Walking Dead Özkan / Baha Akıner

Bir gün hiç unutmam! Dün’dü… Vahap Bey’in, 10 numara 5 yıldız otobüsünü bekliyorum yine, yeniden. 10 numara dedim de; 10 numara direkt çarşıya gider Tece’den, en direktleri bilemem… Tece mi? Oturduğum semt efenim üzerinize afiyet. Ve gurur duyduğum tabi. T ve C, anlayacağınız Türkiye Cumhuriyeti’nin baş harfleri… Limon, kentimizin sembollerinden ya hani. Otobüslerimiz de, af edersiniz limon sarısı renginden.  Pandemide klimasızdı. Sıkıcı ve sıcaktı. Normalleşiyoruz ya, tekrar klimalı. O sıcakta bindiğinizde; serinliği, rahatlığı ve konforuyla değeri kendinden saklı… Bildiğiniz, 10 numara ve 5 yıldızlı… ***** Üstünden çok zaman geçti; dedim ya, dün’dü ve durakta bekliyordum… “Dur’ak yani bildiğiniz; beklerken duruyorum, ya da dururken bekliyorum ne fark eder?” diyeceğim de; fark eder tabi: Otobüse binmek üzere geldiğim durakta, “Durma” eylemini mecburen gerçekleştirdiğim için, ki; otobüs hemen gelse diğer numaraları bilemem,

*- BİR ASIR ÖNCESİNDEN / YAŞAR EYİCE

Birer ikişer satır ile geçiştirecek haber ve konular değil… Ama araştırmam uzun süreyi alacağı için öncelikle paylaşmak istedim. Önce yıllarca, Aydın Bilgin yönetiminde birlikte çalıştığım Gazeteci arkadaşım Hakan Kahveci belgeyi de paylaşmış… Bilgisi şöyle: ‘Bundan tam 100 yıl önce 1921’de İstanbul’da yayımlanan Tevhid- i Efkâr Gazetesi; ‘Çanakkale’de İstanbul’u kurtaran Mustafa Kemal’in Sakarya’da da vatanı kurtaracağını’ yazıyordu… Hasan Kızılaslan ise bir yıl önceden, yani 1920 yılından bir belgeyi, bazılarının yüzlerine çarparcasına paylaşmış… Belge; 1920 yılında; İtalyan işgali altındaki Muğla'dan, Yunan işgali altındaki İzmir’e gelen bir Türk’ün kullandığı izin belgesi’ni gösteriyor… Altındaki not ise şöyle: ‘Allah bir daha vatanında pasaportla gitmek durumunda kaldığımız günleri göstermesin…’ Arkadaşlarının ‘Hürrem Sultan’ adını verdikleri İzmirli bir Hanım ise ‘Zafer Haftası’ nedeniyle gönderdiği mesajında ‘10 kıtayı ezberlemene gerek yok!’ diyerek büyük harflerle şunları yazmış: ‘Korkma, Çatma, Uğratma, Geçme,

“Kahkahaların En Güzel Abisi”; FERHAN ŞENSOY / ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU

“Savulun kavak ağaçları ben geliyorum.” (Ferhan Şensoy)  T epeden tırnağa tiyatrocuydu, tartışmasız da oyun yazarıydı. Tek kişilik oyunların fikir babası sayılırdı. Efsaneydi. İnsanı, hayatı "ustalıkla" sahneye koyardı. Yurtsever aydın kimliğinden asla ödün vermezdi. Yazar Ahmet Ümit  onu,"Kahkahaların en güzel abisi"diye tanımlardı. **** 1980'de Ortaoyuncular Tiyatrosu'nu kuran Ferhan Şensoy, Kel Hasan Efendi'den günümüze gelen "Ortaoyuncuları Kavuğu''nu Münir Özkul'dan devralmış, 2016'da da Rasim Öztekin'e devretmişti . 5 ay önce Rasim Öztekin’i kaybettiğimizde de şöyle demişti; "Günü geldi, uçtu gitti gökyüzüne. Kavuklu fotoğrafı asılı durur Ses 1885’te. Bir gün ben de uçup geleceğim gökyüzüne. Buluşuruz gökyüzünde neşeli bir meyhanede.” Kavuştular... **** En ünlü repliklerindendi; "Aç parantez, ‘günaydın lan yaşamak’ kapama siktiret, açık kalsın parantez.” Son röportajından şu sözler de; ''Eğilip bükülme devrinde değiliz. Türkiye’yi aydınlığa çıkarma gibi bir mesuliyetimiz var. Belki o gün gelirse, Beyoğlu yine bir kültür sanat merkezi olur, ben

Bu sene sardalya ve hamsiye doyacağız

Balıkçılar av yasağının kalkmasıyla bu gece yarısı “vira bismillah” diyerek denizlere açılacak. İzmir Balıkçı İşadamları Derneği Başkanı Çakan, “Bu yıl balık bol olacak. Vatandaşlar sardalya ve hamsiye doyacak” dedi. Egeli ve Türkiye'nin her kıyısındaki balıkçılar, av yasağının kalkması nedeniyle bu gece yarısından sonra "vira bismillah" diyerek denizlere açılacak. Sezon öncesi Yeni Asır'a açıklama yapan İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Üyesi ve İzmir Balıkçı İş Adamları Derneği Başkanı Mehmet Şahin Çakan, virüs salgını nedeniyle önceki sezonun erken kapandığını belirterek, "Denizlerin nadasta kalması yüzünden geçen sezon çok bereketli geçti. Denizlerden 400 bin ton balık elde edildi. Bu sezonda da beklentimiz aynı şekilde güçlü" dedi. Çakan "Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteği ile ortaklaşa yürüttüğümüz çalışmalar ve yasal düzenlemeler sayesinde korsan avcılığın önüne tamamıyla geçildi. Her

İNCİ ÇAYIRLI… / ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU

İNCİ ÇAYIRLI... Hocaların hocasıydı. Koro şefiydi. Türk Sanat Müziği’nin ustasıydı. Pürüzsüz bir sesti. Kadifeye benzerdi adeta. Asalet ondaydı, zarafet timsaliydi. **** İnci Çayırlı da sonsuzluğa ismini yazdırdı... **** En son 4 yıl önce İzmir'de bir kafede karşılaşmıştık. Uzun uzun sohbet etmiş, bir de bu fotoğrafı çektirmiştik. **** Bir meslektaşı ne güzel yazmış ardından; "şimdi gökyüzünde bir inci tanesi, iyi ki geçtiniz gönüllerimizden." Sevdiklerinin, sevenlerinin başı sağolsun. Rahmetle... #inciçayırlı

*- HER ADIMI BİR ZAFERDİ / YAŞAR EYİCE

30 Ağustos Zafer Bayramı ve ‘Zafer Haftası’ nedeniyle ben de bir Türk vatandaşı olarak tebrikleri kabul ettim. Onlarca insanımızın heyecanına ve coşkusuna ortak olmaya çalıştım. Hangi mesaja yanıt vereceğimi şaşırdım… Yetişemedim çoğuna… Çok beğendiğim mesajlar oldu… Çok beğendiğim yazılar oldu… Hemen hepsi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü anımsatıyordu. ‘Biz Türkler; Tarih boyunca Hürriyet ve İstiklale timsal olmuş bir milletiz!’ İsabetli atışlarıyla düşmanın bozgununda önemli rol oynayan topçularımızdan, haritacılarımızdan, tutun da hava durumlarını irdeleyen meteoroloji  uzmanlarımızın büyük etki ve yararlarını da unutmamamız gerekiyor… Ya keşif yapan pilotlarımızı ne kadar yükseklere çıkarsak haklarıdır. Bu gizli kahramanlarımızı da unutmamanız lazım… Bir ara Filiz Kasapoğlu’ndan dinleyip yazmıştım; Soma Milli Alay Komutanı dedesi Hüseyin Hulki Kasapoğlu’nu… Bir gün yine hatıralarını anlatacağım… Çünkü bu kahramanlarımızı az önce belirttiğim gibi unutmamalıyız… Gazi Mustafa Kemal’i şöyle özetleyebiliriz: ‘Her attığı adım bir Zafer olan

İZMİR MARŞI İLE / YAŞAR EYİCE

Çok değerli okuyucularım, dostlarım: Bugün büyük bir heyecanla yeni haftaya başlarken, yeni bir heyecan ve coşkuyu yaşadık… Yaşıyoruz da… 30 Ağustos Zafer Bayramımızı büyük bir coşku ile kutluyoruz… Birkaç gündür yurdumuzun neredeyse büyük bölümünde çalınan hep ‘İzmir Marşı’ idi… Yüzlerce binlerce insan ‘Yaşasın Mustafa Kemal Paşa’ diye haykırdı… 29 Ağustos gecesi tam saat 24.00’de İstanbul’da Boğaz’da her yerden duyulacak şekilde ‘İzmir Marşı’ çalınmaya başlandı… Birçok kişi de eşlik ediyordu… Bunu bu coşkuyu İstanbul’da en son 2019’da yerel seçimlerde görmüş, yaşamıştım. Ekrem İmamoğlu ilk seçildiğinde de, ikincisinde yani tekrarında da her yerde izmir Marşı çalınıyor, söyleniyordu; ‘İzmir’in dağlarında çiçekler açar, yaşa Mustafa Kemal Paşa’ diye… Yaşasın büyük bayramımız, 30 Ağustos Zafer Bayramımız…. Yaşasın Mustafa Kemal Paşa…   *- 300 YILIN SONUNDA   Büyük heyecanla beklediğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı yine büyük bir coşku ve heyecanla, keyifle, mutlulukla

NEFER HÜSEYİN  VE 30 AĞUSTOS  / ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU

Zafer, “Zafer Benimdir” diyebilenindir- (ATATÜRK) Önce; Mustafa Kemal’in Askerleri’nden “Nefer Hüseyin”in gerçek öyküsü. Bu muhteşem öyküyü Hep saygıyla andığımız Rahmetli Oktay Gökdemir Hoca’dan dinlemiştim. Ona da teyzesi anlatmış; Seferberlikte neferdir Akhisarlı Hüseyin. Arkasında Zeynep'ini ve iki çocuğunu bırakmıştır. Zor günlerdir... Yedi Düvel'e karşı çarpışıyordur silah arkadaşlarıyla. Yedikleri; tayın ve kuru üzüm hoşafıdır sadece. Bir destan yazdı onlar Çanakkale'de. Derken bir şarapnel parçası yere düşürmüştür Hüseyin'i. Şarköy Asker Hastanesi'nde açar gözlerini. İyileşir, cepheye koşar. Doğu Cephesi’ndedir bu kez. Esir bile düşer Ruslar’a. Esaretten kurtulur ama köyüne dönmez. Mustafa Kemâl Paşa'nın başlattığı "Milli Mücadele'’ye katılır. Eşi, köylüleri ondan haber alamayınca şehit olduğunu düşünürler. İnönü'de, Eskişehir'de, Sakarya'da büyük başarı gösterir. 1922'in Ağustos'unda tam 7 yıl olmuştur köyünden ayrılalı. Akşehir'de de Mustafa Kemâl Paşa'sının yanıbaşındadır. **** Tek özlemi; Zeynep ve yavrularıdır. Derken "Sarı Paşa" o ünlü emri verir; “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!..” Hüseyin ve arkadaşları 30 Ağustos’ta "Büyük Zafer'’e imza

Buyurun Dostlar… / BAHA AKINER

Bu önemli günde anlatacaklarım; geçtiğimiz bin yıldan: pardon, geçtiğimiz yüz yıldan yani: mil pardon. Hem geçtiğimiz bin yıldan, hem de geçtiğimiz yüz yıldan; anlayacağınız, bin dokuz yüzlü yıllardan... Bu önemli günde anlatacaklarım; geçtiğimiz bin yıldan: pardon, geçtiğimiz yüz yıldan yani: mil pardon. Hem geçtiğimiz bin yıldan, hem de geçtiğimiz yüz yıldan; anlayacağınız, bin dokuz yüzlü yıllardan... Eski ama eskimeyen, tüm tabuları yıkmak isteseler de eskitilemeyen; o yitik günlerden yani. Eski Türkiye'den. Üstünden çok zaman geçti ama benim hüznüm bâki... Bugünkü yazımda efenim, sabah sabah eski o güzel günlere dönme de bedava. Bizzat yüreğimden; çaylar, kahveler de siz gönül dostlarıma… *** 30 Ağustos 1980, Cumartesi günlerden... 6 gün önce, 24 Ağustos 1980'de yitik bir Pazar günü; en küçüklük küçüklüğümden ve her daim büyüklüğümden, hep kardeşim: Barış ile,

Kaçanlara rağmen Zafer! / İbrahim Aktaş

26 Ağustos tarihinin bizler için önemi muazzam büyük… Bizler derken, Türkler ve bu coğrafyada yaşayan, kendini de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir evladı, bir bireyi, bir unsuru gibi görenlerden bahsediyorum. Hayır, faşizan bir tutum olduğunu da asla düşünmüyorum bu bakış açısının; yani Türklük ile ilgili olan kısmın… Nasıl ki, İngiltere’dekiler İngiliz, Almanya’dakiler Alman, Fransa’dakiler Fransız ise, Türkiye’dekiler de Türk’tür. Ve elbet ki, toplumların kendi içlerinde alt kimlikleri, farkı kültürleri, farklı dünya görüşleri vardır ve olacaktır da… Faşist davranış; asıl bu alt kimlikleri reddetmektir. Kültürlerin ve diğer farklılıkların bir arada özgürce yaşanmasına izin vermemek ve kısıtlamaktır onları…   26 Ağustos’a geri dönelim; Türklerin Anadolu’daki yerleşik hayatları için önemlidir, hem 1071 yılında Malazgirt’ten batıya doğru ilerlemenin yolu açılmıştır bu tarihte, hem de 1922 yılında Anadolu’nun işgalini