Buradasınız
Anasayfa > KÖŞE YAZARLARI > Kedi ciğere uzanamayınca! YAŞAR EYİCE

Kedi ciğere uzanamayınca! YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

*- Bir şey olmaz merak etmeyin!

‘Ben düşersem Almanya yok olur!’ demiş Adolf Hitler!

Almanya yok oldu mu?

‘Ben gittiğimde kapitalistler sizi kör kedi yavruları gibi boğacaklar!’ demiş Stalin…

Rusya’da kimse boğuldu mu?

‘Beni azlederseniz piyasalar çöker, herkes yoksullaşır!’ demiş Trump…

 Gitti gidiyor, Amerika’da halka bir şey oldu mu?

Yani kendilerini ‘tek adam’ gibi görenler hep böyle hayal görürler, çoğu da ‘Benden sonra tufan’ der ama havasını alır…

Bizim liderimiz, yolundan sapmayacağımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise ne demiş?

‘Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!’

Yani içimizdeki hainlere de, Türk ve Türkiye düşmanlarına da arada hatırlatmakta yarar var…

*- Küçümsememek lazım

AKP’li bir işadamı iki tane solunum cihazı alıp Menemen Devlet Hastanesi’ne bağışlamış…

Güzel bir hareket…

Pazar sabahı erkenden bunu servis etmişler…

Belki de başkalarına örnek olmak için…

Bu beni 20 yıl öncesine götürdü…

Bir yakınım için İstanbul’da bir fabrikadan iki hastanın kullanacağı bir cihazı alarak izmir’e getirtmiştim.

Çünkü Pınarbaşı’daki bir fabrikadan tüp almak ve doldurmaktan gına gelmişti.

6 ay kadar sonra cihaza gerek kalmadı.

Yaradılışımız ve de yaşantımız ‘satmayı’ kesin olarak kabul etmediği için ihtiyacı olan bir hasta aradık çevremizde yoktu…

Sonra Tepecik’teki Göğüs Hastalıkları Hastanesi aklımıza geldi.

‘Bağış yapmak’ aklımıza geldi…

Mevzuat hazretlerine göre imkansız olduğunu söylediler.

Yalvardık – yakardık ‘alın’ dedik…

Sonuçta; dürüst olduğunu bildiğimiz bir görevliye ‘Bunu buraya bırakıyoruz. Siz ihtiyaç sahibi birine verin!’ dedik…

Sanıyorum bir Roman vatandaşa karşılıksız verdiler

Sonra geriye geldi mi, bir başkasına verildi mi?

Bilmiyorum!

Takipçisi olmadım…

Sanıyorum, çok kişiye faydası olmuştur…

Sözü şuna getirmek istiyorum;

Hemen her işadamımız, tuzu kuru olanlar bu ‘insanlık görevini’ rahat bir şekilde yerine getirip, kimsesizlerin kimsesi olurlar…

Çorbada tuzları bulunur…

Zor bir iş değil…

Baksanıza artık bağışlar da kabul ediliyor…

*- Yine mevzuat hazretleri

Gül Tulunay Hanım’dan öğrendiğime göre;

İstanbul Büyükşehir Denetim raporunda, müfettişler, İBB tarafından 0-4 yaş arası çocuğu olan annelere ve sınav günlerinde öğrencilere- öğretmenlere ücretsiz ulaşım hakkı verilmesinin mevzuatı aykırı olduğunu, bu hakkı tanıma yetkisinin sadece Cumhurbaşkanlığında olduğunu ileri sürmüş.

Yorumlara baktım…

Neler yazıldığını tahmin etmişsinizdir, tekrarlamama gerek yok…

‘olur mu, olmaz mı?’ tartışması…

Çoğunluk tabii ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan yana çıkıyor…

Sadece bir kişi;

65 yaş üstünde ama zengin kadınların ya da erkeklerin bedava seyahatlarını kendine görev çıkarmış…

‘Ne alakası var?’ demeyin…

Onun görüşü de böyle…

Dün olayların nasıl çarpıtıldığını ve zaman kaybından da söz etmiştim..

İşte bir örneği!

*- Niyetleri başka

Bazı yandaş basın yayın organlarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘golf araçları’ aldığını ve israf yaptığını iddia etti.

Ama alınan araçların yaş almış ve engelli yurttaşlarımızın mezarlıklar içinde kabristan ziyaretlerini için temin edildiğini görmezden ve duymazdan geliyorlar.

Artık bunlar iyice sapıttılar…

Halkın menfaatine hiçbir gelişmeyi, çalışmayı kabul etmiyorlar…

*- Alım satım yani fırsatlar başka zaman

Politikacılara da tatil yok…

İşte bunlardan biri, İzmir Milletvekili Atilla Sertel..

CHP’li Sertel, ‘Turizmci kan ağlıyor bakan krizi fırsata çeviriyor!’ diye açıklamasına başlıyor.

Söylediği şu:

 ‘Turizmci kan ağlıyor, oteller birer ikişer tamamen kapanıyor, acentalar, otel sahipleri batıyor ama Bakan’ın firması malına mal katıyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu firmalar ve oteller, her alanda başarıdan başarıya koşuyor’

Olsun!

Baksanıza; Denizli’den bir AKP Milletvekili çıkıyor ve TBMM’de ‘Millet kuru ekmek yiyor!’ diyen hatibe ‘Tok desenize!’ şeklinde laf atıyor.

Sonra ne oluyor?

Yenilen ızgaraların, köftelerin kısacası lokantanın faturasının bir belediye tarafından ödendiği ortaya çıkıyor…

Kabul edilir mi, böyle bir iddia?

Al mahkeme kararı sonra da başka belgelerle yalanla…

Kim ne yaparsa yapsın, mutlaka ortaya çıkar…

Bir olayı iki kişi biliyorsa gizle ve saklanacak yanı olamaz…

Hatta bu konuda fıkralar da var…

Biraz da belden aşağı oldukları için bu kısmı geçiştiriyorum…

Ama laf otellerden açıldı ya, ben de görüşümü belirteyim.

*- Herkes cebine göre

Şimdi bazı arkadaşlarımız pandemi nedeniyle Yılbaşı için alınan kararları kendine göre yorumlamış…

Haklı olduğu yanlar var…

Ama şuna katılmıyorum:

‘Neymiş efendim oteller açıkmış ve oralarda eğlenceler düzenleniyormuş…

Yani Yılbaşı için…

Olmaz olmalıymış..

Bizler evlerimizde otururken bazıları eğlenecekmiş!’

Olur muymuş?’

Bence;

‘Olur.. olur bal gibi olur!’

Bunun şarkısı bile var…

Parası olanın hakkı…

‘Çalışanın’ diyecektim ama herkes çalıştığı için sözcüğü değiştirdim.

Bence bunda biraz da kıskançlık var gibi…

‘Ben gitmiyorsam başkası da gitmesin!’ gibi bir duygu seziyorum…

Ekonomik durumu iyi olan tabii ki sevdikleriyle birlikte olmayı istemez mi?

Bir yandan oteller iflas ediyor diyoruz, diğer yandan ‘olur mu?’ diye açık kalmalarını tenkit ediyoruz…

İşin garibi ne?

Baktım yorumlara; tuzu kuru olanlar da, hatta işletme sahipleri de ‘bravo’ şeklinde görüş bildirmişler…

Son söz:

Geçen yıla göre yüzde 60 turist, yüzde 72 gelir kaybeden turizm sektörü için can suyu denilebilecek destekleri vermeliyiz.

Nedense her şeyi kara gözlükle görüyoruz, arada pembe gözlükleri de kullanmamız lazım…

Madalyonun her zaman iki yüzü olduğunu unutmayalım…

Mühim olan mutlu olmaktır…

Ama otelde, ama evimizde, ama dağ başında…

Mutluluk üzerine de birkaç örnek satır yazmak istiyorum, affınıza sığınarak;

*- Mutluluk örneği

Önce beni mutlu eden satırlar:

‘Değerli büyüğüm, üstadım:

Urla’da yaşıyorum!

2016’da geçirdiğim beyincik kanaması ile yüzde 3 ile hayattayım.

Sadece dengem yok, yürüyemiyorum!

Yürüyemeyince de işime gidemedim, Urla’ya yerleştim.

Sizi büyük bir özenle, yazılarınızı izliyorum.

Uygun zaman dilimi bulursanız; bir kahve ikram etmeyi çok isterim.

Sevinirim…

Sevgi ve saygılarımla…’

Adını, telefonunu, açık adresini veren bu okuyucuma isterseniz ‘Mehmet Bey’ ya da ‘Fatih Bey’ diyelim…

Ya da Ahmet veya Muzaffer…

Beni mutlu etmiş bu daveti ile…

Peki kendisi nasıl mutlu olacak?

‘Pandemi nedeniyle evden çıkmadığımı, kimse ile görüşmediğimi belirtince şu yanıtı verdi:

‘Güzel bir havada, bahçemizde, mesafeli oturabileceğimizi hesap etmiştim!’

Mehmet Bey neden mutlu oluyor?

Bir misafiri ile karşılıklı kahve içmekten…

Yani hepimiz istersek bizi mutlu edecek bir etkinlik bulabiliriz…

Yoksa başkası ile kafamızı yorup kıskançlık nöbetlerine gireriz…

Artık başkaları ile uğraşmayı bırakalım da önümüze bakalım…

Mutluluk en fazla uzağımızda Fatih Bey gibi bir fincan kahvede bile olabilir…

*-

Yaşar EYİCE0532 781 95 18E-Posta:yasar.eyice@gmail.comTwitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın

Top