10 Okunma

Bu mektup çok şey anlatıyor YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

 Gıda fiyatları dünyada düşüyor, ya bizde?

*-  Palm yağı ellerinde kaldı, iyi oldu!

*-  Tefeciler halkı ezmeyi sürdürüyor!

*- Şimdi İdil Bilet zamanı…

Her yol Roma’ya çıkar, diye bir söz var.

Son yıllarda neredeyse her haber de Roma’dan çıkıyor.

Az önce Birlemiş Milletler Gıda ve Tarım örgütü bir açıklama yaptı.

Buna göre; Uluslararası gıda emtiası fiyatları Ekim’de önemli oranda gerileyerek Mayıs’tan beri izlenen en düşük seviyede gerçekleşti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan açıklamaya göre, gerileme eğiliminin temelinde süt ürünleri, et ve bitkisel yağ fiyatlarında görülen düşüşün şeker fiyatlarında izlenen hızlı artışın etkisini ortadan kaldıran boyutlara varması yatıyor.

Yani tüm dünyada iniş, bizde çıkış var…

FAO’nun Et Fiyat Endeksi’nde Eylül’e göre yüzde 2 düşüş izlenirken küçükbaş, domuz, büyükbaş ve tavuk eti fiyatlarının tümünde gerileme kaydedildi.

Domuzu geçelim, bizde gerileme oluyor mu?

Ama bu arada güzel bir haber vereyim.

Düşüş eğilimindeki hızlanma çoğunlukla palm yağına yönelik küresel ithalat talebinin durağan seyrinden ve önde gelen palm yağı ithalatçısı ülkelerdeki envanter büyümesinden kaynaklanıyor.

Ellerinde kalır inşallah!

*-  Kökleri kazınamadı!

İçimden geldi ‘bir kez daha hatırlatayım!’, dedim.

Atatürk’ün İsmet İnönü’ye yazdığı mektuptan söz ediyorum:

Yakın zamanda, altı yıldır, 30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, ilk Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı mektup çeşitli şartlarda bazı yazarlar tarafından gündeme getiriliyor.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla TBMM 1 Kasım 1922’de ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümranının mümessili hakikisi olduğuna dair’ adlı kararnamesi ile saltanat kaldırılmış; Osmanlı İmparatorluğu’nun hükmü sona ermişti.

İşte o günden bu yana kuyruk acısı olanlar her fırsatta kara yüzlerini bir şekilde gösterdiler.

24 Temmuz 1923 günü Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.

Meclis, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmış; 3 Ekim’de Ankara başkent ilan edilmişti.

Bu dönemde Mustafa Kemal, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı.

Cumhuriyet ilan edildi; hükümet bunalımları sona erdi

Artık saltanatın olmadığı 1 Kasım 1922’den sonra ülke, meclis tarafından yönetilmekteydi.

Bu da yıllarca bazılarına battı…

Bu cümlemin yanlış anlaşılmaması için biraz açayım:

Bakanların o dönemde meclis tarafından seçilmesi uyumsuz kişilerin bir araya gelmesine ve bakanlıklar arasında uzun tartışmalara yol açıyordu.

Hükumet bunalımlarının yaşandığı bu dönemlerde takvimlerden, 28 Ekim 1923 günü Gazi Mustafa Kemal o ünlü cümleyi söyledi:

‘Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!’ dedi.

Burayı kadar her şeyi biliyoruz, zaten hafta başında bilgilerimizi yeniledik.

Ve 30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı İsmet İnönü’ne şöyle yazdı:

‘Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.’

Mektuptan uzun uzun söz etmeyeceğim…

Sadece bir iki cümlesini paylaşacağım;

‘…Her yerde tefeciler halkı eziyor!’

İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı…’

Gazi Mustafa Kemal’in ne kadar vizyon sahibi olduğunu, hatta SSCB’nin yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bile dağılacağını sadece kendisi görmüş ve belirtmişti.

Şimdi Cumhurbaşkanı da , bakanlar da açık ve net bir şekilde nasıl toplu hücumla karşı karşıya kaldığımızı belirtiyorlar.

Ve hepimizin birleştiği bir nokta var, o da, ‘tefecilerin, Osmanlı döneminde olduğu gibi yine ortaya çıkmaları…

Yani bu tipler her zaman Arap ya da sözde Osmanlı hayranı olmuşlardır.

Parasının hesabı olmayanlar hiçbir zaman Kemalist olmamıştır, olmazlar da…

Çünkü bunlar ve ağababalari ile mücadeleyi Mustafa Kemal ile İsmet İnönü başlatmış ve sürdürmüştür.

Sonradan görmeleri, ya da her devirde bir şekilde mantar gibi ortaya çıkan, ganimet zenginleridir bunlar.

Ve bir şekilde, gerek kendileri, gerekse oğulları, gelinleri, kızları da mutlaka ve mutlaka bir yerlere, odalara, derneklere şuralara buralara yerleştirilir.

Daima güçlü gördükleri yandan olurlar ama bunu kapalı kapılar ardında ya da el altından destek sağlayıp, büyük bağışlar yaparak kendilerini garanti altına almaya çalışırlar.

Yani nasıl Gazi Mustafa Kemal, ilk başbakan İsmet İnönü’ye ‘Bizi yine büyük bir savaş bekliyor’ dediği noktaya 95 yıl sonra gelmiş durumdayız.

Büyük devletlerin bizim sefil durumumuza bakarak pes edeceğimizi sandıkları günlerde olduğu gibi şimdi yine hayal peşindeler.

‘Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz’ bu durum yıllar önce vardı, şimdi yine hortladı…

Atamızın belirttiği gibi; ‘Yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.’

Bu günlere, ana kadar bu ideali koruyarak geldik.

Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız.

Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız.

Yoksul ve esir ülkelere de örnek olacağız.

Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.’

Bu cümleler de Mustafa Kemal’den, yani ben iletiyorum, o kadar…

Büyük Devlet Adamı İsmet İnönü’ye Cumhuriyetin ilk günü yazdığı mektup şöyle bitiyor:

‘Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!’

Tarih 30 Ekim 1923…

Tarih şimdi 30 Ekim 2018…

Acaba önemli bir değişiklik fark var mı?

O zaman da ‘karaborsacılar, tefeciler’ vardı, şimdi de bu sülükler var…

***-

GÜNCEL

*- 3 Kasım İdil Biret Konseri

İzmir’de hayata geçirilen ‘Her Nota Bir Umut’ projesi kapsamında, Ünlü piyanist İdil Biret 3 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’de Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde konser verecek.

*-

Bir cevap yazın