37 Okunma

CHP’de eski Başkan için ihraç talebi: İfadeye çağrıldı! KARATAŞ HABER AJANSI

Sosyal Medyada Paylaş

Selçuk Belediyesi eski Başkanı Ülgür’ün, görevde olan mevcut Başkan Sengel’e karşı sözlü ve fiziki saldırının görüntülerde yer alması sonrasında İl Yönetim Kurulu devreye girdi. İl Başkanlığı’ndan ileti aldığını ifade eden Ülgür, ihraç talebiyle disipline verildiğini ve ifadeye çağrıldığını açıkladı.
Selçuk Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Filiz Ceritoğlu Sengel’in 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında eski Belediye Başkanı Vefa Ülgür tarafından sözlü ve fiziki saldırıya maruz kalmasının görüntülerinin kamuoyuna yansıması sonrasında flaş bir gelişme yaşandı. CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel olay sonrasında ‘Gereken yapılacaktır’ minvalinde bir mesaj vermişti.

Selçuk Belediye Başkanı Sengel ise o süreçte Ülgür için uzaklaştırma kararı aldırmıştı. Gelinen süreçte Selçuk Belediyesi eski Başkanı Ülgür sosyal medyadan yaptığı açıklamada 26 Kasım Salı Günü kendisine ileti geldiğini ve ifadeye çağrıldığını söyledi. Ülgür, kendisi, kardeşi ve oğlunun tedbirli ve kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildiğini de aktardı.

İfadesini yazan Ülgür şunları söyledi:

“1984 yılında SHP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyeliğine seçilerek hukuken siyasi parti bağımı kurdum.
1992 yılında ilçe yönetim kurulu üyesi seçildim.
1994 yılında İzmir İl Genel Meclisi üyeliği görevini aldım.
Aynı dönemde CHP Selçuk İlçe Başkanlığı’nın boşalması üzerine yapılan kongrede İlçe Başkanlığı görevine getirildim.
1999 yılında CHP’nin barajın altında kalmasına rağmen arkadaşlarımın ve ilçe örgütünün başarılı çalışmaları ile Belediye Başkanlığı görevini üstlendim.
1999-2014 yılları arasında başarılı çalışmalar yaptık.
Yerel yönetim çıktıları konusunda halkın desteğini aldık ve çıktılarımızla ilgili hiç eleştirilmedik.
Ancak iktidar hastalığına yakalandık. 2014 yılında iktidar kavgası sebebi ile aslında seçimi az bir farkla almış olduğumuz halde sandıklara sahip çıkamadığımız için seçimi kaybettik. Elimizde seçim sonuçlarını değiştirecek mahkeme kararları vs. gibi bilgi ve belgeler olmasına rağmen o tarihteki YSK temsilcimiz ile Hukuk Ve Seçim İşleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Bülent Tezcan’ın yanlış yorumları yüzünden YSK itirazımızı reddetti ve seçimi iptal ettirmedik.
2017 yılı ilçe kongresinde İlçe Yönetim Kurulu üyesi olarak görev alıp 2018 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimini başarıyla tamamladık.
2018 seçimleri sonrası yönetim kurulumuz ve Selçuk ilçe örgütünün bütün organları, iki ret oyuna karşılık oy çokluğuyla olağanüstü kurultayın toplanması için imza vermemizi istedi.
Bundan sonra Genel Başkan Yardımcımız Bülent Tezcan ve Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Seyit Torun bizzat benden ilçe örgütünün verdiği imzayı geri aldırmamı istedi. Seyit Torun imza geri alınmaz ise 2019 yerel seçiminde aday olamayacağımı söyledi. Ama imzayı geri almadık.
Aday belirleme sürecinde ön seçim ve aday yoklaması, anket gibi taleplerimiz reddedildi. Bu aşamada tüm kapılar kurultay imzasına çıktı. Mevcut ilişkilerin bu durumda olduğunu gören İzmir İl Başkanı ve Sayın Milletvekili Murat Bakan başta olmak üzere bir grup Selçuk seçimlerini dizayn etti.
Aday yapılmadım. Genel Başkan Yardımcıları mevcut başkan adayına destek olmamı istedi. Hem Genel Başkana hem genel başkan yardımcılarına sekter davranmayacağımı, ancak toplumsal kefaletimin olmadığını ifade ettim.
Şu anki başkan hanım aday yapıldı.
Belediye başkan aday adayı olmak için aralarından ayrılmak zorunda kaldığım ilçe yönetimi, aralarında ortak çalışma kültürü olmadığı gerekçesi ile istifa etti ve Sayın adayın ve ekibinin önünü açtı. Ama bu da yetmedi.
Yine siyasi malzeme yapıldım. Adayın yakın çevresi günlerce bağımsız aday olacağım iddialarını kamuoyunun gündeminde tuttu.
Bir süre sonra İyi Parti’nin adayı olacağımı iddia ettiler.
Adaylık başvuru süresi sona erince de AKP’ye çalıştığım şeklinde gündem yaratıldı.
Seçim süreci hiç ilçe, ilçe sorunları ve niçin aday olundu konuları gündemde olmadan tamamlandı.
Sanıyorum adaylığına karşı çıkarak ve kamuoyu önünde, kendisinin yanında görünmeyerek büyük bir suç işlemiştim.
Suçum büyüktü ve hep birileri için tehdittim.
Genel Merkezle ilişkilerim zayıftı. Sayın Murat Bakan ve İl Başkanı Sayın Yücel de bu süreçteki tavrım yüzünden olumsuz yorumlar yapıyordu.
Sonra meşhur Şirince operasyonu patladı.
Kadına şiddet naraları arasında oğlum, kardeşim ve yakınlarım darp edildi.
Siz Sayın Bayan! Hiç çocuğunuzun darp edilişine şahitlik ettiniz mi? Hiç kimse dövülenlerin insan olduğunu, onların da anne ve baba olduğunu görmedi. Sayın bayan başkan üzerimde bir sökük görmüş, ilmeği yakalamış sökmeye çalışıyordu.
Hemen üst akıl devreye girdi. Üst akıl şunu biliyordu:
“Bir suç işleyecek ve suçlanmak istemiyorsan, yeteri kadar taraftarın olmalıydı.”
Gece saat 01.15 sıraları seçili görüntülerle algı operasyonu başlatıldı.
Yetmezdi, ertesi gün kınacılar devreye sokuldu, önce yandaşlardan başlandı. Diğerlerine de kamu gücü kullanılarak açıklamalar yaptırıldı.
Kınacıların hiç biri; “şiddet cinsiyet meselesi değil, bir karakter meselesidir” demedi ya da diyemedi.
Sabahın erken saatlerinde il başkanı hiç beni aramadan kamuoyuna “gereği yapılacak” diye beyanat verdi. Kamu gücü ve kaynakları kullanılarak bütün iletişim kanalları zorlandı.

Diğer yandan üst akıl, CNN, FOX TV gibi kanallar aracılığı ile genel merkez yöneticilerine algı operasyonunu tamamladı.

Artık yeterli çoğunlukları vardı.

Hemen bir grup avukat belediye binasında toplandı.
Değerlendirmeden sonra, eldeki verilerin olmayan şiddeti kanıtlayamayacakları sonucuna varmış olacaklar ki; Sayın bayan hastaneye gidemedim o yüzden elimle ilgili rapor alamadım ifadesine ilaveten bana orospu gibi bir şeyler söyledi diyerek şikayetçi olacaktı.

Yetmezdi. Savcılığa müracaat ederek benim ve çocuğumun can güvenliği yok diye uzaklaştırma kararı aldırdı.

Yamandı. Zeytinyağı gibi üste çıkmalıydı. Kişi kendinden biliyordu işi. Benim kadınlara karşı naif olduğumu ve çocukları çok sevdiğimi bilirdi. Ama oğlumu dövdürmüştü. “Başkana vuracaktı ama vurma diye işaret ettim” diyerek aslında korumasına oğlumu dövdürdüğünü anlatıyordu yakınlarına.

Sıra gelmişti altın vuruşa:

Seçim öncesi hep beraber şahsım için kara propaganda yürütenlerin bir kısmı, karşısındaki mavi listeye geçmişti. Hem mavi listeyi hazırlayanları hem de benim haddimi bildirecekti. Kendisi de hemen bir liste rengi buldu. Kırmızı. Ne de olsa partinin rengiydi. Belediyenin bütün gücünü kullanarak mavi listeyi yeneceğini düşündüğü için beni de o mavi listeyi hazırlayan olarak deklare ediyordu.

Ben ve arkadaşlarım sorun tespiti ve çözüm önerileri anlatarak politika yaparız. İki listenin de il başkan adayı aynı. Mücadele kimin kurultay delegesi olup genel merkeze yaranacağı yarışı. Bu iş de garantide gibi.

Altın vuruş.

26 kasım tarihi itibarı ile il başkanlığından bir ileti aldım. Başta ben, İzmir İl Gençlik Kurulu Yönetim Kurulu üyesi görünen oğlum ve kardeşim, tedbirli ve kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilmişiz ve ifadeye çağrılıyoruz.

Benim ifadem;

1978 Kahramanmaraş olaylarını kınamak için Selçuk Lisesi’nde bir gün derse girmeme eylemine liderlik etmek ile yapmakla başlar.

İki defa hapishane, feto operasyonları, tehditler, yüzlerce müfettiş baskısı onlarca mahkeme, şimdide parti oligarşisi ve sen Sayın Yücel.

Babanın kendi dönemine saygısı varsa senin adını değiştirsin.

Kamuoyu önünde ifademdir ” dedi.

Bir cevap yazın