Buradasınız
Anasayfa > KÖŞE YAZARLARI > *- DOLANDIRICI, SAHTEKAR ve FIRSATÇILARA DİKKAT / YAŞAR EYİCE

*- DOLANDIRICI, SAHTEKAR ve FIRSATÇILARA DİKKAT / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İzmirli olarak çok deprem gördüm, yaşadım…

Hatta birinde İkinci Kordon’da, İzmir Ticaret Odası Binasının hemen yanında, ANBA oteli karşısındaki binadaki İzmir Televizyonu Stüdyosunda canlı yayın yapıyordum.

Yanımda iki konuğum vardı.

Bine sallanmaya başlayınca, eski bina olduğu için duvarlarından, tavanından ürpertici ‘gıcırtı sesleri’ geliyordu,

Konuklar kaçtı!

Üç kameraman arkadaşım da tabana kuvvet soluğu caddede aldılar.

Ben bir yandan kuşku duyuyor, diğer taraftan pilot kameraya konuşuyor, halkın paniğe kapılmamasını, artçı sarsıntılardan korkmamalarını, bunların olmasının iyiye işaret olduğunu anlatıyor, güzelliklerden söz ediyordum.

Sonradan öğrendim ki, yönetmen de reji odası da binayı terk etmiş.

Sadece ben kalmışım…

O günlerde benim canlı yayınım her gün saat 12.00’de başlıyor, 13.00’e kadar bir saat sürüyordu.

Benden sonrakiler de saatinde gelmedikleri için ben üç saat kendi başıma konuşmak zorunda kaldım…

Yine çok sonradan öğrendim;

Demokrat İzmir Gazetesi spor servisinde birlikte çalıştığım, usta gazetecilerden Melih Dizdaroğlu’nun sevgili eşi Fransızca öğretmeni Nesrin Dizdaroğlu her gün benim televizyon programımın takipçisi imiş…

Deprem olduğunda da izliyormuş…

Hatay semtindeki apartmanı herkes boşaltmışken, Nesrin Hanım da, ‘Yaşar kaç! Yaşar Kaç!’ diye bağırıyormuş…

O kadar heyecanlanmış ki, komşularının aşağıdan zilini çalıp ‘Kapıyı çek gel!’ dedikleri zamana kadar beni uyarmaya çalışmış…

Ne zaman konusu açılsa, Nesrin Hanım hep bu olayı, tekrar yaşıyor gibi anlatıyor…

*-

Melih Dizdaroğlu benden sonra Türkiye’nin en büyük bölge gazetesine geldi, Orada da yıllarca birlikte çalıştık.

Birçok ulusal gazetenin satışından çok fazla okuyucumuz olduğu bu İzmir gazetemiz önce Basmane yakınında Karaoğlu otelinin bitişiğindeki iki katlı tarihi binada idi.

Alt katında baskı makinası vardı.

İkinci kat ise yazıişleri ve idareyi barındırıyordu.

Sonra bizimle birlikte o zamana kadar tütün deposu olan Alman kütüphanesinin bitişiğindeki binaya taşındı.

Buradan da önce ve sonra şu anki binasına taşındık.

Yeni binanın ilk çalışanı ben olmuştum.

Bir de santral memurumuz ve kapı görevlimiz vardı.

Depremi tütün deposundan gazete idaresine çevrilen binada yaşamıştık.

Şu olayı da anımsatayım, yaşlı İzmirliler anımsayacaktır.

Bir gün ‘Efsane Belediye Başkanı İhsan Alyanak, bir habere kızmış herhalde, itfaiye ekipleriyle birlikte gazeteyi bastı.

İtfaiyeciler ‘Hah şurası!’ diyerek bir iki yere tazyikli su bastılar.

Tabii ki sırılsıklam olanlar da oldu, korkulu gözlerle etrafa kaçışanlar da…

İddiaya göre itfaiyeye ‘Y. Gazatesi yanıyor!’ ihbarı olmuştu…

Bu yüzden ekipler gazeteye dalmışlardı.

Bir de girişin boydan boya kazıldığı olayı var…

Giriş çıkış oldukça zordu…

Belki bir gün bunu da anlatırım.

Ama asıl konumuz deprem…

Ben yine bölge ve yurt haberleri sorumlusuyum.

Daha sonra Türkiye’nin en iyi gazetecilerinden biri olan Ender Coşkun da bizim servisimizde…

Bölgeye yani Türkiye’nin bir yerinde olay oldu mu, ya ben gidiyorum ya da Ender Coşkun…

Yani servisi hiç boş bırakmıyoruz…

Birden tarihi eski bina sallanmaya başladı.

Ben kantinin penceresinden kendimi dışarıya atacağım…

Pencerenin iç ve dış bağlantısı arasındaki genişliği sanıyorum temel genişliğindeydi…

Tam dışarı çıkacağım, birisi beni öyle yakaları ve iki eliyle kavradı ki, kurtulmam imkânsız…

İkimiz de aynı yerde yani kasa denilen geniş alanda kaldık…

Çok sonra o benden çok genç meslektaşıma takıldım ‘Beni öldürecektin!’

Kimdi dersiniz?

O genç gazeteci Ender Coşkun idi…

Meğer ‘Binanın en sağlıklı yeri burasıdır!’ diye bana sarılmış ve ne dışarı, ne de içeriye bırakıyormuş…

Ben ona ‘Beni öldürecektin?’ dedikçe o da, ‘Hayatını kurtardım!’ yanıtını veriyordu.

Aklıma bunlar geldi…

*- YARDIM ŞART, AMA…

Yurt içinden olduğu gibi yurt dışından da yardımlar gelmeye başladı.

Bence alınan en önemli kararlardan biri de, tüm yurt genelindi okulların 13 Şubat’a kadar açılmamaları oldu.

Düşünün binlerce insan evsiz kaldı.

Şu ana kadar 1498 insanımızı kaybettik…

Kesin rakam birkaç gün önceden belli olmaz.

Ben de vatandaşların geceyi nasıl geçireceklerini düşünüyorum.

Uyarılara uyandan çok uymayan var.

Yollar yeterli değil…

Araçlar tıkamış durumda…

Şu anda bir kız çocuğu kurtulmuş…

Şu sözü kulağımda yankılanıyor;

‘Annemi de kurtarın!’ diyor…

‘Tabii kurtaracağım!’ diyorlar yavrucağa moral vermek için…

Havayolları, belediye binaları, polis evleri, devlet hastaneleri, hatta AKP İl binası yıkılmış durumda…

Bunları neden yazıyorum;

Depremin acı yüzünü gözümüzün önene getirebilmemiz için…

Yani elimizden gelen yardımı mutlaka yapmalıyız…

Şu uyarıyı da yapmayı görev kabul ediyorum:

Kesin ve kesin valilikler ile belediye yetkililerinin dışında ‘para, bağış toplayanlara’ inanmayın…

Güvenilir değiller…

Büyük afeti birlik ve beraberlik içinde atlatabiliriz.

Bu gibi acı günlerimizde bundan yararlanmak isteyen dolandırıcılar, hırsızlar, fırsatçılar ortaya çıktılar…

Şimdilik bu kadar uyarı ile yetineceğim.

Umarım binlerce insanımız barınma, giyinme, yemek ve ısınma gereksinimlerini yetkililerimizin desteğiyle kesintisiz sağlarlar.

Tekrarlıyorum;

Yanıltıcı bilgiler kadar hırsız ve dolandırıcılara çok ama çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Çünkü bunları önceki depremlerde, afetlerde, afatlarda gördük yaşadık.

Son sözüm;

Böyle bir deprem ne görüldü, ne yaşandı…

Çünkü yalnız deprem anında değil, gün boyu durduk yerde yıkılan ve yerle bir olan binalara da tanık olundu…

Bu yazıyı yazarken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı, başsağlığı diledi ve Batı Bölgeleri dahil tüm resmi dairelerdeki ısıtıcıların ve depremzedelere şifa olacak cihaz ve eşyaların acilen gönderilmesin istedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da belediyelerin ve partisinin depremzedelere gönderdiği yardımları açıkladı, tüm destek ve yardımların açık ve şeffaf olmalarını diledi.

Ahmed Arif ne demişti?

‘Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim.

Olmalı zaten.

Olmazsa insan olmaz yüreğim…’

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir yanıt yazın

Top