Buradasınız
Anasayfa > Genel > *- BİRAZ DA KENDİMDEN… / YAŞAR EYİCE

*- BİRAZ DA KENDİMDEN… / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İstanbul’un önemli ve eski gazetelerinden ‘Bizim Anadolu’nun usta gazetecisi Cemal Bilge, başyazarlara ait 3. Sayfada boydan boya, benim ve dostlarım için çok ama çok önemli bir yazıyı kaleme almış.

‘Bizim Anadolu’ gazetesi benim gençliğimde de çok önemli bir gazete idi.

Yıllar herkesi, hepimizi eskitti, daha doğrusu yaş aldırdı ama zaman zaman yorum ve haberlerinden yararlandığım gerek Bizim Anadolu gerekse Usta Gazeteci Cemal Bilge ‘ilk günkü’ gibi yine dimdik, her türlü sıkıntıya rağmen okuyucusuyla buluşmayı, doğru dürüst ve duyarlı bir şekilde sürdürüyor.

*- HASAN PULUR ve YAŞAR EYİCE

Cemal Bilge, köşe yazısına şöyle başlık atmış;

‘Bir Hasan Pulur tanırım bir de Yaşar Eyice…’

Lafı uzatmadan, başyazıdan aldığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum;

Söz İstanbul’un,  daha doğrusu Türkiye’nin usta ve düzgün gazetecilerinden, benim gibi mahkemelerden başını kaldıramayan Cemal Bilge’de;

‘İzmir’in tartışmasız en güzel düşünen beyni, en güzel hisseden yüreği, hayatı en güzelinden yaşayan ruhudur Yaşar Eyice.

Tartışmasız o şehrin en keyifle okunan gazetecisidir ve okurlarının okurken her satırından zevk aldığı olağanüstü bir lezzettir kendileri.

Salt İzmir’e ve İzmirliye özgü değildir Yaşar Eyice. Sadece bu şehir ve bu şehirde yaşayanlar okumaz O’nu. Bakın ben bir ayağı İstanbul, diğer bir ayağı Tekirdağ olan hayranlarındanımdır Yaşar Eyice’nin.

*-  GÖKLERE UÇURDU

Ele aldığı her konu müzik kadar tatlıdır ve benim ruhuma hitap eder. Yazılarının damağımda bıraktığı tatların ise artık sayısı belli değildir duayen abimin.

Türk medya dünyasında yazılarını okuduğum insan sayısı azdır benim. Gazetelerin gazete olduğu, çalışanlarının gazetecilik yaptığı yıllarda, başka bir deyimle ifade etmem gerekirse ‘Fi’ tarihinde rahmetli Hasan Pulur’u okurdum. O yazıyor diye alırdım makalesinin yayınlandığı gazeteleri.

Hasan abi’yi okuduktan sonra bir gazeteci kardeşi olarak güne donanımlı başlardım.

O’nu okumak yeterdi bana.

Her güne Pulur’un köşesinde yazdığı birbirinden güzel yazılarla hazırlanır, gün içinde de muhabir arkadaşların canını acıtacak haberleri patlatırdım peş peşe.

*- DOST DEDİĞİNİZ

Meslektaşlarım hepsi arkadaşımdı ama asla dost etmezdim onları kendime.

Herkes ait olduğu kalıpta kalsın, bana ait sınırdan içeriye girsinler istemezdim.

Ben sevmem dostluğu. Arkadaşlık ideal kalıptır benim hayatımda.

Onun ötesine geçirmem kimseyi.

Geçmeye teşebbüs edenleri de bir güzel fırlatır atarım hayatımdan. Çünkü dostluk tehlikesidir arkadaşlığın.

Dost dediğin yarım düşmandır insan hayatında.

Kazığı düşmandan değil dosttan yer insan.

Bilmem anlatabildim mi?

*- GAZETECİLİK BİTTİ

Gazetecilik gazetecilik olmaktan çıkıp borazancılıkla yer değiştirdiğinden itibaren, ne sağ’dan ne sol’dan gazeteler yok benim hayatımda.

İhtiyacım olan bilgiyi yurt dışı gazete ve televizyonlarından alırım. Türkiye’de beni inandıracak bir gazete ve bir televizyon yok 20 yıldır. Başkalarının da dümen suyuna gitmeyeceğime göre seçiciliğim had safhadadır.

Benzemez hiç kimseninkine….

Amaaaaaaa…

*- HENÜZ YÜZ YÜZE GELMEDİK

Rahmetli olduğu gün en çok üzülenlerdendim Hasan Pulur’un vefatına. Kahrolmuştum ustanın ölümüne.

Elimden ayağımdan bir tanesi eksilmiş gibi hissetmiştim kendimi.

Taki, bir vesileyle İzmir’e yerleşip Ege medyasında Yaşar Eyice ismine rastlayıp, yazılarını okuyana kadar…

*- BEN DE HASAN PULUR’UN HASTASIYDIM, KİTAPLARI HALA VAR

Aman Tanrı’m…

Okuduğum Yaşar Eyice imzalı Hasan Pulur yazılarıydı sanki.

İki ustanın beyni, iki duayenin kalbi bu kadar mı birbirinin aynısı olur? Oluyormuş demek ki.

Eyice’yi ve yazılarını okumaya başladıktan sonra hayatım, Yaşar abi ve yazılarıyla bambaşka bir keyfe dön üştü.

Bugün onca yoğun işimin arasında internette gezinirken kıymetli abimin bir süre önce hakkımda yazdığı harika bir yazısını bir kez daha okudum.

Eğer Ege’nin devinin gönlünde böyle bir yer edinmişsem bu benim bugüne kadar aldığım tüm ödüllerin Oscar’ıdır.

Üstadımın yazdıklarını ancak böyle tanımlayabilirim.

Şimdi siz sevgili okurlarımla  Ege’nin olduğu kadar Basın camiamızında harikulade ismi Yaşar abi’min benimle ilgili bir makalesinde yazdığı küçük ama fevkaladenin fevkinde büyük adlettiğim bir bölümü paylaşacağım….’

*- YİNE UNUTAMIYORUM

Sevgili okuyucularım, değerli arkadaşlarım;

Bugüne kadar hiç ama hiç kimseye yazdığım yazıyı göndermedim.

Belki 50 yılı aşkın süre içinde bir iki tane nazar boncukluk olmuştur.

Bornovalı Sezgin Can’ın bir gün beni şikâyet edenlere, ‘Yaşar Eyice hata yapmaz ve kimse aleyhine konuşmaz, yazmaz. Yazdıysa, söylediyse mutlak bir bildiği vardır.’ Diyerek yokluğumda beni böyle savunmuştu,

Cemal Bilge’nin ‘dost’ diye adlandırdığım kişilere karşı…

Ben methiyeyi hep okuyucularımdan aldım…

İşte geçenlerde, belki de ilk kez bir günlük yazımı okuyan Erol Altınmekik şu notu göndermiş;

‘Üstad merhaba, bir bahane ile yazışma olanağı bulduk, hayırlara vesile olsun.

Yazının tümü için bir yorum yapmayacağım, tek kelime ile harika, tek kelime ile ilk iki bölümü izin verirseniz paylaşmak istiyorum, Allah’ın emri Peygamberin kavliyle, son bölüm için de garantili.

Teşekkürler.

obsiyon.’

Kendisine teşekkür ettim, paylaşmak ve gerek internet sitelerinde gerekse medya kuruluşlarında gazetelerinde yazılarımı kullanmak isteyenlere de ‘Teşekkür’ ederek, ‘Siz bilirsiniz!’ mesajını yazıyorum.

Bu arada derdini açanların, benimle paylaşanların, yetkililere aracı olacağımı düşünenlerin sayıları da az değil..

Bu yazıyı yazarken fark ettim, üretici Ahmet Şen 7 Temmuz’da dileğini ve şikayetini göndermiş.

Şimdi duyururken, kendisinden özür diliyorum:

Ahmet Şen şöyle demiş Temmuz ayının ilk haftasında;

‘Hyr sabahlar hocam!

Ekini biçtirdik, satacak yer bulamadık!

TMO randevu alamadık, kimse almıyor…

Rica minnetle iyi fiyata verdik 5500!

Masrafımız dahi çıkmadı.

Devletin açıkladığı fiyata, kimse almıyor.

Silolar Ukrayna ve Rusya’dan dolmuş.

Oradan gelen buğday ucuz, biz pahalı üretiyoruz malum ekonomiden…

Selamlar.’

*- 6 DİLDE EKMEK SATIŞI

Değerli Dost, Namık Kemal Lisesi ve Ege Üniversitesi ile Bornova’dan ve spordan tanıdığım, Alim Güngör geçenlerde, sosyal medyada beni öven, taçlandıran, öyle güzel sözler yazdı ki, beni usta Gazeteci Cemal Bilge gibi gerçekten yüzümü utançtan kızartan yorum yapmış.

İzni olmadan sizinle paylaşamam..

Çünkü İzmir’in önemli simalarından olan Alim Güngör, benim gibi birçok gazetecinin de yakından ve dost bildiği, güvenilir bir isim…

En iyisi mi yazımı şu görüntülü haber ile noktalayayım:

‘Bir zamanlar İstanbul-Ortaköy’de 6 dilde ekmek satışı yapan fırınlar varmış. …

Soldan sağa; Ermenice, İbranice, İngilizce, Türkçe, Rumca ve Rusça….

Fotoğraf Amerikalı kaşif gazeteci Frank G. Carpenter tarafından Haziran 1922’de çekilmiş…

İyi mi?

Bakalım bu konuda yorum yapan çıkacak mı?

Şimdi Ortaköy’de kumpir ve midyeciler var…

30 YIL YANINDA ÇALIŞTIĞIM PATRONLARIMDAN DİNÇ BİLGİN, ‘TEVAZU EŞEKTE OLUR!’ DEMİŞTİ…

O SÖZLERİ DE AKLIMA GELİNCE, USTA GAZETECİ CEMAL BİLGE’NİN İSTANBUL’UN KÖKLÜ GAZETELERİNDEN ‘BİZİM ANADOLU’DA YAZDIĞI BU KÖŞE YAZISINI PAYLAŞTIM…

Ylşar EYİCE
Faceb  yasar.ey

Bir yanıt yazın

Top