko… Güçlü, cesur, dost canlısı…

Dost sohbetlerinde anlatılıyor şimdi Çandarlı’ya nasıl konduğu ve neler yaşadığı…

1989 yılıydı, Miko, Çandarlılılarla tanıştı…

Deniz kıyısında küçük, sevimli bir yuvası vardı.

Sadece Çandarlı’dan değil, tüm İzmir’den, tüm Türkiye’den hatta yurtdışından konuklar ağırladı.

Yine ve her zaman olduğu gibi klasik müzik eşliğinde yapılan sohbetler, Ege’nin, küçük balıkçı kasabasına ayrı bir renk ve güzellik katıyordu.

Dostları o kadar çoğalmıştı ki Miko’nun, yuvası artık dar geliyordu. Şartlar da büyükşehire taşınmayı gerektiriyordu.

Miko, bu kez İzmir’e doğru rüzgârı arkasına aldı.

Şehrin ortasında terk edilmiş bir sokak buldu.

Gecenin karanlığında ışıksız, yıldızsız, insansız, ‘can’sız…

Çevreden gelen kahkaha seslerinde kaybolmuş, yitik bir sokak…

Miko, sevdi bu sokağı…

Denizi sevdiği gibi, zeytini sevdiği gibi…

Yuvasını kurmadan önce başladı sokağı temizlemeye, ‘can’ vermeye…

Buram buram deniz kokan bir yuva yaptı kendine ve dostlarına.

Ve yine dostlarının sohbetlerine birer masa kuruldu.

Sokak dar olmasına dardı ama, Miko, çiçeklerin kokusuyla, dostlarının yürekleriyle genişletti sokağı.

İzmir’in bu güzel ve sevimli sokağına, Türkiye’nin güzel insanı, cesur şairi Can Yücel’in ismini verdi.

Sadece İzmirli dostlar değil, tüm Türkiye’den hatta yurtdışından dostları sevdi, Can Yücel Sokağı’ndaki Miko’nun yuvasını.

Egeli gibi yaşıyor Miko ve Egeli gibi yaşanıyor Can Yücel Sokağı’nda…

 

*- Görülmeye değer!

 

İzmir’in kalbi kabul edilen Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde, Can Yücel Sokak’a girdiğinizde sokağın ortalarında Miko Siesta Cafe’yi bulursunuz. Adını bir deniz kuşundan alan Miko, denizcilik temalı dekoruyla Ege’yi yaşatır.

Miko’nun dekorunda kullanılan gemi antikaları görülmeye değerdir.

Kentleri kent yapan mekânlardır, mekânları yaşatan kentlilerdir’ sloganını vurgulayarak, yalnızca bir yeme içme mekânı değil kent kültürüne katkı veren, Egeli oluşunu konuklarına hissettiren bir mekândır.

 

*- Teklif Miko’dan gelmişti

 

Ünlü Düşünür ve Şair Can Yücel’in mekan edindiği Miko Café, Can Yücel’in ölümünün ardından sokağa adının verilmesi için talepte bulunur.

Can Yücel Sokak’a adını veren Miko Café’nin hemen karşısında Can Yücel’in büstü bulunuyor.

Ayrıca, Can Yücel, Miko’nun içinde üzerinde adının yazılı olduğu masasıyla yaşatılıyor.

Sanatçılar, gazeteciler ve siyasetçilerin de müdavimleri arasında yer aldığı Miko, birçok değerli insanın adını masalarında taşır.

Mekânın bu yönü, cafenin kültürel misyonunu ortaya koymaktadır.

 

*- Gurmelere de iş düşüyor

 

Miko, Ege kültürünü yaşatmak adına fast food’la savaşıp Ege mutfağının otlarını, peynirlerini, deniz ürünlerini masamıza getirir.

Ege ve Akdeniz mutfağının eşsiz lezzetlerinin yanı sıra Miko Café’nin speciallerini mutlaka tadmalısınız.

Miko’da iyi yemeklere iyi müzikler eşlik eder.

İyi müzikler eşliğinde iyi yemekler, keyifli sohbetler ve gerçek bir cafe kültürünü tanımak Ege’yi tanımak için mutlaka Miko’ya uğramak gerekir.

Bu arada şunu da açık ve net olarak söyleyeyim…

Miko’da sadece ve sadece sıradan bir müşteri olarak arada bulundum.

Yani bir bardak çaylarını bile ikram olarak kabul etmiş değilim…

 

*- Ben  de istiyorum

 

Madem İzmir’in güzel bir mekânından söz ettik, devam edelim…

Örneğin Sıtkı Şükürer’in bir önerisini sizinle paylaşayım…

Kendisine tamamıyla katılıyorum…

Sanıyorum üç yıl kadar önce benzer bir yazı yazmıştım…

Ancak itiraf edeyim ki, bu kadar güzel olmamış ve satır aralarında kalmıştı…

Birlikte çalıştığımız bir arkadaşımız grup olarak Yunan adalarına tatile gitmişlerdi…

Söyledikleri şu idi:

Başını kaldırsan Yunan Bayrağı, çevirsen yine Yunan Bayrağı…

Masalardan tutun da pansiyonlara, otellere kadar her yar mavi- beyaz…

Hatta o zaman ben de ‘Bunlar İzmirsporlu galiba!’ demiştim…

Şükürer’in, ‘BİR RENGİMİZ OLMALI!’ başlığını açtığı ve paylaştığı yazısı şöyle:

Bazı ülkelerin renkleri vardır.

Hollanda mesela; ‘Portakal’dır.

Brezilya faşinglerinde sarı ve yeşil hakimiyeti zihinlerimize kazınmıştır.

Maldiv’ler turkuazdır.

Komşumuz Yunanistan’ın masa örtülerinden tentelerine, mavi ve beyaz birlikteliği mühürü gibidir.

Türkiye geniş bir coğrafya.

Kültürel çeşitliliği fazla.

Bu sebepten bir “renk” arayışına gidilecekse ‘kentler’ ön plana çıkmalı.

Sözü İzmir’e getirmek istiyoruz.

İzmir’in bir ‘rengi’ olmalı.

Trenleri de o renge boyanmalı, Vapurların bacaları da.

Uygun olan, kaldıran her yer kendini bu renge (rengimize) açmalı.

Özgünlüğümüzün alametifarikası olmalı rengimiz.

Bir ölçüde Bodrum, ‘beyazı’ le bu işte mesafe aldı.

İstanbul; erguvanları, laleleri, mor salkımları ile sembol çiçekleri üzerinden bir renk yakalayabilir.

İzmir mesela ‘Sardunya kırmızısı’ mıdır?

Ya da tüm Ege için geçerli ‘yağ yeşili.’

Tamam, ‘mavi’ seslerinizi duyuyoruz. Ama tertemiz körfezi olan bir kent hak eder maviyi.

Evet, bir rengimiz olmalı.

Katkılarınızı bekliyoruz.’

Konu ile görüşü olanlar olursa, mail atarlarsa onları da değerlendirmeye çalışacağım…

 

*- Önemli olan paylaşmaktır

 

Aile dostum,  Muzaffer Tağıl da, ‘Sevgili Dostum Serkan Sorguç yazısını paylaşmak istiyorum’ demiş…

Günaydın. Günün Olumlaması :

Hayatla uyum içinde ilerliyorum; kendimi seviyorum; her köşede kendimi yeni bir mutluluğun beklediğini biliyorum.

Girdiğim her ortam da yeni arkadaşlar ediniyor güçlü dostluklar kuruyorum.

Duygularımı kolaylıkla ifade edebiliyorum; sevginin gözleriyle görmeyi seçiyorum.

Kalbimin kapılarını ardına kadar açıyorum ve harikulade bir sevginin hayatıma girmesine izin veriyorum.

Aşkı, neşeyi ve özgürlüğü seçiyorum.

Hayatıma sadece sağlıklı ilişkileri çekiyorum.

Bu evrenin bana vermek istediği tüm bolluk ve bereketi, ayrım yapmaksızın kabul etmeye ve almaya istekliyim ve kabul ediyorum. Ve onu bilinçle ve sorumlu bir şekilde paylaşmak için elimden geleni yapıyorum.’

Her çıkan fırsattan mümkün olduğu kadar fazla yararlanıyorum ve her kaçan fırsattan da mümkün olduğu kadar az üzüntü duyuyorum.

Ben kendimi farkettikçe etrafımdakilerin de beni farkettiğinin farkındayım. Artık mutlu olma, başarılı olma sağlıklı olma zamanı.

Bütün bunları yaşamayı artık hak ediyorum ve bütün bunları yaşamaya artık hazırım.

Ben değerliyim ve iyi ki varım’

Ismail Erdoğdu, ‘Bir insan kendisi ile barışık olduktan sonra etrafına huzur verir.

Muzaffer bey iyi ki seni tanıdım pozitif enerjini alıyor ve paylaşımlarını ilgi ile takip ediyorum’ diyor.

 

*- Kendileri gibi mi sanıyorlar?

 

Bu güzel İzmir gününde keyfinizi kaçırmak istemem ama Hakan Özdolgun’un görüşüne de kayıtsız kalamam…

Bu sabah Türk insanının zekâsıyla dalga geçen Türk filmlerinden birinden bir bölüm izledim.

Türkan Şoray’la, Kartal Tibet bir gece vakti ormanlık bir yolda arabayla kaza yapıyorlar.

Kartal arabadan iniyor ve o sırada gecenin o saatinde, o orman yolunda takım elbise ve kravatla yoldan geçen bir adama, ‘Bilader, buralarda bir taksi durağı var mı acaba? Kaza yaptıkta şehre gitmemiz lazım!’ diyor. Kravatlı herifte öküz çıkıyor ve bir ‘geçmiş olsun abi!’ filan bile demeden, ‘ileride bir tane var abi!’ diyor.

Sonra elleriyle koymuş gibi bir taksi ormanda onları bekliyor ve binip şehire gidiyorlar.

Bu ne ya?

Böyle yaratıcılık Thomas Edison’da bile yoktu valla!’

Gülümsediğinizi hissediyor gibiyim…

 

***-

GÜNCEL

 

Gelecek eğitimde eğitim Konak’ta

 

Konak Sosyal ve Kültürel Etkinlikler Vakfı, Konak Belediyesi ve Roman Kültürü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından yürütülen, ‘Gelecek Eğitimde, Eğitim Konak’ta’ projesi 6 Şubat 2017 Pazartesi günü saat 11. Kadriye Mahallesi 701 Sokak No: 34/1-A Konak adresinde başlatılacak.

 

*- Genç Liderler ve Girişimciler içen etkin buluşmalar

 

JCI İzmir Şubesi 2017 yılı temasını Etkin Ol diye belirleyerek yılın ilk toplantısını Hilton Otel’de gerçekleştirdi.

Genç Girişimciler’in daha etkin olabilmesi adına programlar düzenleyen şubenin ilk konuğu Hamsi Finger Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Gediz oldu.

Bir Fikrin Mi Var’, ‘Bu Gençlikte İş Var’, ‘Girişim Kampüsü’ yarışmalarında derece almış,  Hamsi Finger Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Gediz programın özel konuşmacısı olarak toplantıya katıldı. Gediz, başarmayı da kaybetmeyi de anlatırken deneyimleriyle genç girişimcilere ilham oldu.

Her ay düzenli olarak konuşmacılar davet eden JCI İzmir Şubesi toplantılarda bir üyeye ve bir aday üyeye de iş sunumu için söz hakkı veriyor.

Bir sonraki ETKİN OL toplantıları için Şubat ayında biraraya geleceklerinin bilgisini veren JCI İzmir Şubesi Başkanı Türkdalı, katkılarından dolayı Gürkan Gediz’e hem plaket takdim etti.

 

*- Danışmanlık iş birliği protokolü

 

Ege Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (EGESEM) ve Neris Eğitim Danışmanlık iş birliği protokolü imzalandı.

EGESEM  ve Neris Eğitim Danışmanlık ortaklığında “Yüksekte Güvenli Çalışma Eğitimi, Kozmetik Amaçlı Çiçek Üretimi ve Hammadde Hazırlama, Sertifikalı Kozmetolog Eğitimi, Sertifikalı Parfümör Eğitimi, Kozmetik ve Parfüm Üretimi, Temel Yangın Güvenlik Eğitimi, yönetim Sistemleri Eğitimi (Temel Dökümantasyon), Yönetim Sistemleri (İç Denetçi)” eğitimleri verilecek.

 

*- Öykü Günleri 15’inci kez ‘Merhaba’ diyecek

 

Türk Edebiyatının önemli isimleri Konak Belediyesi’nin bu yıl 15’incisini düzenleyeceği İzmir Öykü Günleri ile okurlarıyla buluşacak.

17-18 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek etkinliğin bu yıl ki teması ‘Öykü ile Ayakta Kalmak’, Onur Konuğu ise Türk Edebiyatının öncü kadın yazarlarından Ayla Kutlu oldu.

 

 

***-

GICIK

 

*- İnsan hep bilmediğinden değil, bazen bildiğinden de susar. Edep bilir susar, sabır bilir susar, saygı bilir susar, sevgi bilir susar, bazen de anlayanı olmadığını bilir, susar.

*- Bir öleni geri getiremezsiniz, bir de kaybolan güveni…

*-  Ne arkamdan konuşanlara bakarım, ne de beni çekemeyenleri takarım. Yoluma bakarım.

*- Gece uyuyamayan insanların gündüze sığmayan acıları vardır.

*- Bir şeye âşık olursanız, her şeyi unutursunuz.

*- Sevgi kusurları yok etmez, onları da kabul eder.

*- Ne kadar az bilirseniz onu o kadar şiddetle savunursunuz.

*- Kazanmak için, etrafındakileri harcayanın elde edeceği şey; galibiyet değil, yalnızlıktır.

*- Kadın; özgür ve aydınsa, dünyada dört mevsim bahardır.

*- Adama sormuşlar, ‘Karından korkuyor musun?’ diye, ‘Ne korkacağım; ütümü yapmışım, bulaşığı yıkamışım camları silmişim, işimi yapmayan korksun…’ diye yanıt vermiş.

*-  ‘Para mutluluk getirmez!’ sözü, fakirler, muhtaçlar ayaklanmasın diye uydurulmuş koca yalandır.

*- BİRAZ DA GÜLMECE: Taksinin yokuşta frenleri patlamış. Müthiş bir hızla aşağıya iniyor, Kayserili müşteri bağırmış, ‘Durdur şu arabayı!’, Şoför panik içinde haykırmış; ‘Durduramıyorum!’ Müşteri, ‘O zaman taksimetreyi durdur hiç değilse!’

*- Yarın okullar başladığına göre… Öğretmen ‘Kim Cennet’e gitmek istiyorsa parmak kaldırsın!’ der. Herkes parmak kaldırır. Sadece Alican kaldırmaz, ‘Oğlum sen neden Cennet’e gitmek istemiyorsun’ der öğretmeni. Alican cevap verir: ‘Öğretmenim, annem okul çıkışı hemen eve gel, dedi de!’

*- Şiddet gören kadınlar için; sığınma evleri yapılacağına, şiddet gösteren erkekler için ‘hayvan barınakları’ yapılsın…

 

 

 

 

 

 

Yaşar EYİCE

0532 781 95 18

 

E-Posta: yasar.eyice@gmail.com

ve yeyice@mynet.com

Twitter: @Yeyicee

Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın