Kafayı mı yiyorum? Yasar Eyice 

 

*- ‘Sosyal Cinayet’ten haberiniz var mı?

*- Acaba Cumhuriyet Başsavcısına başvurayım mı?

*- Bir söyleşim de ‘tez konusu’ oluyor!

*- Sefarad Kültür Festivali İzmir’de…

YAŞAR EYİCE

*- Ambalaj atıklarını ne yapmalıyız?

*-

TARİŞ’te sendikaya üye olan 7 çalışan bir süre önce işlerinden oldular.

Birçok kuruluş bunu protesto etti ama tabii ki medyada yer almadı.

Çünkü neredeyse hepsi bir yerlere bağlı, ya da uzaktan kumandalı…

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a durum iletildi ve sendika üyesi olmanın bir Anayasal hak olduğunu hatırlatarak, ‘Sendika üyesi olmak suç mu?’diye soruldu.

Bu arada çoğunluk olayı duymadığı ve bilmediği için anımsatayım:

İzmir’imizin Çiğli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki TARİŞ fabrikasında çalışırken Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Gıda Sanayi İşçileri Sendikası’na (Gıda-İş) üye oldukları gerekçesiyle 6 Kasım 2018 Salı günü sendikal örgütlemede görev almış komite üyesi 7 işçi işten çıkartılmıştı.

Şu soru da gündeme geldi:

‘Sendikal örgütlenme hakkını kullandığı için son bir yıl içerisinde kaç işçi işten çıkarılmıştır?’

Sendikalaşma oranı, şu anda yüzde 12’nin altına inmiş ve ülkemiz sendikalaşma oranları açısında Avrupa’nın ve OECD ülkelerinin arasında ne yazık ki sonuncu duruma geldi.

Bu arada, ‘Disiplin Kurulu kararı olmaksızın işçinin işten çıkarılmasının ‘sosyal cinayet’ olduğu vurgulanıyor.

*-

Barış Erol ismindeki bir okuyucum, elektronik posta ile çok yıllar önce Ödemiş- Birgi’de haberini yaptığım bir gazete haberinin kupürünün fotoğrafını çekip göndermiş…

Adımla yayınlanan söyleşi şeklindeki yani röportajın başlığı, ‘Bu caminin yapımı 10 yıl sürdü!’

Sonra yardımcı başlıklar açmış, ‘Duvarındaki aslan heykeli, altın işlemeli minberi ile dikkat çeken Aydınoğlu Mehmet Bey camii, bir mücevher titizliğiyle korunuyor’ demişim.

Barış Erol da, ‘Merhabalar efendim, izin verirseniz bu haberi tez ödevimde kullanmak istiyorum, şayet izin verirseniz hangi gazetede yayınlandığını söyler misiniz ? Şimdiden teşekkür ederim.’ diyor…

Gazetenin adını söyledim, ama ‘Röportaj: Yaşar Eyice’ diye başlayan söyleşiyi anımsamadığımı belirttikten sonra, bu gencimize başarı dileklerimi ilettim.

Bende genelde ‘hayır!’ sözcüğü yoktur…

Yani halkın değişiyle memur zihniyetim yoktur…

‘Bugün git, yarın gel!’ düşüncesi de…

Bu gencimiz bana bol kazançlı bir atılım yapma düşüncesi de getirdi…

Acaba Cumhuriyet Başsavcılığına başvursam mı?

Yok yok, ‘şikayet’ ya da ‘hakaret’ davası açmak için falan değil…

Şu anda yüzlerce bilinçli dosya var, ‘Bana hakaret etti!’ diye…

Birine kızan, haksız kazanç elde etmek isteyen ya da ‘intikam’ duygusunun etkisi altında kalan iki ahbap tanıkla savcılığın yolunu tutuyor.

Devlet memurunun zamanını çalmaktan nedense bu güne kadar tahkikata neden olan yok…

Ya da ‘Yalancı’ tanıklıktan ağır ceza alan da…

Ama cezaevlerinde ‘hakaret!’ suçuyla dolduranların sayısı hiç de az değil….

Bu arada bu gerçek kader tutuklu ya da mahkumlara yürekten ‘geçmiş olsun’ diyorum…

Yakında, Adalet Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar çoğu bunların de serbest kalıp ailelerine kavuşacaklarını sanıyorum…

Seçim değil ama ‘Yılbaşı müjdesini’ yakında duyabiliriz.

Ben Başsavcıya neden gideceğim, ‘yasal bir hakkımdan yararlanmak’ için…

‘Bilirkişi’ olmak için…

Bu bir dilekçeye bağlı…

Başsavcıya vereceğim dilekçede, ‘Yarım asırdan fazla bifiil gazeteciyim’ demek yeterli…

Düşünün her gün onlarca basın davası oluyor, birkaç tanesinde ‘bilirkişi’ gösterilirsem, kazancımı siz hesap edin?

Hakkım olmasına rağmen, tabii ki bu da şaka…

Ama 10 yılı geçmiş, üniversite mezunu her meslektaşım bir dilekçe ile ‘Bilirkişi’ olabilir, bu arada anımsatmak istedim…

Bunu bile ne meslek örgütleri ne de bilenler açıklamıyor, duyurmuyor…

Çünkü herkes kendi ekmeğinin peşinde de ondan…

Paylaşma duygusu unutulmuş bir halde…

*- ‘Kafayı mı yiyorum!’

Üreticiliğinin, sanayiciliğinin yanında bir de ihracatçı unvanı bulunan Mustafa Alhat, binlerce insanımız gibi, ‘Bazen acaba kafayı mı yiyorum?’ diye, düşünüyorum.’ diyor.

Nedenin merak ettik!

Sorun son günlerde, daha doğrusu yaklaşık 10 gündür, özellikle muhalefet tarafından gündemden düşmeyen, ‘stokçuluk’, ‘soğan stokçuları…’

Mustafa Alhat, ‘Soğan stokçuları yakalandı!’ diye haberler okudum.

Zaytung’ta değil, ciddi ciddi…

Bu ülkede daha ne görebiliriz merakla bekliyorum’ dedikten sonra devam ediyor:

Tarımsal ürünlerinin büyük bir çoğunluğu yılın bir kaç ayında hasat edilir ve 12 ay tüketicilere sunabilmek için stoklanmak zorundadır.

Soğan da böyle.

Zeytin, zeytinyağı da!..’

Girişte Akhisarlı Mustafa Alhat’ı tanıtırken, ‘üretici, sanayici ve ihracatçı’ dedim…

Ama sektörünü yazmadım:

‘Zeytin ve zeytinyağı…’

Bu arada şu kadarını da söyleyeyim:

Tükiye’ye Rusya pazarını açan girişimcilerden biri kardeşi Alper Alhat’la birlikte…

Mustafa, ‘Korkarım; yarın öbür gün bize de baskına gelirler’ diyor ve devam ediyor, aydınlatan yazısında;

‘Stokçuluk başka, Karaborsacılık başka bir şey!

Bunu hadi Başkan bilmiyor, danışmanları da mı bilmiyor?’

Bu danışmanlar tüm parti başkanlarının zaman zaman sıkıntıya düşmelerine neden olmuyorlar mı?

Bu de benim görüşüm…

Şimdi Mustafa Alhat’la devam edelim:

‘…Dediğim gibi yılın bir kaç ayı üretilip 12 ayı tüketilmesi istenilen tarımsal ürünler mecburen stoklanır.

Stoklamak hem maliyetli hemde riskli bir yasal ekonomik faaliyettir.

Normal şartlarda yani sıfır enflasyon olsa arz ve talep sabit olabilse falan hasat dönemi fiyatlar düşmeli sonra bir dahaki hasat dönemine kadar artmalı yeni ürün çıkınca tekrar düşmeli.

Testere dişi gibi bir diyagramı olmalı.

Ama tabii bir sürü değişken nedeniyle böyle olamayabilir.

Stoklamayı çiftçi tüccar sanayici veya tüketici yapabilir.

Stoklama kararının temel dürtüsü gelecekte fiyatının artacağı öngörüsüdür.

Eğer böyle bir beklenti yoksa kimse stoklama maliyetini ve bozulma riski gibi şeyleri üstlenmek istemez.

Çiftçi hemen satıp parasını cebine koymak ister pazarlamacı satacağı gün almayı tercih eder.

Tüketici de yiyeceği gün.

Şimdi o yakaladık diye gazetelere resmî basılan soğanlar tarladan çıktıkları gün pazara inse 10 para etmez ama bir ay sonra Reşat altını versen bir tane bulamazsın.

Mustafa Alhat, ‘Yazı uzamasın diye zeytin zeytinyağına bugün bağlamayacağım ama istek gelirse o konuda da görüşlerimi yazarım.’ diyor…

*- İzmir rüzgârını estirdiler

Son aylarda, hatta yıllarda, İzmir’in en önde gelen derneklerinden biri de, Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği (BATÜDER) diyebiliriz.

Sessiz ve sedasız, yani reklamsız olarak büyük işlere imzalarını atıyorlar.

BATÜDER, Kosova’da düzenlenen Business Forum Prizren’e (Prizren İş Formu) beşinci kez katıldı.

Türkiye, Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya ve Bulgaristan’dan bakan, milletvekili, iş dünyası temsilcileri ve ticaret odaları heyetlerinin katıldığı Business Forum Prizren’in açılışında konuşan BATÜDER Başkanı Akın Kazançoğlu, 10 yıldır Kosova ile Türkiye arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

6 ülkeden yaklaşık 600 iş insanının katıldığı 2018 Business Forum Prizren Fuar ve Konferansı’na, Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği (BATÜDER) damgasını vurdu, diyebiliriz.

***-

GÜNCEL

*- Sefarad Kültür Festivali

İzmir Musevi Cemaati tarafından organize edilen festivalle Sefarad Kültürü yaşatılacak.

Başta Konak Belediyesi olmak üzere Tarkem, Kentimiz İzmir Derneği ve İzmir Sefarad Kültür Mirası Derneği’nin de destekleriyle bu yıl ilk kez gerçekleştirilen festivalin geleneksel hale getirilmesi düşünülüyor.

İzmir kentinin ve 16. yüzyıldan itibaren, özellikle bugünün Konak ilçe alanının etnik mozağinin önemli bir bileşeni olan Sefarad toplumunun hafızasında büyük bir kültür birikimi barınmaktadır.

Sefaradlar Anadolu’ya geldiklerinde sadece kendi kültürlerini getirmemiş, yüzyıllar boyunca Müslüman ve Hiristiyan toplumu ile yanyana, iç içe yaşamanın sonucu olarak bu kültürlerden bir çok öğeyi de kucaklamışlardır.

Sonuçta, müziği, mutfağı ,gelenekleri ve sanata yansımaları ile dünyada tek olan, İzmir’e özgü bir Sefarad kültürü ortaya çıkmıştır.

8-9 Aralık 2018 tarihlerinde Kemeraltı’da , bu kültürü çeşitli etkinliklerle İzmir’de ilk kez kutlanacak…

*- Zeliha Sunal’a anlamı bir ödül

Çevre Koruma Vakfı tarafından bu yıl düzenlenen Yeşil Nokta Sanayi Ödüllerin’de çevreci aktivist olarak bilinen sanatçı Zeliha Sunal, ‘Atıksız Yaşam Platforum’da yaptığı çalışmalarıyla ödül aldı.

Çevre konusunda duyarlı çalışmalar yapan, geri dönüşüm projelerine destek veren, kamuoyunun bilinçlenmesine katkı sağlayan kişilerin ve kurumların, Çevko tarafından ödüllendirildiği etkinlikte ödülünü Çevko Genel Müdürü Yaşar Nadir Atilla alan Sanatçı Zeliha Sunal, ‘Öncelik Çevko Vakfına, Ambalaj atıklarına farklı gözle bakmamı sağladıkları ve bu konuda beni eğittikleri için ve bana bu ödülü layık gördükleri için çok teşekkür ediyorum. Bir kişi bir kişidir diyorum.

‘Kadın ve çocukların özellik mutfakta ve oyun alanında, evde tükettikten sonra ambalaj atıklarını, nasıl atmalı, nereye atmaları ve geri dönüştürmek için ne yapmalı?’ bunun için kafa yoruyorum, diyor.

Sanatçı Zeliha Sunal, üç sene önce Youtube da açtığı, Handcraf tv kanalıyla ambalaj atıklarının değerlendirmesi konusunda bilgiler vermeye, kurduğu ‘Atıksız Yaşam Platformu’ ile de çevre etkinliklerine katılarak geri dönüşümün önemini anlatmaya devam ediyor.

 

Please follow and like us:

Bir cevap yazın