İlerlememizi istemeyen cahiller ve hainler her zaman ortaya çıkıyor YAŞAR EYİCE

*- Şimdilerde koltukları korumak için yeni taktikler uygulanıyor

*- Gazeteciler, haberciler ‘emir kulu’ gibi yönlendirilmek isteniyor

*- 10 Kasım öncesinde bir gerici kafa ve genç bir öğrenci…

*- Turistik geziler sürüyor, senin benim paramla

*-

Sabah saatlerinde ‘Basın Grubu’ndan bine yakın gazeteci ya da gazeteci olduklarını iddia edenlere bir hatırlatma geçildi.

Davet yazısında şöyle deniliyordu:

‘Türkiye Odalar Birliği (TOBB) ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından yerel düzeyde düzenlenen finans ve iş dünyası buluşmalarının üçüncüsü olan İzmir toplantısı, 7 Kasım 2018 Çarşamba günü Swissotel Grand Efes’te gerçekleştirilecektir.

Basına kapalı gerçekleştirilecek toplantı öncesi TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve TBB Başkanı Hüseyin Aydın, banka üst düzey yöneticileri ile birlikte toplantıya ilişkin bir açıklama yapacaktır.

Basın açıklaması sonrası, toplantı başlangıcında 4-5 dakika süre ile genel görüntülerin alınmasının ardından değerli basın mensuplarından izin istenecektir.

Bilginize sunar, ön bilgilendirme toplantısını hatırlatır, katılımınızı dileriz.’

Bu ne demek?

Gelin bizim söylediklerimizi dinleyin ve yazın…

Ama kapalı kapılar arkasında ne oluyor?

Yani madalyonun bir yüzü gösteriliyor, diğeri mi yok!

Çünkü birileri birilerine hoş görünmek istiyor…

Bugün Antalya’daki bir İmam Hatip Okulu öğrencisinin cesareti yok, koskocaman adamlarda…

Olayı çoğu yandaş görmek istemeyeceği için ben söyleyeyim:

Son sınıfların ‘fıkıh’ dersine giren Öğretmen, 10 Kasım öncesinde, sınıfta gördüğü, asılı Atatürk Posterine bakıyor ve ‘Hain hain bakan bu adamın fotoğrafını indirin’ diyor…

Hain kim?

Bizi düşmandan koruyan, cumhuriyetimizi kuran, devletimizi kuran Atatürk mü, İmam Hatip’teki bu tavrıyla bu kişi mi?

Öğrencilerden biri buna karşı çıkıyor, Atatürk posterini yerine asıyor ve ben bu kafadaki insanlarla bir arada olamam, ‘isterseniz okuldan atın’ diyerek durumu velisine anlatıyor.

O da şikayette bulunuyor…

‘Yok canım, yanlış anlama’ falan diyorlar ama tabii ki inandıramıyorlar…

Bu arada bizim sanayicilerimiz; üniversite ve sanayi işbirliğini günümüz teknolojik koşullarının gerektirdiği düzeye çıkarmak amacıyla Üniversite-Sanayi İşbirliği Koordinasyon Kurulu protokolünü yenileme kararı almışlar.

Bırakın böyle sözde ve havada kalan anlaşmaları…

Şöyle somut elle tutulur bir çalışmadan söz edebilir misiniz?

Yanılıyorsam söyleyin, düzelteyim…

Bu arada gururla söylüyorlar:

İngiltere’ye yine birileri gitmiş ve İzmir turizmini dünyaya tanıtmışlar…

Güleyim mi, ağlayayım mı?

Gerçek turizmcilere, ya de en basitinden rehberlere sorun bakalım ne diyecekler?

Yahu ‘turistleri gezdiren’ otobüsleri, bunları bırakın faytonları bile işsizlikten kapattık…

Onlarca kişimiz işsiz kaldı…

Gemiler de gelmiyor, uçaklar da….

1960’lı yılları bile arar hale geldik…

Ama İngiltere’ye bizlerin paraları ile gidenlerin bunlardan haberi var mı?

Kendi kendilerine turistik gezi yapıyorlar ama yurtiçi ama yurtdışı bir de ‘iş yapıyor’ gibi kendilerini lanse ediyorlar….

Artık bunları görmenin ve dile getirmenin zamanı da geçiyor…

*- Bugün de var, dün de vardı!

Hemen herkes birilerini pompalamaya çalışıyor.

Şimdi her şeyi unuttuk ‘Belediye Başkanları’ için çalışıyoruz.

Kimi beklentisini karşılayacak olanı, kimi de menfaatlerini kaybetmemek için mücadele ediyor.

Ekipler hazır!

Şöyle çevrenize bir dikkat edin, gerilere doğru, hatta çok uzağa değil bir yıl öncesinden bu yanı düşünün göreceksiniz.

‘Vur abalıya’ derler…

Hâlâ İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu için uğraşanlar var.

Söyledikleri, iddiaları ‘çerez’ bile olmaz….

Kuyruk acısı derler ya, bunlarda var…

Ya istekleri yerine getirilmemiştir, ya da hak etmedikleri yerden alınmışlardır.

‘Hap yap para kap!’ devri bitti…

CHP ile ya da Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile normal zamanlarda bir küçük haber bile yapmayanlar, şimdi, bir geri zekâlının söylediklerini manşet yapıyorlar.

Neredeyse haftanın yedi günü…

Neyse sinirlerinizi daha fazla bozmayayım…

Ama anlatacaklarım belki daha da üzecek…

Bilmekte yarar var, diyorum…

Çünkü hangimiz bir ülkemiz için bir şeyler yapmaya çalışsak hep önümüze bir engel çıkmıştır.

*-

Yalçın Koçak araştırmış;

Cumhuriyetle birlikte her sektörde olduğu gibi savaş sonrası duyulan kalkınma heyecanıyla sanayicilerimiz ciddi yatırım hamleleri yapmış, Savunma Sanayi yatırımlarına hız vermiş, ağır sanayi ve uçak yapımı ile demiryolu ağımızın geliştirilmesi işlerine ağırlık verilmiş.

Bunlar Harp görmüş, barut koklamış nasırlı ellerdi; Ömer Demirağ  İstanbul Boğazına iki katlı köprüyü plan ve projesiyle hazır hale getirtmişken, proje entrikalarla engelleniyor.

Demirağ iflas ettiriliyor.

Uçakları Avrupa da uçarken, Türkiye’de siparişleri iptal edilerek iflasa sürükleniyor.

Borcu olmadığı halde ipoteklerine el konuyor. (Yeşilköy Havalimanı ve Hava Harp okulunun olduğu yerler. ‘Hava Okulu’ gibi boş bir isim yerine Okulun adını Gök Okulu koymuştu.

*-

Şakir ZÜMRE 1939 yılında 1000 kg.’lık bomba yapabilen silah fabrikası sahibi, allem kalem iptal edilen siparişlerle iflas ettiriliyor, döküm soba fabrikasına dönüştürülüyor.

Tezgah büyük?

Kumpas o zaman da var.

*-

Nuri Killigil (Paşa – Azerbaycan Fatihi) Bu kahraman askerlik sonrası ordumuzun ihtiyacı olan silah ve mühimmatı imal etmek üzere Sütlüce’de bir fabrika kuruyor.

400 tezgâh ve 500 işçi çalıştırıyor.

Nuri Paşa Türkiye’nin ilk Endüstriyel silah tasarımcısıdır.

Fabrikasında günde 50 adet şarjörlü ‘Nuri’ tipinde silah üretebilmekteydi, daha nice silah ve mühimmatı üretme kabiliyetimiz 1949 yılında Araplara silah vermeye devam eden Nuri Paşa ve fabrikasına tertip edilen bir sabotaj ve suikast ile 2 Mart 1949’da havaya uçuruldu, Paşa ve 27 arkadaşı şerefli bir şekilde şahadet şerbetini içerek hayatı noktaladılar.

Bu fabrika ve Teknik ekip devam etse biz bugün hangi seviyelerde silah üreticisi olmuştuk?

*-

İsrail devletini 1949’da tanırken, şöyle bir temenni’de bulunmuşuz:

‘Bu devletin Orta Şark’ta bir genişleme ve tecavüz unsuru değil, bir sulh ve sükûn amili olmasını temenni ederiz!’ ne kadar ileri görüşlüymüşüz.

*-

Vecihi Hürkuş’u yazmadan geçemeyiz; Yaptığı uçağı uçurtmayıp, o günün koşullarında sertifika isteyenler uçağını parçalayıp trenle Çekoslavakya’ya götürüp orada tekrar monte edip uçuran ve aldığı sertifika ile uçarak yurda gelen delikanlıyı yazmayalım mı?

Çekler uçağını da kopyaladılar.

Bizimkiler gene faaliyetteydiler ve baltaladılar, şu yaşadığımız günlerde Vestel’in yerli telefonu için yaptığı ‘Durun dediler, durmadık’ reklamı acı ama gerçeklerimizi haykırıyor.

Daha sırada kimler var;

Türk ilaç sanayinin kurucusu Hasan Derman ve daha ismini anamadığımız niceleri, hepsi ülkesi için heyecan duyan insanlardı, ister Gladio deyin, ister karanlık oda, sonuçta Karanlık adamların kara zihniyeti ve içimizdeki uzantıları onları yok etti.

***-

GÜNCEL

*- İstikbal göklerdedir…

İtalyan tersanelerinde kızaktayken bize teklif edilen Averof Zırhlısı gönderilen heyetçe alınmasına rıza gösterilmeyerek, (İngilizlere verilen sipariş, hem de peşin para. Ne para iade edildi ne de sipariş geldi) alınmadı.

Bu Averof zırhlısı Yunanlılarca alındı ve Balkan Savaşı’nda ikmal yollarımızı kesti, Balkanları kaybetmemize sebep oldu.

Kayseri uçak fabrikasının kapanmasına sebep olanları da unutamayız.

Ve daha niceleri?

Savunma Sanayimizde milli projelerdeki mühendis evlatlarımız niye öldürülüyor?

Yerli firmalarımız niçin iflas ettiriliyor.

Kim bu maşalar?

Vesayetsiz bir Cumhuriyet istiyorsak, İcazetsiz bir Demokraside yaşamaksa gayemiz Poligarşik Bürokrasi ve onun üç boyutlu gölgesi olan kayıt dışı Siyaset, kayıt dışı Diyanet ve kayıt dışı Ticaretten kurtulmalıyız.

Artık hainleri alkışlamayalım…

Bu arada yine anımsatmak istiyorum;

Bizim ‘yerli otomobil’ değil ‘Yerli uçak’ yapmamız şart…

Mustafa Kemal’in belirttiği gibi, İstikbal Göklerdedir…

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311
 
Please follow and like us:

Bir cevap yazın