Ben de itiraf ediyorum YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*- Neden?

O ana kadar, İzmir Milletvekili Atila Sertel’den gelen mesaja kadar bilim yoktu…

Önce sıradan bir mesaj sandım ama okuyunca iş değişti…

Ben bunu ‘ayrımcılık’ ve ‘bölücülük’ ve de kin, nefret gibi tohumların ekilmesi olarak yorumladım…

Tam birlik, beraberlik gibi şarkıları söylerken, birileri ki bana göre ‘.bilerek ve isteyerek’ ortaya bu tür hoş olmayan görüntüleri yayınlıyor, ikilik yaratıyor.

Atila Sertel ne yazmış önce onu okuyalım:

‘Küçük çocuklara idam sahnesi izletmek, şiddeti devlet kanalı TRT’de meşrulaştırmak af edilemez.

Kindar bir nesil yetiştirmek için çocuklarımıza okullarda neler öğrettiklerinin kanıtı TRT tarafından gün yüzüne çıkarıldı.

Yayını hazırlayan ve yayınlayanlar hukuk önünde hesap verecekler.

Bu iktidar kindar bir iktidar. Ve çocuklarımızın geleceğini karartan bir eğitim sistemini uyguluyorlar.

Atila Sertel

CHP İzmir Milletvekili’

Bazen kendimi çaresiz hissediyorum…

Sinir halimi ya da o anki duygularımı anlatabilmek için sözcük bulmakta, hatırlamakta zorluk çekiyorum…

Sadece ‘Bu nasıl olur?’ diye aklımdan geçiriyorum…

*- Yasalara göre

Araştırınca bu kez, konu ile ilgili RTÜK Üyesi İlhan Taşçı’nın açıklamasına ulaştım.

İlhan Taşçı da şöyle yorum yapmış:

1- Corona virüsü nedeniyle bugün başlayan uzaktan eğitim sisteminin yayınlandığı TRT EbaTV’nin ortaokul öğrencilerine Adnan Menderes’in idam görüntülerinin izletilmesi açıkça suçtur!

Bu suç, TRT Genel Müdürü başta olmak üzere yayında sorumluluğu bulunan herkesi bağlar.

2- TRT’nin çocukların sırf ders için ekran başına geçtiği ders yayını “arasına propaganda” iliştirilmesi RTÜK Yasası’nın 8. Maddesinin 2. Fıkrasında tanımlanan suç ile de birebir örtüşmektedir.

Bu yayının çocukların zihinsel gelişimine zarar vereceği açıktır!

3- RTÜK Yasası “Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin zihinsel gelişimine zarar verebilecek türde” yayınların ekranlarda yer alamayacağını hüküm altına almaktadır. TRT’nin yayını ise yasanın bu hükmünün açıkça ihlal edilmesidir.

4- RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin biran bile duraksamaya yer vermeden bu yayınla ilgili İzleme Dairesi’nin değerlendirme raporu hazırlaması talimatını vermelidir. RTÜK Başkanı, hazırlanacak bu raporu da yasanın kendisine verdiği yetkiyle Üst Kurul gündemine getirmelidir.

5- Bu yayın nedeniyle TRT Genel Müdürü İbrahim Eren başta olmak üzere ilgililer hukuken sorumlu, olağanüstü günler yaşadığımız şu günlerde vicdanen de sorunludurlar! Halkın parasıyla yayın yapabilen TRT’yi siyasi propaganda ekranına dönüştürenleri kamuoyunun dikkatine sunuyorum

*- Ne diyor?

İlhan Taşçı CHP’li…

Yani bir partinin RTÜK’teki üyesi…

Böyle düşünüyor…

Peki AKP’li RTÜK Başkanı ne yapıyor?

Bir de onun twetlerine bakalım?

1-Kovid-19 virüsüyle mücadele kapsamında MEB tarafından hızlı bir şekilde ortaya konulan uzaktan eğitim modeli dünyadaki örneklerinin ötesinde çocuklarımıza televizyonlarımız aracılığıyla verimli bir şekilde ulaşmaktadır.

2- Ancak, milli dayanışmamızın çok ileri seviyede olması gereken bu günlerde maalesef bazı yayın organlarında durumdan vazife çıkararak içlerindeki kötü niyetlerini ortaya dökenlerin olduğunu da üzülerek görüyoruz.

3- Özgürlükleri savunduğunu iddia eden ama özgürlükleri hiçe sayarak kendi tek tip modellerini topluma dayatma arzusunda olanların vatandaşlarımızı ayrıştırma yarışından geri durmadıklarını bugün de milletçe hep beraber görmekteyiz.

4- Bunun son örneğini Tele 1’de gördük. Can Ataklı’nın ayrımcılık içeren ifadelerini kabul edemeyiz. Bu nedenle 6112 sayılı yasaya göre Tele 1 hakkında inceleme başlattık. Başkan olarak tavrım, ilk Üst Kurul toplantısında gündeme alınması ve en üst limitten cezanın verilmesidir.

Yorumlara baktım:

‘Evet sayın başkanım şu günlerde bile nefretleri kimleri bitmiyor. Çok isabetli bir tavır olmuş.’ diyen de var,

‘Can Ataklı hangi nefret suçu işlemiş? Bir fikrini beyan etmiş bunda nefret nerededir.

Peki aşağıdaki resim ders olarak taze beyinlere anlatılıyor.

Bu nedir?

Söyler misiniz?’ diye soran da…

Benim yayınlamaktan imtina ettiğim görüntünün idam sahnesi olduğunu anlamaşsınızdır…

Olmaz, olamaz…

Bu arada meraklısına söyleyeyim:

Can Ataklı da, ilköğretim birinci sınıflarda ders veren öğretmenin giyimini ele almış, ‘İlk yayında bazılarının simge kabul ettiği örtüyü’ ele almış…

‘Örtüye tamam’ diyor ve simge olarak anlattığı öğretmenin başını o şekilde kapatmasını kabullenemediğini nedenleriyle anlatmaya çalışıyor.

Sözün özü;

Yani her yerde, her şeyde olduğumuz gibi ikiye ayrılıyor, ortada buluşma noktasında anlaşamıyoruz…

Neden birbirimizi suçluyoruz?

Neden birbirimizi anlamak istemiyoruz?

Nedenleri hepimiz sıralayabiliriz…

Ama önemli olan anlaşmak için, hoşgörü için adım atabilmektir…

Bu arada tarihi bir gerçeği açıklayayım….

*- Başkanlığı kabul etmedim!

RTÜK ilk anda bir başka isimle kurulmuştu, çok yıllar önce…

İlk kurucu başkanı aranıyordu..

Aday adayı çoktu…

Herkes birilerinden medet umuyor, kapıları aşındırıyor, bu yeni makama gelmek istiyordu…

Koalisyon dönemi idi ve en üstte Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel vardı…

Bir gün, geçenlerde kaybettiğimiz, izmir’in gururu Devlet Bakanı Işılay Saygın patron Aydın Bilgin’in yanına uğradıktan sonra şöyle dedi:

‘Ankara’da kurucu başkan olmak için çok aday var. İçlerinde çok değerli meslektaşların da… Ancak birisi üzerinde bir türlü ortak anlaşma sağlanamıyor.

Bu yüzden değişik ve hiç kimsenin karşı çıkmayacağı bir isim üzerinde anlaştık, o da sensin!’

Şaşırmıştım…

Hiç ama hiç beklemiyordum…

Aklımdan bile geçmiyordu…

Beni herhalde Işılay Saygın önermişti…

Tüm parti başkanları ile aram iyi idi, hemen hepsi ile sayısız seyahatlerim olmuştu.

Alınan kararı söyledi, üçlü kararname ile başkan olacaktım…

Yani Resmi gazete’de yayınlanacak ve iş bitecekti…

Parti liderlerine haber gitti..

Konuyu izmir’in iki partiden iki bakanı biliyordu bir de Aydın Bilgin…

Bir şekilde gazetede önemli bir görevde bulunan ve sudan nedenlerle aramın pek iyi olmadığı bir başka yönetici…

Sanıyorum, o zamanlar ona güvendiği için laf arasında büyüğümüz Aydın Bilgin söylemişti, ya da Bakan Işılay Saygın’la yaptığmız konuşmaya kulak vermişti..

İyi niyetle mi, art niyetle mi bilmiyorum, bir gün sonra yanımdan geçerken bana bir şekilde laf attı ve ‘Senden kurtuluyoruz!’ demesin mi?

İzmirliyim ya!

Yine bir ara birlikte televizyon programı yaptığım, Konak Belediyesi Kurucu Belediye Başkanı Süha Baykal’ın her zaman söylediği aklıma geldi…

‘Biz İzmirliyiz; helva da deriz. Havla da…

Biz;Elma da deriz, Alma da!…’

Bana ‘Senden kurtuluyoruz!’ dendi ya o sinirle Bakanımız Işılay Saygın’ı aradım, ‘Ben bu işten anlamam!’ dedim…

Benim yerime bir başkasının bulunmasını istedim….

İzmir’den kesinlikle ayrılamayacağını belirttim…

Çok dil döktü, çok güzel laflar etti…

Ama beni tanıyanlar bilir…

En fazla iki dakika dayanır, sonra köprüleri atarım…

Yani, Süleyman Demirel’e de af etmesini söyledim…

Gazeteciliği bırakmadım…

Daha sonra TRT’den gelişmeleri duyan birkaç arkadaşım ‘Bu fırsat kaçar mıydı, keşke bize söyleseydin, biz sana her türlü desteği verirdik!’ dediler…

Bu isimler hala yaşıyorlar…

Belki bu yazdıklarımdan sonra anımsarlar…

Şimdi diyorum ki, yine de iyi bir karar almışım….

Halbuki bir elim balda bir elim yağda olacaktı..

Onlarca meslektaşımın ‘ekmek parası’ için karşılarında el pençe durduklarının da, benim önümde, şu an olduğu gibi nasıl duracaklarını, ‘Aman efendim, sepet efendim!’ diyeceklerini de siz düşünün…

Ama ben bunlara hep karşıyım…

Öyle geldim, böyle gidiyorum….

Tarihten bir yaprak böyle işte…

Ertuğrul Kale, Enver Kaya, Muzaffer Tezel gibi gazeteciler hep ‘Bunları yazsana!’ diyorlar, yani kitap haline getir…

Ben de ‘Benim bir haftalık yazılarım bile kitap olur!’ diyorum…

Siz ne diyorsunuz?

İyi mi yaptım, kötü mü?

Şimdi kaldığım yerden yine devam edeyim:

Peki Milli Eğitim Bakanı bu rezaletlere ne diyor?

*-

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ise attığı twette konuya şöyle yaklaşıyor:

‘…Ben ve ekibim büyük bir gayretle çalıştık. Dersleri merkez alarak yüzlerce çekimin tamamını kontrol ettik.

Bu yoğun süreçte, üzülerek ifade ediyorum ki, görev dağılımında kendilerine güvenerek, denetleme ihtiyacını duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum.

Ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum…’

Bakan Ziya Selçuk devam ediyor:

‘Nasıl ki, okullarımızdaki içeriklere hassasiyet , yayınlara da göstereceğiz!’

‘İnşallah’ mı desem, ‘umarım’ mı?

Ya da ikisini mi?

Düşünebiliyor musun?

Biz bu kadar titiz ve hassas davranırken, birileri kalkıyor ve bizi bölmeye kalkıyor…

Artık bunlara ve yaptıklarına ‘pes’ demiyorum…

İyi ki güvenilir insanlarmış…

‘Yuh’ demek herhalde basit kalır…

Her insanımız bir noktaya, bir lafa, bir görüntüye tepki gösteriyor ama yetkililerin de bazıları ‘haklısınız’ diyebiliyor, bazısı da birilerine hoş görünebilmek için hedef saptırıyor ya da başka yönden, başka gözle bakıyorlar…

Bir cevap yazın