41 Okunma

Beni bulmak için…. YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*- Lafların değiştirilmesi ya da başka türlü algılanmasını kabul edemem

*- Herkes görevini yapmalı… İlk gün de, emekli olacağı son gün de…

*- İnsanlar ‘iyi kötü’ diye ayrılmaz… İşini yapan veya yapmayanlar diye ayrılır.

*-

Bugün sizi yine kendimle ilgili meşgul edeceğim için öncelikle özür diliyorum.

Genelde hiç fark etmem, hatta bir yıl sonra gördüklerim olduğunu de söylesem yanlış olmaz…

Lehte ya da aleyhte her yazıya ‘değer verdiğim’ için yayınlarım…

Yanlışlarım olmaz mı?

Olur tabi!

Aldatılmam olmaz mı?

Olur, tabi!

Geçenlerde, Haluk Narbay Bey’in ‘arkadaşlıklarla’ ilgili mesajından esinlenerek, ‘Ben genelde herkesin arkadaşlık önerisini kabul ediyorum, zaman zaman büyük yanılgıya düştüğümü görüyorum!’ dedim.

Hemen herkesin başına ‘tuhaf’ diyeceğim olaylar geliyor.

Bunları neden yazdım…

Ortalama hemen her gün 3 ile 5 kişi arkadaşlık teklim ediyor.

Ve şunu da ilave edeyim, yanlışlıkla olmadıktan sonra ben hiç kimseye kesinlikle arkadaşlık teklif etmiyorum…

Bunlar uzun anlatılacak konulalar eksisi ve artısı ile…

Neyse bana gönderilen mesaji öncelikle paylaşayım, bu satırları neden yazdığımın önemi ortaya çıkar…

*-

‘Duydum şok oldum…

‘Sizi haber yapıp rezil edeceğim’ diye Başkanlık girişinde avazı çıktığı kadar bağıran beyefendi siz değil miydiniz?

Kusura bakmayın;

Hiçbir başkanı ya da sıfatı ne olursa olsun, bir vatandaşın tarafını tutmadan, siz 70 yaşını aşykın, uzaktan bakınca gayet görgülü olduğunu düşündüğüm  Yaşar Bey, ‘talimatlar üzerine orada çalışan insanlara bağırmak çağırmak hiç yakışmıyor.

Şunu da ekleyeyim:

Hasbel kader Başkan orada olsaydı ve karşınızda belirseydi, siz bile kendi tavrınızdan utanırdınız.

Elinizde bulunan basın kartını görev amaçlı kullanmanız saygıyı hak ediyor.

Ancak bu size saygısızlık yapma hakkını, hatta insanları azarlama hakkını vermiyor.

NOT: Kapıdaki cicili bicili dediğiniz ve sizin bağırıp çağırmalarınızdan sonra ağlayarak dönen o kadının o işteki ilk günüydü.

Haliyle bilip bilmeden bağırdınız ama o, ona ne denmişse onu yapıyor.

Ve, imtiyaz kullanacak kadar tecrübe sahibi olamamış bir personeldi.

Bence size yakışan bir daha yolunuz o binaya düştüğünde gidip bir özür dileyen…

Bir kardeşiniz olarak size naçizane tavsiyemdir.

Size insanlar kişiliğinizden dolaya saygı duyar.

Ve bence bu sizi çok mutlu edecektir.’

Ve yazının devamı bir başka paragrafta, yan son bölümde şöyle anlatılmış:

*-

Bu arada gerçekten size ulaşmanın başka bir yolunu bilmediğim için buradan yazdım.

Lütfen saygısızlık olarak algılamayın…

Sadece bu yüzden daha önce üye olmadığım bu platforma üye oldum.

Size durumu bildirdim.

Ve şimdi üyeliği iptal ediyorum.

İyi ve başarılı günler dilerim…’

*-

Sayın Mehmet Hijo’yu tanımıyorum…

Fotoğrafını görürsem belki anımsarım…

Çünkü isminin yanında fotoğrafı yok ve de bir toprak ile bir bisikletin ön tekerleği görüntü olarak var.

Ama zamanını harcadığı için yine de kendisine saygı duyuyorum.

Birincisi;

Ben yaşamımda hiç kimseye, ‘Seni rezil ederim’ demedim.

Kendimi her zaman ‘vatandaş’ olarak tanıtırım…

Çünkü tecrübem ile sabittir,

‘Gazeteciyim!’ dediğinizde, en basitinden tüm çalışanların kendilerini müdafaları şöyle olur, ‘Seni sürerim diyerek beni tehdit etti!’

Bu ve benzeri lafları bırakın bizler hakimler bile duyunca gülümser hale geldi.

Gerçek hiçbir muhabir bunu söylemez.

Bunu ve benzerini söyleyerek tehdit mekanizmasını çalıştıranlar kusur bakmayın bizden değildir ya da kaşarlanmış denilen tiplerdir.

Kayıtlarda mutlaka vardır…

53 yıllık meslek tarihimde bana kart soran sayısı çok nadirdir.

Anımsadığım kadarıyla ilk kez 1977 yılında Yatağan kaymakamı, yerel muhabirle gittiğimiz halde, ‘Kartınızı görebilir miyim?’ diye sormuştu…

Sonra ahbap olduk ve bana makam aracını tahsis ederek, yollarda perişan olmayayım diyerek, Bodrum Halikarnas’a kadar göndermişti.

Tabii ki valilik izni ile…

*-

Olayın öncesi var:

ESHOT  yada ULAŞTIRMA müdürlüğüne bağlı bir memur, ‘Salla!’ diyerek, 65 yaş kartlarını yapmamış, müdürü ile görüşmek istediğimde, ‘Yok!’ demiş.. ve belirttiğim gibi, yan binaya göndermişti…

O sıcakta halimi düşünün..,

Ve gerek orada, gerekse yan binada karşıma çıkan belki 7-8 kişi ile sorunu tekrek tekrar anlattım.

‘Hikaye’ derler ya böyle…

Hiçbiri de, telefon görüştükleri kişileri de adlarını, kimliklerini vermedi.

Beni yine hiç ilgisi olmadığı halde bu kez Büyükşehir’deki halklı ilişkiler müdürlüğüne gönderdiler.

Kapıda kimliğimi  herkes gibi verdim…

Güvenlik görevlileri, ‘Lütfen alın, basındaki arkadaşlara her yer serbest’ dediler.

Kameralara bakılırsa görülür…

O hızla, kan ter içinde konuşacak durumda olmadığımı gören bayan amir, ‘hemen su verin!’ dedil

İçtim…

Yine ilgilerinin olmadığını öğrenince, doğrudan en üst makamlara ileteyim dedim…

Yani yeni Başkan Tunç Soyer ya da yardımcılara kimlerle çalıştıklarını ve halka nasıl bir noktada eziyet ettiklerini görsün, istedim.

Başkan sabahın kör karanlığında, ya da geceeyarısı ‘baykuş’ denilen seferleri takip edip, vatandaşların dilek ve şikayetlerini dinlerken, bana göre vatandaşa yardımcı olmayan, sırtlarını bir yerlere dayayan ya da ‘Bana kimse bir şey yapamaz!’ düşüncesinde olan çalışanlara karşılaşmayan hiç kimsenin olacağını düşünemiyorum.

Bir zamanlar ‘hakkınızı arayın’ diyorduk…

Yine söylüyoruz…

Kentimize de, gerçek çalışanımıza da sahip çıkacağız…

Bu arada gururla söyleyeyim, birkaç memur benim sayemde (hiç tanımadığım ama çalışmasına tanık olduğum) taktir de aldı, sicil de aldı, müdür de oldu…

*-

Ben diyeyim yarım saat siz deyin bir saat çeşitli insanlarla adeta mücadele ettikten sonra Büyükşehir’in Başkanlık kapısına geldim.

Tanımadığım ve tanımayan güvenlikçiler belirttiğim gibi kibar bir şekilde, Başkan ve Genel Sekreterin olmadığını söylediler.

Aslında ağzımdan onlar çıkmıxtı…

Yardımcılarını ya da özel kalemlerini, sekreterlerini görmek istediğimi belirterek, nadir anlarımdan birini yaşadım ve cebimdeki devletin verdiği basın kartını çıkararak gösterdim.

İçeri giremeyeceğimi ve ancak randevu ile girebileceğimi belirttiler.

Belki de çağırdıkları, ismini bilmediğim için o ‘cicili bicili’ hanım görevli söyledi, ya da tekrarladı…

Osman Kibar, İhsan Alyanak ve eski belediye binası dahil ilk kez böyle bir tavırla karşılaştığımı anlattım…

Ve de sonunda ısrarla , ‘Siz bana gazeteci içeri giremez, yasak!’ deyin gideyim…

Ya da özel kaleme söyleyin, sokmayın’ dedim…

Kadıncağız karşıma dikilmiş, ‘Ben size böyle bir şey dedim mi?’ diyor, ama içeri girmeme izin vermiyordu.

Bir ara etrafın güvenlikçilerden, etten duvar haline gelmişti.

‘Başka yok mu?’ deyince bir kaçı beni tanıyan bir güvenlikçi tarafından ‘siz başka yere gidin’ ya da ‘görevinize dönün’ diyerek sayı azaltıldı.

Yani asıl görevliler cicili bicili kızımızın ağzına bakıyorlardı.

Sinirden titrerken, avazım çıktığınca kendime anlatmaya çalışırken, birkaç meclis üyesi olduklarını belirten kişi g eldi…

Onların da yapacağı yoktu…

Çünkü benim gibi onların da anladığı Başkanın bazılarına ‘yasak’ koyduğu idi…

Bir ara kulağıma fısıldadılar…

‘Başkan gelecek misafirlerin daha iyi karşılanması için bu hanımı buraya koymuş…’

Başkan görseydi ne olurdu?

‘Tebrik ederim iyi başlamışsınız!’ der, arkamı döner giderdim…

Bu güne kadar hiçbir başkandan hiçbir şekilde bir isteğim olmadı…

Olmaz da…

Düşüncelerimi yazarım…

İster dikkate alır, isterse almaz…

Zaten yağcı, avantajı, iş takipçilerinin yanında benim adım geçmez….

*-

Bir an bile o küçük hanıma haksızlık yaptığımı düşünsem hemen çiçek ve çikolata ile ve herkesin yanında kendisinden özür dilerim..

Ama belirttiğiniz gibi daha ilk günden, içeriye sokmaması affedilecek bir davranış değil…

Ben karakter olarak, korkmam, çekinmem…

Halkın ve kimsesizlerin sesi olmaktan çekinmem…

Beni bilen bilir..

Bana silah çekenlerin üzerine yürürüm, yani hiç kaçmadım, kaçmam da…

Hatamı da, yanlışımı da mutlaka kabul ederim…

Bu arada sizin gibi Büyükşehirden bir duyarlı görevli aradı…

Beni yıllardır tanıyan bu önemli kişi özür diledi ve olayı başkana duyuracağını da anlattı…

Hatta telefonunu vererek her zaman kendisini arayabileceğimi söyledi…

İşte hata burada başlıyor;

Gereken neyse o yapılmalı; işler ahbap çavuş ilişkileri ile değil, kurallar, kaideler, halkın yararına olarak yürütülmelidir…

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın