17 Okunma

Bakalım yakalanacaklar mı? Yaşar EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bakalım yakalanacaklar mı? Yaşar EYİCE

 

Bir ara birlikte çalıştığım Nurhayat Akın Talay önce şu kısa mesajı geçti:

Bunca yıl bankamatikten para çekip yankesiciye çarpılanların haberini yapan ben aynı talihsizliğe dün akşam uğradım. Beddua seansımı henüz tamamlayamadım!’

Birçok kişi bu mesaja yorum yazmış,,,

Çoğunluğu, klasik ‘geçmiş olsun’ dileği…

Ben de kısa bir yanıt verdim:

Polis isterse hemen bulur!’ diye…

Nurhayat Akın Talay, daha sonra şu açıklamayı yapma ihtiyacını duymuş:

Çok teşekkürler dostlar. Bankamatikten babamın ve kendimin emekli maaşlarını çekip eve dönerken sol tarafında kızımın yanında biri cep telefonu ile küfürler ederek kavga yapıyordu.

Kızımdan korumak için omzuna iki elimle sarıldım.

Sağ tarafımdan biri hızla geçti.

Tantanacı’ dedikleri tarzmış aslında.

Ben çarpıldığımı sabah fark ettim.

Allah beterinden korusun!’

 

*- Önce bir anımsatma yapayım!

 

Çok yıllar önce yine birlikte çalıştığım eski Fuar ve Temizlik İşleri Müdürlerinden Ünal Köksal de,  9 Eylül ile Montrö Meydanı arasındaki kaldırımda yürürken aynı usulle soyulmak istenmişti.

Şimdi ‘Dünya Ticaret Merkezi’ yapılmak için kazılan ve büyük çukur olan yerde, ESHOT’un garajı vardı.

Çok daha eski yıllarda ise burası iki katlı İzmir Şehirlerarası Otobüs Garajı idi…

Alt kattan şehirlerarası, üst kattan ise ilçelere giden köy otobüsleri kalkıyordu.

Yani çok kalabalık bir alandı…

Sonra Garaj Halkapınar’a, oradan da şimdiki yerine taşındı…

Mesut Sancak isimle müteahhit de önce ortaklarıyla şimdi de yalnız başına bu çukur alanı aldı, bir iki çizim yaptırdı,

Sanıyorum Yüksel Çakmur’la başlayan hukuki mücedelesini, en sonunda bırakan Kemal Zorlu da, gelişmeler sonrasında geri adım attı.

Son durumu bilmiyorum…

Nurhayat’ın çarpılmasından sonra aklımdan bunlar geçti…

Tanıdığım en dürüst ve yardımsever insanlardan biri olan Ünal Köksal işte anlattığım bu yerin önünde yürürken, birden iki kişi kavgaya tutuştu…

Küfürleri bir yana bırakayım,,,

Biri ‘Beni kurtar!’ diye Ünal Köksal’a sarıldıl…

Diğeri de sözde ondan intikamını alacaktı…

Ama unuttukları bir şey vardı, Ünal Köksal İzmirli idi ve de bunların niyetini hemen anlamıştı…

Önce saldırgana bir tekme salladı…

Nazik yerine isabet etmişti…

Sonra da ‘Beni koru!’ diyen diğer sahtekarı altına almak isterdi…

İkisi de ‘yaş tahtaya’ bastıklarını anladılar ve kaçtılar…

Bu sırada ESHOT otoparkından koşarak yardıma gelen şoförler, Ünal Köksal’ı yani müdürlerini tanıdılar ve ‘Ağabey bunların oyununa bir tek sen gelmedin, kaç zamandır kaç kişinin cüzdanını alarak canını yaktılar!’ dediler.

Evet bunlar ‘can yakan’ tipler…

Belki İzmir’de 10-15 kişi kadardılar…

Çünkü o kadar güzel sözde kavga yaparlar ve bir anda şaşkına dönen, boşta bulunan güzel insanımızı çarparlar ki, değme sanatçılara taş çıkartılar.

Polis bunları biliyordu…

Şimdi biliyorlar tanıyorlar mı bilemiyorum…

Ama  bildiğim ve inandığım şu:

Nurhayat’a söylediğim gibi, istenirse hemen bulunurlar…

İsterlerse deplasmana gelmiş olsalar bile…

 

*- Darısı diğerlerinin başına

 

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez görevinden ayrıldı, emekli oldu.’ Haberini verenlere ben de ‘Darısı kabadayı Fatih Terim’in başına diyorum…

Tabii  ki dualarım bu arada ‘Şeytan’ diye bilinen Rıdvan için de….’

Bunlar da sahtekârlar gibi ‘Para kazanmanın’ yolunu en iyi bilenlerden…

Bugünlük söyleyeceklerim bu kadar…

Zaten herkes görüşünü belirtiyor…

Yorumlarını yapıyor…

 

*- Turşu sever misiniz?

 

Sizi daha fazla üzmeden güzel bir haberi paylaşayım…

Foça Yeryüzü Pazarında ballı balıklı turşu günü, düzenlenmiş

Ben de ‘turşu’ sevenlerdenim, önceden haberim olsaydı, büyük olasılıkla orada olurdum…

Benim gibi meraklılarına anlatayım…

Çeşme’den Aynur- Sezgin Can çiftine zaten  şimdiden turşu ısmarladım…

Uluslar arası Slow Food Örgütü’nce dünyanın 28.nci Türkiye’nin ilk Yeryüzü Pazarı olarak seçilen Foça Zeytindalı Birliği yerel pazarında bu hafta (30 Temmuz 2017 Pazar Günü) Turşu Günü etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında üyelere, pazarın devamlı müşterilerine ve günlük katılımcılara turşu kurma teknikleri uygulamalı olarak anlatıldı.   

 

*- Turşu’da bal…

 

Pınar Et Ar-Ge (Araştırma Geliştirme) Birimi Danışmanlarından Ünal Sermet sağlıklı, doğal ve Slow Food felsefesine uygun yerel  ürünlerle yiyecek üretmenin önemine değinerek önce çok yaygın olmayan balık turşusu kurulumunu anlattı.

Fleto olarak kesilmiş Foça’nın Topan Kefali’ni koruk suyu, maydanoz, defne yaprağı, tane karabiber, sarmısak gibi ürünlerle kavanozlayan Sermet’in, ikinci olarak hazırladığı salatalık turşusunda bal kullanması izleyenlerini bir hayli şaşırttı.

 

*- Hak etti!

Kurulumların ardından katılımcıların sorularını da yanıtlayan Sermet’e kuruluşundan beri destek verdiği için Foça Zeytindalı Birliği Lideri Gül Girişmen ve yönetim kurulu üyelerince teşekkür belgesi verilerek, Uluslar arası Slow Food Hareketi’nin rozeti takıldı.

 

*- Tarifini kesip saklayın…

 

Seyfi Gül ise ‘Ünal Sermet’in Foça Usulü Balık Turşusu tarifi’ ni almış…

Şimdi tam zamanı olduğu için meraklıları için paylaşıyorum:

Malzemeler: 1- Bir kilo 600 gram beyaz eti ayrılmış topan kefali, 2-  6 çay bardağı su, 3-  2 çay bardağı sirke (veya koruk suyu), 4- Defne yaprağı, 5- Tane karabiber, 6- Sarımsak, 7- Maydanoz, 8-  6 çay bardağı su 2 çay bardağı sirke (veya koruk suyu) karışımına 12-15 gram tuz (Tuz oranı yüzde 6 seviyesinde).

YAPIMI:  6 çay bardağı su, 2 çay bardağı sirke (veya koruk suyu) ve tuzla salamura hazırladık. Dilimlenmiş limonlar ve defne yaprağı ile tabanda bir tabaka oluşturduk. Onun üzerine balık fletolarını koyduk.  Maydanoz, defne yaprağı, balık, sarımsak ve tane karabiberi kat kat yerleştirerek kavanozun tamamını doldurduk. Üzerine salamura suyumuzu ilave ettik. İyice havasını almasını bekledik. Hiç hava almayacak şekilde doldurduğumuz kavanozu kapatıp ters çevirerek hava kabarcığı olup olmadığını kontrol ettik. (varsa boşluk kalmayacak ve kabarcık olmayacak şekilde tekrar doldurarak salamura suyunu tamamladık) Kapattık. 6 gün bekletiyoruz. Sonra çıkarıp istediğimiz salata malzemeleri ve yiyeceklerle veya sade olarak üzerine biraz zeytinyağı da gezdirerek afiyetle tüketiyoruz.

 

*- Çevrenize dikkat!

 

Hayat sana, geri dönüp hatalarını düzeltme şansı vermez ama bunları tekrarlamaman için birçok fırsat sunar…

Bu felsefi cümleyi Akhisarlı Haldun Galip Keskin’den duydum…

Söylediği şu:

Bilmiyordunuz, duymamıştınız; tamam!

Şimdi duydunuz, biliyorsunuz..

İşiniz, mesleğiniz, eğitiminiz ne olursa olsun, sizi tüm ekonomik dertlerinizden kurtaracak bir iş fırsatı var.

Yatırım sermayesiz ve risksiz.

Satış ve pazarlama da değil…’

Ben de merak ettim ‘Bu nedir?’, diye…

İstanbul’dan İzmir’e yerleşen onlarca kişiden biri ile tanıştım…

Bu arada ortak bir ahbabımız olduğunu öğrendim…

İzmir’den İstanbul’a giden Gazeteci Bülent Peker’in komşusu çıktı…

Yıllardır bitişik oturmuşlar…

Şimdi Bülent Peker de tekrar İzmir’e dönmek için hazırlıklarını bitirmek üzereymiş…

Cennet İzmir’den İstanbul’a gidilir mi?’ diyenlerden…

Aydın Bilgin, teknik sekreter Bülent Peker’e magazin sayfalarını yaptırırdı.

Sanatçıların büyük fotoğraflarını kullanır, sonra da eserinin karşısına, yani çıkan gazetenin sayfasına bakarak, aynen Halil gibi, ‘Ellerime sağlık yine çok güzel çizmişim!’ derdi…

Anımsadığım kadarıyla herkesin bir merakı vardır, Bülent Peker ise saat koleksiyonu yapardı…

Her gün yeni bir saat alma şansı olsa mutlaka kullanırdı.

 

*- Giriş çıkış yasak!

 

Saat denilince komşusunun anlattıklarını. 10 dakika farkla kaçırdığı kelepir villayı ağzından paylaşayım:

İzmir’e yerleşmeye karar verdim.

20 milyonluk şehirde (İstanbul) gördüklerim, yaşadıklarım, beni buradan soğuttu.

Güzel insanlar kenti İzmirli olmaya karar verdim.

Eşimle birlikte Balçova Kaya Termal’e yerleştim…

Sonra ev aramaya başladım.

Emekli astsubay olduğunu söyleyen bir emlak komisyoncusu birkaç ev gösterdi, Güzelbahçe taraflarında.

Çok yüksek fiyat istenen evleri beğenmedim.

Yorgun argın otele döndüğümde, İçişleri Bakanı da Balçova Kaya Termal’i konaklama yeri olarak seçmiş.

İyi de yapmış…

Ama siz deyin 100, ben diyeyim bin…

O kadar çok polis ile çevrilmiş her yer…

Giriş çıkış yasak gibi bir şey…

Biz güler yüzlü, dost insan otel yönetimini aradım ve bizi kordonun içinden alarak odamıza yerleştirdiler.’

Bu arada araya girerek. Genel Müdür Muzaffer Tağıl’ı ve çalışanları met ede ede bitiremediğini söyleyebilirim.

Şimdi yine dinlemeye devam edelim..

 

*- 10 dakika farkla!

 

… İşte bu sırada komisyoncu telefon etti, ‘Çok güzel bir villa buldum. Hem de 350 bin lira… Videosunu getiriyorum, seyredin bayılacaksınız. Ancak ben sizden 50 bin lira kaparo alacağım!’ dedi.

Otele girmesinin ve de videoyu seyretmemizin imkânsız olduğunu anlattım.

Benim İstanbullu olduğumu, onun gibi yüzlerce kişiyi gördüğümü bilmiyor olmalı, ‘yarın sabah görüşürüz!’ dedim, tüm ısrarlarına rağmen…

Saat 09,10’da yanında idik…

Hadi akşam ısrarla met ettiğin ve videosunu göstereceğin villayı görelim!’ dedim…

Ne dese beğenirsiniz…

10 dakika önce satıldı!’

Eşref Beyin herhalde eşref saati idi ki, kendisini güven vermek için ‘Emekli astsubay!’ olarak tanıtan dolandırıcıya gerekli ihtimamı (!) göstermemiş…

Ve de şimdi Urla’ya yerleşmiş…

Ama memnun değil…

İzmir’i olduğu gibi Urla’yı da benim gibi İstanbullular istila ediyor bu da burayı Ceşme’ye çeviriyor’ dedi.

Bu arada bir de Alaçatı macerasını anlattı…

250 liralık sandviçten yememiş, bazıları gibi görmemiş ama Mihrap Düzöz’ün haberini okumuş…

Şimdi yine Eşref Bey’in ağzından dinleyelim:

 

*- 10 dakikada 20 liraya burun kıvırmış…

 

Alaçatı Urla’nın dibinde gibi bir şey…

Merak ettik, ‘bu Alaçatı’nın nesi var?’ diye,,,

Arabamıza atlayıp gittik, sokak arasına herkes gibi park ettik…

Çarşıya girdik, ‘Bize göre değil!’ diyerek çıktık…

Yani en fazla 10 – 15 dakika içinde aracımıza ulaştık.

Biri çıktı, yanımıza geldi…

Değnekçi’ diye adlandırdığımız kişilerden biri işte…

20 lira verdim!

Bir paraya bir de bana baktı, ‘Olur mu?’ dedi.

Ne olur mu?’ diye sordum…

20 Lirayı beğenmemiş….

Yanımda eşim olduğu için verdiğimi, yoksa bir kuruş bile vermeyeceğimi’ anlatıyordum ki, yanımıza İstanbul plakalı bir Porsche geldi…

İçinden çıkanlar değnekçiye 200 lira verdiler, yürüyüp gittiler…

Değnekçi, ‘Gördün mü?’ demez mi?

Ben de, ‘Gördüm ama ben ne mirasyediyim,  ne hırsızım, ne dolandırıcıyım, ne de sahtekârım… Alın terimle çalıştım ve emekli oldu, bu yüzden sana 200 lira veremem’ dedim…

Ve yoluma devam ettim…’

Yani İzmir’in ahlakının bu tür İstanbullular tarafından bozulduğunu anlattı…

 

*- Yalnız İstanbullular mı?

 

Yanımızda yine İzmir’e, Güzelbahçe’ye yerleşen Ankaralı bir ressam vardı.

Urla’da sanat merkezi açmış…

O da açık ve net şekilde söylüyor:

İzmir’i Ankaralılar bozdu!’

Eğer çevrenizde İstanbul ya da Ankaralı varsa onlara sorun bakalım, ne diyecekler?

Ama benim Ankaralı komşularım emekli Öğretmen Mediha Doğan ile emekli Komando Hava Albay Yılmaz Doğan için her türlü garantiyi vereceğimi söyleyebilirim…

 

*- Güven vermek için…

 

Nasıl bir dolandırıcı kendini ‘emekli asker’ olarak tanıtarak güven vermek istiyorsa, yine bir sokak sütçüsü var:

O da kendini ‘Emekli öğretmen’ olarak tanıtıyor…

Neden?

Güven vermek için…

Açıkta süt satıyor…

Bu kaynar sıcakta, güneşin altında açıkta sattığı sütler atık plastik pet şişeler içinde…

Hayvan ya da hayvanlar hangi şartlarda sağılıyor ve de atık plastik şişelere dolduruluyor?

Bunun sorgulamasını hiç kimse yapmıyor!

Çünkü ‘emekli öğretmen’ sözcüğü güven için yeterli oluyor…

Öğretmen sağlıksız koşullarda süt üretir mi, yeni neslin ‘hijyenik’ adını verdiği ortamı her halde en iyi şekilde emekli öğretmen tarafından sağlanmış olmalı değil mi?

Ama konu komşu, ‘Yok öyle değil!’ diyor…

Ben yine Haldun Galip Keskin’in sözlerine döneyim:

Başkalarının hayallerine ulaşmalarına yardım edin, siz de kendi hayallerine ulaşırsınız’ diyor…

Benim beğendiğim sözü ise şöyle:

En mutsuz insanlar, para kazanmak zorunda oldukları için nefret ettikleri işleri yapan insanlardır…’

Bu arada Sharlyne Powel’in bir sözünü anımsatayım:

Ne diyor üstat?

Bazı riskler almak, olası alay edilme ve hor görmelere göğüs germek gerekli. Her şeyin bir bedeli vardır. Ancak geri adım atamazsanız, düşünüzde bile göremediğiniz yerlere ulaşabilirsiniz.’

Zaten sağınıza solunuzu bakın bunları görebilirsiniz.

 

*- Arada fark var…

 

Eğer adanmışlık varsa mazeret yoktur.

Şunu da unutmamamız lazım;

Bilgili, bilinçli ve yetenekli çocuklar geleceğin başarılı yetişkinleri olacaktır.

Çocuklarınıza mutlaka müzik ve matematik öğretiniz,  güzel, düzgün Türkçe ile birlikte…

Başarılı olmak kolay, saygılı olmak zordur.

Kazanmak için tüm etik ve ahlaki değerleri ezip geçenler başarılı olur ama saygıdeğer olamaz…

En büyük engel ise insanların sahip olduğu önyargılardır.

Mevlana ne demiş?

Bu senin yolun yalnızca!

Başkaları seninle yürüyebilir, fakat kimse senin yerine yürüyemez!

Umut oldukça, her yeni gün bir başlangıçtır…

 

*-  Hemen karar vermeyin!

 

Bir çocuğun elinde iki elma varmış!

Annesi, ‘Elmalardan birini bana verir misin?’ diye sormuş…

Çocuk elindeki elmalardan önce birini sonra diğerini ısırmış…

Annenin dudaklarındaki tebessüm birden bire donup kalmış!

Yüzünden, oğlunun onu hayal kırıklığına uğrattığı okunuyormuş.

Ama çocuk, ısırdığı elmalardan birini annesine uzatarak, ‘Al anne, bu tatlı!’ demiş…

Anne öylece kalakalmış…

Ne kadar tecrübeli olursanız olun, yargıda bulunmayı geciktirin, açıklamak için karşınızdakine fırsat verin…

 

*- Polis uyarıyor…

Telefonda kendisini polis, savcı, asker olarak tanıtıp, adınız veya banka hesabınız, FETÖ/PDY terör örgütüne karıştı, diyerek para veya altın isteyenlere inanmayın. (www.asayis.pol.tr)

 

***-

GÜNCEL

 

*- ABD Enerji Bakanı’na Telefon Şakası

 

ABD Enerji Bakanı Rick Perry, telefon şakasının kurbanı oldu. Perry, Ukrayna başbakanıyla görüştüğünü sanıyordu ama aslında telefonun öbür ucunda, ünlülere yaptığı telefon şakalarıyla ünlü bir Rus komedyen vardı.

Perry 22 dakika süren görüşmede Amerika’nın Ukrayna’ya kömür ihracatını genişletmesiyle ilgili iyimser mesajlar verdi.

Amerikalı bakana şaka yapan iki komedyen Vladimir Krasnov ve Alexei Stolyarov, daha önce de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin kimliğiyle İngiliz şarkıcı Elton John’ı kandırmıştı.

 

*- Kabul ettiler

 

Enerji Bakanlığı Sözcüsü Shaylyn Hynes yaptığı yazılı açıklamada, telefon şakasını doğruladı. Hynes, ‘Bu kişiler, üst düzey yetkililer ve ünlülere, özellikle de hükümetlerinin çizgisine uymayan bir ajandayı destekleyenlere karşı yaptıkları şakalarla biliniyorlar’ dedi.

Perry’nin 19 Temmuz’da yapılan görüşmede, Rusya’ya karşı yaptırımlar ve Ukrayna’nın petrol ve gaz geliştirmesine yardım edilmesi dahil bir dizi konuda ciddi bir tonda konuştuğu görülüyor.

 

Trump yönetiminin, Baltık üzerinden Avrupa’ya doğal gaz taşınmasını öngören Rus projesi Nord Stream 2’ye karşı olduğunu belirten Perry, Amerikan teknolojisinin Ukrayna’ya gaz geliştirmesinde yardım edebileceğini belirtiyor. Perry Paris iklim anlaşmasına da değindi.

 

İlk olarak E&E News tarafından haberleştirilen telefon görüşmesinin kaydı internet üzerinden de yayınlandı.

 

 

— 

Yaşar EYİCE

0532 781 95 18

 

E-Posta: yasar.eyice@gmail.com

ve yeyice@mynet.com

Twitter: @Yeyicee

Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın