Yaşasın; 33 yıllık mazisiyle, İçel Sanat Kulübü..BAHA AKINER

Toplandı İçel Sanat Kulübü üyeleri, Yine yeniden bir yürek buluşmasında, Genç yaşlı demeden coşkuyla; Sanata, güzelliklere âşık nice niceleri. Dile kolay! 33 yıldan beri yaptıkları gibi... Önce Atama ve silah arkadaşlarına; Gözler kapalı, özümseyerek saygı duruşu ve coşkuyla hep bir ağızdan İstiklal Marşı... Sonrasında; Nevit Kodallı'nın bestelediği, Fazıl Tütüner ile Orhan Özdemir'in Sözlerini yazdığı İçel Sanat Kulübü Marşı... "Toroslardan esinti, çiçek açar dallarda. Bir pınar Akdeniz'de İçel Sanat Kulübü... Biz Mersin dallarıyız güzel Mersinimizde. Biz sevgi bağlarıyız sanat kulübümüzde... Bilim, sanat ve doğa, sevgi, erdem, özgürlük; Uygarlık, çağdaşlıkta İçel Sanat Kulübü... Ezgisinde müziğin, dizesinde şiirin; Paletin renklerinde İçel Sanat Kulübü..." Ortak ya sevda: Konuştular sonra birer birer; Şimdiye kadar kulübümüz için neler yapıldı, Bundan sonra ne yapacaklar, ne edecekler... Fatih ağabeydi üstünde uzlaşılan cengaver başkan. Fatih ağabey topladı ekibini, "çalışmaktır" dedi zaman... Merak etme ağabey, merak etme Fatih başkan! Yürüdükçe yaklaşacağız aydınlıklara hep birlikte! Ürettikçe, çabaladıkça

*- ‘Kızıyorum. Çok kızıyorum…’ YAŞAR EYİCE

Dr. Uygar Özesmi, lafı dolandırmadan konuya giren ender isimlerden biri. Kurduğu ekibiyle, sorunu olanlarla ilgileniyor ve birçok kişinin sesi olmaya çalışıyor. Bıkmadan, sıkılmadan, hayvan hakları için, ilacına ulaşamayan çocuklar için, şiddete uğrayan kadınlar için, çevre için, öğrenciler için mücadele eden Dr. Uygar Bey gönderdiği son mektubuna ‘Kızıyorum, çok kızıyorum!’ diyerek sorunlarını ve halkın bazı konularda ilgisizliğine değiniyor. Son cümlesi bana, dolayısıyla herkese, şöyle diyerek mektubunu noktalıyor; ‘Türkiye’de varlığımızı sürdürebilmemiz için… Yani mücadeleye devam etmek için sana ihtiyacımız var!’ Ben de ekliyorum; Hepimizin birbirine ihtiyacı var, hem madden hem de manen! Ama öncelikle güven lazım… *-  DİNİ ALET EDENLERE Geçenlerde kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in 43’üncü suresinden söz etmiş birkaç ayeti yazmıştım. Önemle ve dikkatle okuduğum üçüncü ayette yaratıcı şöyle diyor: ‘Biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık!’ Beşinci ayet de çok

Çağdaş Türk Şiirinin Öncü Şairi ; ÖZDEMİR ASAF / ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU

 Şiiri şöyle tarif eder o; "Şiir ilkin bir ana sesleniştir. Kelimelerle uzanıştır. O anın içinde, o anla birlikte zamana katılır. Ya kaybolur, ya kalır..." "Yuvarlağın Köşeleri" isimli deyişler kitabında da bir başka şiir tanımı şöyledir; "Kaptanlar limanlara, askerler siperlere sığınırlar gerekince. Aydınlar şiire...” **** Onu da, "Dilimizin dönmediği hislerimizin tercümanı"... "Zarif ve duygu dolu şiirlerin şairi" olarak tarif eder şiirseverler. Özdemir Asaf'a göre "Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur.." "Sözcüklerle yüreklere dokunan adam" da derler Asaf'a... ”Baharda kışı, kışın da baharı özler insan.  Ne uzaksa onu özler.  Kavuşmak şart mı?  Boşver!  Bazı şeyler yokken güzel. ”dizelerinde olduğu gibi. **** Bazen sorar Özdemir Asaf; "Gelmeyecek bir gideni, Olmayacak bir nedeni Beklediniz mi?" Ya da; "Çokça yağmur yağsa, temizlenir mi şu kirli dünya?” Günümüze de çok uyan; "İnsansız adalet olmaz Adaletsiz insan olur mu? Olur, olmaz olur mu? Ama olmaz olsun!.." Bütün kırılganlığıyla yazdığı;  "Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı

UĞUR ‘SUZLUK… / OKAN YÜKSEL

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun otomobiline bomba konarak gerçekleştirilen bir suikast sonucu öldürülmesinin üzerinden tam otuz yıl geçti.24 Ocak 1993 tarihinde meydana gelen olay sonrasında, devlet yöneticileri, karanlık güçler tarafından sonsuzluğa gönderilen Kalpaksız Kuvva-i Milliyeci Uğur Mumcu’nun katillerinin bulunmasının “Devletin namus borcu” olduğunu söylediler. Cinayetlerin, yolsuzlukların, hırsızların, kaçakçıların, yeni mandacıların, toplum ve yurt sevgisini unutanların üzerine korkusuzca giden ve Türk basınında araştırmacı gazeteciliğin simgesi olan Uğur Mumcu’nun katillerinin bulunması konusunda devletin tüm olanaklarının seferber edilebileceğini söylediler.Devrimci namusu, yılmaz kalemi ve hukukçu dürüstlüğü ile birçok olayın üzerindeki sis perdesini kaldıran Uğur Mumcu’nun katillerinin bulunması için “bu bizim namus borcumuzdur”, “onur borcumuzdur” diyen yetkililere bıkmadan usanmadan sormamız gerekiyor.“Namusunuz, onurunuz nerede?”Ölümünden bir yıl sonra “sönmeyen mum”u yazan Bekir Coşkun’a göre Mumcu’nun katillerini yakalamak zordur."Çünkü; Ne

Ben de bir Selanik göçmeniyim dostlar / BAHA AKINER

Ben de bir Selanik göçmeniyim dostlar. Atalarımdan, ülkemiz için yaptıklarından, ülkemize kattıklarından ve bir mübadil çocuğu olmaktan da gurur duyuyorum... Selanik - Serez 1888 doğumlu ismini aldığım terzi Sadık dedemin babası Saka Mahmut... Evet, Mahmut dedem bir saka. Yani sucu, su temin eden. Öyle meslek mi olur demeyin lütfen, olur. Hele ki kurtuluş mücadelesi verirken, savaşlarda önemli mesleklerden. Pardon meslek mi dedim. Meslek kimin umurunda? Yapılacaksa yapılacak! Söz konusu vatan, gerisi tefferruat... Saka Mahmut demiştim. Hani dedemin babası. ATATÜRK'ten 7 yaş küçük, mahallesinden kardeşi. Tanıdığı, sevdiği. Hep yanında Atasına bağlı, Atasına hizmet etmeye gönül vermiş, Atasına su temin ettiği... Yaşanmışlıklar, yarım kalmışlıklarla dolu; her mübadil çocuğu gibi bizim de gurur duyduğumuz, yüreğimizi burkan, coşku ile büyüklerimizden dinleyip çevremizdekilere anlattığımız hikâyemiz çok efenim. Rahmetli Sadık

YALANAN AYAKLAR İÇİNDEN SU İÇİLEN AYAKKABILAR / ÜNAL TÜMİN

Peygamberimiz şöyle buyurmuş: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Bu mealdeki hadisin ifadesi, bütün annelerin cennete gideceği anlamına gelmez. Burada annelerden çok, evlatların annelerine karşı göstermeleri gereken saygıya işaret edilmektedir. Bu anlamda, Allah’ın emirlerine aykırı olmadığı sürece bütün annelere itaat etmek, saygı göstermek, cennetin önemli anahtarıdır ve bu anlamda cennet bütün annelerin ayakları altındadır. Yani, Allah “Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik.” diye buyurmuş… * * * Tabii ki “ayaklar” dini ve günlük hayatımızın her alanında ön planda  ve de kıymetlidir… Nedense akılsız başın cezasını ayaklar çeker! Yeter ki, “ayaklar baş, başlar ayak” olmasın… Maalesef günümüzde bu sözün aksi ile de karşılaşmıyor muyuz? Günümüzün en popüler sporu olarak gösterilen futbol, İngilizce de football “ayak topu” anlamına geliyor… Gördüğümüz kadarı ile başta siyaset olmak üzere, her alanda birbirimize öyle

*- ÖNCELİK ‘ADALETE’ VERİLMELİ    / YAŞAR EYİCE                                                     

Son dönemeçte, yani 30 Ocak Pazartesi günü ‘Tarihi Mutabakat’ açıklanacak… 6 liderin oluşturduğu ‘Millet ittifakı’ toplanacak ve iktidara geldiklerinde neler yapacaklarını açıklayacaklar. Sağlıktan tutun da, aklınıza ne gelirse konular tek tek ele alındığı için çözüm yolları belirtilecek. Arada çatlak sesler olmadı mı? Oldu tabii! Örneğin ‘İyi Parti’de bir Cihan Paçacı vardı, kendini öne çıkarmaya çalışan biriydi. Buna ‘Yol kazası’ diyen de var… MHP’den istifa eden sonra kendine İYİ Parti’de Meral Akşener’in yanında olan ve medyatik bir kişi olduğu için kendini öne çıkarmaya meraklı Cihan Paçacı’nın ağzından çıkanı duymadığı için istifa etmesini, daha doğrusu ettirilmesini normal karşılıyorum. Çünkü 6’lı masa her şeye rağmen bugüne kadar önlerine çıkarılan tüm engelleri, söylentileri, tuzakları aştı bugünlere gelindi. Son saniyelerde, kara görünmüşken, maç kazanılacakken, bazılarının ‘şike’ olarak adlandırdığı bir harekete girmesi herhalde güzel, etik

*- PARTİLERİ ve PARTİLİLERİ İLGİLENDİRİYOR / YAŞAR EYİCE

Büyük olasılıkla ‘seçim’ 14 Mayıs’ta yapılacak… AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu teklifine birçok parti başkanı ve siyasetçi ‘olumlu’ bakıyor. Ama ‘olumsuz’ yanlarını dikkate alanlar da az değil… İşin ilginç yanı, ‘İktidar’ da, ‘muhalefet’ de, bir sloganı birlikte kullanıyor; Yani ortak, birleşilen, ayrışmayan slogan şu: ‘Yeter söz milletin!’ Evet hep öyle olmuş ve bugünlere gelmiştir, normal şartlarda… Hile, aldatmaca olmuş mudur? Bu soruyu şöyle yanıtlayabilirim; ‘İtirazlar, söylemler, yazılıp çizilenler olmuştur. Ama sonucu değiştirmemiştir.’ ‘Anlayana saz, anlamayana davul zurna az!’ diye yorumda bulunanlar da olmuştur… Genelde, ‘Hakemin kararı değişmez!’ diyenler ama şunu unutuyorlar, ‘Zamanımızda hakimin de hakemin de kararı değişebiliyor. Örnekleri ortada…’ ‘Yeter söz milletindir’ de olduğu gibi bu slogan da ‘Çok yıllar önce hakem kurslarında eğitmenler tarafından örnek olarak gösterilir, ‘Çok dikkatli olmanız gerekiyor!’ denirdi… Neydi o tümleç; ‘Hakimin kararı değişir,

Yeni yüzyılın kampanyası / ŞEBNEM BURSALI

Demokrasi için seçimler bir şölen gibidir. Ve bu şölene yakışır bir kampanya hem ülkelerin gelişmişlik düzeyini hem de partilerin başarısını gösterir. Başkan Erdoğan, seçim için en uygun tarihin 14 Mayıs olduğunu açıkladı. Bu tarih için Meclis'in karar almasından memnuniyet duyacaklarını belirten Erdoğan, olmazsa 10 Mart'ta kendisinin adım atacağını söyledi. Bu tarihin ardından 15 gün içinde partilerin milletvekili aday belirleme süreci tamamlandıktan sonra da seçim kampanyaları resmen başlar. Cumhur İttifakı için aylar değil, yıllar öncesinden belli olan cumhurbaşkanı adayı, Millet İttifakı için her gün daha karmaşık bir hâl aldığından epey bir süre daha çözülemeyecek anlaşılan. Pazartesi günü çok özel bir ziyaretim oldu. Yaş ortalaması 40 olan işinde uzman 40 kişinin aylardır harıl harıl çalıştığı AK Partinin seçim karargahını ziyaret ettim. Normal şartlarda

Hiç unutmam, dündü… BAHA AKINER

Hiç unutmam, dündü... Tece'den bindim yine Vahap Bey'in 10 numara 5 yıldız limon otobüsüne... Üniversite, iki iki buçuk üç dört beş filan çevre yolu dolanmadan; çarşı... Her zaman yaptığım gibi oflar puflar ve ters ters pis pis yandan bakışlar arasında, yara yara en arkaya ilerledim. Oturdum kimsenin itibar etmediği en arkadaki dar 3'lü koltuğun pencere kenarına. Arka kapının önündeki tekli koltuğa oturan yörük amcam bana, ben yörük amcama karşı... Mezitli bankalar durağı civarında; ellerinde, boynunda bi dünya poşet, çanta, çıfıtçı çarşısından çıkmış gelmiş gibi, hafif nemrut suratlı bir teyze geldi yanıma oturdu... Pencere ve motor kenarı dolu. Tek boş olan yere, üçlünün ortasına... Tam olarak kucağında da sayılmaz ama pençelerini geçirmiş gibi yapışmış teyzenin üstüne 3-4 yaşlarında tatlı da bir çocuğu... Çocuğun gözler fildir fildir, masmavi.