7 Okunma

Davetlerin tadı tuzu kaçtı! YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Davetlerin tadı tuzu kaçtı!  YAŞAR EYİCE

*- Arayan buluyor!

Bir yazımın bu kadar ses getireceğini tahmin edemezdim.

Aslında benzer konuları çok kez göndeme getirmiştim ama nedense ya farkındalık yaratmadım, ya da milletin işi tıkırında idi önemsemediler.

Yusuf Çınar yılların gazetecisi…

Magazin muhabiri…

Yani gece koşuşturan gündüz uyuyan sanatçılar gibi…

Üç gündür telefonumu arıyormuş, tebrik etmek için…

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne sormuş, ‘Bilgisayarlarımız arızalı’ demişler…

Sonra yolda Gazeteci Vahap Dabakan’a rastlamış ondan almış…

Saat 06.00’da telefonum çaldığında, ‘Uyandırdım mı?’ diye sordu…

Aklıma Sancar Maruflu geldi…

O da neredeyse her gün, sabaha karşı 06.00 ile 07.00 arasında mesaj geçer, ‘kim öldü ya da kimin etkinliği var!’ bildirirdi…

Önemli değil….

Uyandırılmaya alışkınız…

Zaten şimdi polisimiz bile sütçüden önce kapıları çalmıyor mu?

Sistem böyle…

Zaten yine bilmem kaç tane polis meslekten atılmış…

Geçenlerde meslekten atılan hakim ve savcılardan söz etmiştim…

Yine sabahın erken saatinde öğrendim, bir partiye kayıtlı bilmem kaç kişi önemli yerlere atanmış…

Eskiden önce yazılı sınav yapılır, daha sonra mülakata geçilirdi…

Şimdi sözlü ile sorun daha çabuk çözülüyor…

Neyse bunlar bizim işimiz değil…

*- Yusuf da tanık!

Yusuf Çınar’ın çattığı da Çeşme Belediyesi…

O gün, yani ‘ot festivali’nin bilgisinin Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç tarafından paylaşılacağı gün, gazetecilerin aç ve susuz bırakıldığına tanık olmuş…

Ama kabahat Belediye Başkanı’nda değil, belediye başkanlarının onun bunun hatırı ile aldıkları elemanlarda diyor…

Sonra onları da suçlu bulmuyor…

Kabahati onlara yükleyemeyiz, çünkü işi bilmiyorlar, diyerek düzeltmeye gidiyor.

Basın ve Halkla ilişkilere bakanların, kendilerini göstermek için, neredeyse kahvelerden adam toplayarak ‘gazeteci’ adı altında toplantılara götürüldüklerini anlatıyor.

Gazeteci kılığına girmiş kişiler!

Evet bunların sayısı arttı…

Özellikle yemekle toplantılarda hepsi boy gösteriyor.

Ama bunlar her yerde var İzmir’de de, İstanbul’da da Ankara’da da….

Bir de ‘gazeteci’ kılığına girmiş patron takımı var…

Onlar da belediyeleri ve devleti soymakla meşguller…

Havanın durumuna göre hareket ederler…

*- Tıka basa!

Yusuf Çınar oğlu Emre’den de söz etti…

O bile geçenlerde bir basın toplantısına giderken gönderilen aracın dolmuşu geçtiğinden söz etmiş…

Gönderilen minibüs 12 ya da 14 kişilik ama binenlerin sayısı 20’ye yakınmış…

‘Hadi beyler hanımlar bir kişi kaldı!’ diyerek itiş kakış, tipiş binmiş herkes…

Dönüşte Emre Çınar, Belediye Başkanı Sibel Uyar’a durumu anlatınca, ‘Olur mu hiç!’ diyerek hemen ikinci aracın tahsisini yapmış…

Yusuf bunu anlattıktan sonra, ‘Gerçek gazeteci olsun, beş kişi olsun!’ diyor…

*- Murat Demircan ayarlıyor

Aslında bu işi en iyi becerenler Ekonomi Muhabirleri….

Zaten birçok firmanın danışmanları da üyeleri…

Özellikle yemekli ve ikramlı toplantılara ismen çağırıyorlar…

Teyit alıyorlar ve davetsiz ya de görevsiz kişilerin aralarına katılmasını önlüyorlar.

Bu arada ben de bir not ilave edeyim:

Nedense davet sahibinin yanına oturan ya da onunla fotoğraf çektirme yarışına girenlerin hiçbirisinin mesleğe bir kuruş ya da bir satır katkıları yok…

Onlar sadece süs maymunu gibiler…

Şimdi asıl konuma geçmeden önce söyleyeyim:

Çeşme’de önemli bir otelin sahip ve yöneticisi Yusuf Çınar’a, ‘Biz İstanbullu gazetecilere ağırlıyoruz, İzmirliler neden gelmiyor?’ diye sormuş…

Bu arada Yusuf Çınar, nedense etkinlilerde de bu gazetecilerin hiçbirine rastlamadıkların çünkü onların iş değil tatil için geldiklerini de örnekleriyle anlattı.

*- Sağlığımızın garantisi: Yerli Malı kullanmak…

Şimdi moda söz;‘farkındalık yaratmak!’

Herkes farkındalık yaratma çabasında…

Böylece ürününü ya da fikrini rahatlıkla kabul ettiriyor.

Biz LÖSEV’i destekleyenlerdeniz…

Kısa adı LÖSEV olan, Lösemili Çocuklar Vakfı’nın etkinliklerini de mümkün olduğunca takip edip sizlere aktarmaya çalışıyoruz.

27 Nisan 2017 Çarşamba günü LÖSEV de, Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte Kansere Karşı Küresel eylem başlattı.

İlk söyledikleri şu:

‘Tanıdığınız insanları düşünün? Kaçı kansere yakalandı, kaçı daha bu hastalığa yakalanacak?’

Sağlık vatan gibidir, kıymeti kaybedilince anlaşılır!

Çok geç olmadan ve her şeyi kaybetmeden önlem almalıyız.

Önce LÖSEV çatısı altında toplanıp, sonra da beslenmememizi gözden geçirmeliyiz.

Sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşam tarzı ile kanser vakalarını üçte bir oranında engelleyebiliriz.

Bugünlerde kanserli çocuk yaşının bire indiğine söylersem şaırırsınız, değil mi?

Evet, Türkiye’de anne ve babalar ile çocukların sağlıklı beslenmemeleri bu sonucu doğuruyor.

*- Mutfak kültürü canlandırılmalı

Bunun için ne yapmalıyız?

Birincisi ithalattan ve ithal ürünleri yemekten vaz geçmeliyiz.

İkincisi mutlaka ve mutlaka evimizde mutfak kültürünü tekrar yaşama geçirmeliyiz.

Sağlıklı olmak için yerli malı kullanmalı ve tüketmeliyiz,

Uzmanlar söylüyor:

Gıda kontrolu ülkemizde yeterli şekilde yapılmıyor.

Ve yurt dışından gelen GDO’lu ürünler biz mahvediyor.

Sıkı durun şimdi bir rakam vereceğim:

Sigara ve sağlıksız beslenme nedeniyle ülkemizde her gün 440 insanımızı, yakınımızı, akrabamızı toprağa veriyoruz.

Sevenlerinden ayırıyoruz!

*- Çıkarları, beklentileri yok!

Arada ben de Gülseren E. Yeniçay da, ‘Apelasyon E. Dergisinden’ söz ediyoruz.

Burada yurdunu, insanını seven uzmanların makaleleri ve araştırmaları yer alıyor.

Hiçbir maddi çıkarları olmadan, beklentileri bulunmadan insanımızı aydınlatmaya çalışıyorlar.

23 Nisan’da özel bir sayı çıkardılar, geleceğimiz yani çocuklarımız için…

Başlık şöyle idi:

‘Çocuk Gözüyle Tarım!’

Sonunu kadar okudum…

‘İşte böyle olmalıyız!’ dedim…

Kutlamalar devem ederken ve konu çok önemli olduğu için Apelasyon E. Dergisi yöneticilerinden izin alarak sizinle paylaşmak istiyorum…

*- Hepimiz biliyoruz

Yazının girişi şöyle;

‘Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyetini kurarken geleceğimiz çocuklarımıza verdiği en güzel hediye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır.

Benim çocukluğumda yaşadığım o muhteşem 23 Nisanlardan aklımda kalan o heyecanı yaşayamayan günümüz çocuklarına da armağan olması dileğimle, oğluma da bir 23 Nisan sürprizi yapmak için kolları sıvadım.

Oğlumun sınıf öğretmeni Sayın Yeliz Bahar’ın da destekleri ile Sayın Emre Keykubat’ a bu yazıyı yazdırdık.’

*- Çocuk gözüyle tarım

Bir gün babam bana ‘Tarım ve Çocuk’ konulu bir yazı yazmamı söylediğinde babama ufo görmüş köylü gibi baktığımı hemen söyleyeyim.

Ben yahu ben; tarım ve doğa ile ilgili yazı yazacakmışım, bu yetmezmiş gibi üstüne bir de öğretmenimin olaya dahil olması (Yeliz Bahar) olayı benim yaşımda birinin hiç de istemediği bir duruma soktu.

Ayrıca anlamadıkları şey şuydu: 21. YY’ın tam da ortasına doğmuş bizlerin ilgi alanına giren teknoloji bizi toprak, tarım gibi kavramlardan uzaklaştırıyordu.

Baktığımız her yerde binalar, dinleneceğimiz AVM’ler vardı ve tablet kadar da eğlenceli bir konu değildi. İş başa düşmüştü bir kere o yazı yazılacaktı 🙂

Sonra biraz düşündüğümde, malum teknoloji çocuğuyum, aklıma oynadığım bir oyun geldi. Eminim oyunu birçoğunuz biliyorsunuzdur. Oyunun adı: ‘Simcity.’

*- Sadece oyunla olmaz!

Tarımla ilgili birçok şeyi sanal ortamda bu oyunda gerçekleştirebiliyordum.

Ürünler yetiştiriyordum, bu ürünleri süper paralara satabiliyordum.

O zaman tarımla ilgili şu an bildiğim en iyi şey ‘para kazanmaktı’ İyi işti doğrusu. 🙂 Fakat olay bu kadar basit değildi.

Bu işin gerçeğini bizzat gidip dokunup kendi gözlerimle görmeliydim. Babama; madem yazı yazmamı istiyorsun beni bir tarlaya ya da bir bahçeye götürmelisin, oradaki her şeyi görmeliyim dedim.

Babam da kabul etti.

Ve işte araştırmacı yazar Emre sahalara inmişti.

*- Fotoğrafları da var

Babam beni binlerce üzümün bulunduğu bir üzüm bağına getirdi.

Ancak üzüm bağı kupkuruydu.

Etrafta cadı saçına benzeyen dallar toprağa uzanıyordu.

Bu kupkuru cadı saçlarından üzümün nasıl çıkacağını merak ettim. Bağdaki çiftçilerle sohbet ettim.

Ama ağabeylerde çok ilginçti. Birinin kafasındaki şapkasının önü iyice aşağıya inmişti.

Boynundaki şalı döndürmüştü de döndürmüştü.

Ellerindeki eldivenle kocaman bir makası tutuyordu. Ayağındaki çizmelerin neredeyse içine girecektim. Neden böyle giyindiğini sordum. O da bu cadıyı prensese çevirmek için dedi ve başladılar önümde bir bir dalları kesmeye. Ben de boş durur muyum, bir makasta ben elime alarak onlara elimden geldiğince yardımcı oldum.

*- Kitapla olmaz, yerinde görmeliler

Bu bağlar ilkbaharda çiçek açacakmış!

Sonra üzüm oluşurmuş.

Yazın da o üzümleri kesip tekrar dalları budarlarmış.

Kışın kuru geçermiş ve ilkbaharda tekrar çiçekler açmaya başlarmış. Döngü buymuş.

Üzümler yıllarca yaşadığı ve bir kuruyup bir canlandığı için de çiftçiler üzüme ölümsüz bitki derlermiş.

Bunları öğrendikten sonra, onlardan yaz için yapılacak hasada gelmek için de sözü kopardım. 🙂

*- Veliler gibi eğitmenlere de iş düşüyor

Eve giderken kafamda, cadı saçlı bağların üstünde hayal ettiğim bir sürü üzüm tanesi dönüp duruyordu.

Bu çok heyecan verici bir deneyim olmuştu.

Sanırım bilgisayarlara ayırdığım zaman kadar bağlara da, doğaya da zaman ayırmalıydım.

Ben denedim!

Bence siz de kendi çocuklarınızı, babamın beni götürdüğü gibi sık sık doğaya götürmelisiniz!

Benim gibi bir tablet canavarı bile doğaya gitmekten, üzüm budamaktan nasıl delice keyif aldıysa arkadaşlarım da bundan çok keyif alacaktır.

*- Yerli malı sağlık demek

Aslında yazıdan bazı cümleleri alacak, bu arada uzmanların görüşlerini belirtecektim…

Öyle düşündüm…

Ama LÖSEV’in ‘Yerli Malı Kullanmalı’ panelinde; uzmanları dinleyince çocuğun ve beslenmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kavradım.

Tabii ki yediklerimiz ve yedirdikleri de aklımdan geçti.

27 Nisan 2017 Perşembe günü yerli üretim ve tüketimin tüm boyutlarıyla ele alındığı ‘Yerli Malı Yurdun Malı Herkes Onu Kullanmalı’ panelinde; gazeteci ve TV Yapımcısı Cem Seymen’in, Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis’in, Türk Yemek Uzmanı Sahrap Soysal, LÖSEV Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Üstün Ezer’in konuşmalarının her Türk insanının bilmesi gerektiğine inandım.

Meğer doğru diye ne kadar yanlış yapıyormuşuz!

Bize ilaçlı gıdaları nasıl yutturuyorlarmış…

Türkiye’deki işbirlilçilerin belli yerleri tutarak bizi nasıl kandırıyorlarmış…

Daha neler neler?

Üretici de perişan tüketici de:..

Bunların çoğu da yakın zamanda yanlış politikalar yüzünden meydana geliyor.

*- Hastalıkların önüne de geçebiliriz

Yerli Malı kullanarak kansere de hastalıklara da ‘dur’ diyebiliriz.

Bu gün ülkemizde yaşadığı yere en iyi uyum sağlamış, yerel ve doğal bitkileri tüketmek yerine milyarlarca lira karşılığı döviz ödenerek, dünyanın bir ucundan gıdalar getiriyor, her çeşit tüketim malı ithal ediliyor.

LÖSEV’in de dediği gibi; ülkemizde bulunmayan ürünler için küresel dünya kavramı karşısında değiliz ancak pek çok değerimizi yitirdiğimiz bu günlerde, çok da anlamını vurgulayamadığımız Yerli Malı kavramının tekrar gündeme gelmesinin önemine inanıyoruz…

*-

***-

DİP NOTU

Yeni yöneticilerini seçecek

İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nin 9. Olağan Genel Kurulu 30 Nisan 2017 Pazar günü Fuar İzmir’de gerçekleşecek.

1995 yılında kurulan İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği bugün 11000 üyesi ile İzmir’in dört bir tarafında tüm üyelerine kesintisiz hizmet veren Türkiye’nin en güçlü sivil toplum kuruluşu.

Türkiye’de birçok ilke imza atan Birlik,Soykütüğü ve Önsoy kütüğü faaliyetleri ve küpeleme işlemleriyle Büyükbaş hayvanların tamamının kayıt altına alınması için üstün çaba sarf ediyor.

İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği; Ükemizin 100 yıl aradan sonra yurtdışına düve ihracatında da önemli görevler üstlendi ve yurtdışına ilk ihracatı gerçekleştirdi.


Yaşar EYİCE
0532 781 95 18

E-Posta: yasar.eyice@gmail.com
ve yeyice@mynet.com
Twitter: @Yeyicee
Facebook: yasar.eyice.311

Bir cevap yazın